Bu sözler, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ses verecek, nefes açacak, yeni Türkiye'nin omurgalı tavrını gösteren, AB'ye karşı rest çeken sözleri.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı Peres'e rest çektiği, "One minute" diyerek, değişen dünya dengelerinde Türkiye'nin parlak geleceğini ilan ettiği hamleden sonra, bu ikinci "One minute" olayıdır.
Davos olayı Türkiye'nin dış politikasının temel taşı olmuştu.
Türkiye'nin kararlılık felsefesine sahip olduğunu, omurgası olan bir dış politika izleneceğini göstermişti. Nehir yatağında akar diye bir deyimimiz var ve dış politikada nehir şimdi artık yatağında bulunuyor.
Bu rest çekiş, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'nin AB'ye girmemesi için AB kurallarında olmayan koşulları bize şart koşmalarına, Kıbrıs'ta Türkler'i yok farz ederek Rumlar'ı, Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak kabul etmelerine karşı bir tavırdır.
AB çöküş içinde
Türkiye, Anan Planı karşısında en büyük jesti yapmış, KKTC "Evet" derken, Rumlar "Hayır" demişti. Anlaşmayan, zorluk çıkaran Rumlar olmasına karşın, Rum kesimi güya Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak AB üyesi yapıldı.
Kıbrıslı Türkler'i dış dünyadan neredeyse tamamıyla izole ettiler.
Ada'nın yeniden birleşmesini reddetmiş olan Kıbrıslı Rumlar'ı adeta taçlandırdılar.
Cenevre görüşmelerinde Türkiye ve KKTC, toprak tavizine yanaşarak adeta ezber bozdu.
Böyle önemli bir adım karşısında bile, Rumlar'ın ilgisizliği dikkati çekti. Rum kesiminin, 2012 Temmuz ayında AB Dönem Başkanlığı'nı, Kıbrıs'ın tek temsilcisi olarak elde etmesi, oyun oynayacaklarını gösteriyordu. İşte Türkiye, Rumlar'ın ve arkasındaki Almanya ve Fransa'nın oynadığı oyunu sezdi, restini çekti.
MİT eski Daire Başkanı, Prof.Dr. Mahir Kaynak, AB'ye girmeye gerek kalmadığını belirtti, gelişmeleri yorumladı: "AB'ye girmemize gerek yok zaten AB dağılacak. Türkiye, İslam dünyasına yaklaşınca 'Eksen kayması var' dediler. ABD yeni eksen olarak Çin ve Afrika ülkelerini gösteriyor. Bakın ABD, 'küresel ekonomik kriz' diyerek AB ülkelerini dağıtarak yeni haritalar belirleyecek. Türkiye devleti Osmanlı'dan bu yana adeta 'Ulu Çınar'dı, kökünden kestiler. Ama son dönemlerde ülke filizlerinden yeniden doğuyor ve yakında ağaç olacak. Türkiye, artık bölgesel güç oldu. Ben yıllardan beri Türkiye'nin bölgenin gücü olacağını söylemiştim.
Türkiye ordusuyla değil, ekonomisi ve siyasi gücüyle bölgenin adeta dengesi oldu.
Türkiye geldiği yeni konuma göre hamlelerini yapıyor ve AB'ye anlayacağı dilde rest çekiyor."
Ya çözecekler ya...
Diplomatik çevreler, Türkiye'nin son tarihi hamlesinin Kıbrıs'ta Rumlar'ı ve Yunanlılar'ı köşeye sıkıştıracağını vurguladılar, "Ya çözecekler ya çözecekler, yoksa çözülecekler" diyerek, gelinen son noktaya işaret ettiler: "AB, Yunanistan'ın baskısı altında kalmaktadır. Kıbrıs sorununun bugünkü aşamaya gelmesinde olduğu gibi gelecekte 'çözümsüzlüğe' sürüklenmesi halinde de sorumluluk büyük ölçüde AB'ye ait olacaktır. Güney Kıbrıs'ı, uluslararası antlaşmalara aykırı olarak ve koşulu sadece Türk tarafına dayatarak tam üye yapması, hatalar zincirinin başlangıcı ve kaynağı oldu.
Kıbrıs Türk toplumunu "kurucu ortaklık statüsünden" Kıbrıs Rum devletinde bir azınlık statüsüne indirgemek yönünde teşebbüsleri eksik olmamıştır. Kıbrıs'ta çözüm için son fırsat geldi. Türkiye çok önemli toprak tavizlerini bile masaya koydu. Gelecek yılın başına kadar anlaşma olması zorunlu hale geldi. Anlaşma olmazsa Rumların oyunu artık biter. Buradan da bir anlaşma çıkmazsa ada bölünmeye gider.
Bu kaçınılmaz olur.
Kıbrıs'ta bir devlet olacaksa, bunun parametreleri bellidir. Bu Ada'da iki ulus ve iki devlet vardır. Bir devlet kurulacaksa, bu iki devlet kuracaktır. Parametreleri de iki ulusun siyasal eşitliği ve iki kesimliliktir. Eğer Kıbrıs'ta bir devlet kurulamayacaksa, o zaman iki devlet ayrı yaşamayı öğrenmek zorunda. Bir devlet olmayacaksa, iki devlet olur. İki devlet yollarına devam ederler.