Sedat Laçiner'den TAKVİM okurları için bir analiz yapmasını rica ettim.
Prof. Dr. Laçiner, "zirve sonuçlarına baktığımızda ABD ve diğer 'dostlar'ın Suriye'ye doğrudan müdahaleye bir adım daha yaklaştıklarını söyleyebiliriz" dedi ve bazı detaylar verdi: "İstanbul Zirvesi'nin en önemli sonuçlarından biri taraf değiştiren askere maaş verilmesi konusunda mutabakata varılması oldu.
Böylece Suriye Ordusu'nun altı oyulmuş olacak. Gerekli fonu Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri oluşturacak. İstanbul sonrasında 'insani yardım' başlığı altındaki bu yardımlar daha da artacak. İstanbul Zirvesi'nin bir diğer sonucu ise Annan Planı'nın yetersizliğini ve çökmeye mahkûm olduğunu ilan etmiş olmasıdır. Çin ve Rusya'nın Suriye'ye desteği de koşulsuz ve süresiz değildir. Gelişmeler farklı modelleri ortaya çıkaracaktır'' BM Planı çare mi? sorumu Prof. Dr. Laçiner şöyle değerlendirdi: "Esad İstanbul toplantısı öncesinde sürpriz bir hamleyle Annan Planı'nı kabul ettiğini açıkladı. Ancak onu ve Suriye'yi iyi tanıyanlar bunun sadece taktiksel bir adım olduğunu ve Annan Planı'nın Suriye'ye barış getiremeyeceğini çok iyi biliyorlar. Nitekim Esad, 'Önce diğer ülkeler Suriye'deki isyancıları silahlandırmayı bıraksın, biz de planın gereklerini yerine getirelim' demeye başladı bile.
Ancak anlaşılan o ki Suriye'deki işkence daha sürecek."
KARARSIZLIK
Prof. Dr. Laçiner, Suriye'de Batı'nın kararsızlığını analiz etti: "Ultra-laik bilinen Esad rejimi giderse yerine İslamcıların geleceği, yönetilemez hale gelecek Suriye'nin Ortadoğu'da yeni bir Afganistan'a dönüşeceği endişeleri Suriye konusunda kesin kararın verilmesini zorlaştırıyor. 22.7 milyon kişilik ülke nüfusunun yüzde 10'unu oluşturan Hristiyan azınlık bile bu kaygılardan dolayı Esad'a açık destek veriyor. Esad da Hristiyan azınlığın endişelerini çok iyi manipüle ediyor.
Ruslar ve Çin Batı'ya güvenemiyor, Hristiyan Suriyeliler ise muhalif Suriyeliler'e. Suriye'yi temsil edecek muhalefette de tam mutabakat yok. Bu belirsizlik Suriye'de geçiş sürecinin kanlı olmasına neden oluyor."
SURİYE DENKLEMİ
Suriye kanallarında meydana gelişmeler hakkında başka kaynaklar şu bilgileri verdi: "Suriye denkleminde, uluslararası taşeron örgüt PKK'nın izlediği taktikler dikkatle izleniyor.
PKK , "Kürt hakları" için savaş veren bir örgüt olmaktan ötede, yabancı servislerin manüplasyonunda Ortadoğu'nun değişen dengelerine göre ayarlanmış bir görünüm sergiliyor.
Ortadoğu'nun kaygan konjonktüründe savaşı tırmandırıp yeni statüler elde etme planları yapıyor. Esad yönetiminin varlığı devam ettikçe bu tehlike var demektir. Çünkü PKK önümüzdeki dönemde Suriye'de gelişecek olayların elverdiği konjonktüre göre bir savaş yürüteceği ortada.
PKK'nın servisler emrinde yürüteceği şiddete, denkleme yeni girdiler eklendikçe daha da karmaşıklaşacak gibi görünüyor.
Son tespitlere göre, 2 bin PKK'lı Suriye'nin Afrin şehrindeki Kurmen Dağları'na yerleşiyor, Suriye muhaberatı teröristlere silah bile dağıtıyor.
PKK'nın üst düzey sözde komutanları arasında liderlik kavgası başladı. Suriye denkleminde, Bahoz Erdal'ın Murat Karayılan'a karşı liderlik savaşına girmesi dikkatle takip ediliyor."
SURİYE'DE PKK-PYD
Suriye, muhalefetinde, Esad'ın yanında yer alan PKK güdümündeki PYD'nin oyunlarına dikkat çekildi: "Kamışlı dışında, PKK'ye yakın siyaset yürüten PYD (Demokratik Birlik Partisi) en etkin Kürt partisi konumundadır. Qamışlo'da ise PYD dışındaki diğer Kürt siyasi hareketleri etkindir.
Bunlar arasında da Barzani'nin KDP'sine yakın Suriye Kürt Demokrat Partisi (S-KDP) ile Talabani'nin KYB'sine yakın PPDKS (Suriye Kürtleri İlerici Demokrat Partisi) bulunuyor.
PKK kontrollü PYD, Suriye içinde bir statü elde etmek için Esad'ın yanında bulunuyor. PKK ve Suriye PYD'si hem İran'ı, hem Suriye'yi gözetiyor. İran PKK'sı PJAK'ında Suriye'deki varlığı dikkatle gözlenmektedir."