CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

'İran rahatsızlığı' artıyor

Eklenme Tarihi 14 Ağustos 2012
Türkiye'de "İran" kızgınlığı giderek artıyor. Türkiye'nin en sıkıntılı günlerinde Başta Amerika ve Batı dünyasını karşısına alarak, BM'de İran'ın yanında durması, İran'ın Batı ile arasının açılmaması için gösterdiği dost komşu ilişkilerine vurduğu darbeler, İran kızgınlığını artırıyor. Şemdinli'ye saldıran PKK militanlarının önemli kısmının İran'dan gelmiş olması, Türkiye halkının sabrını da taşırmış durumda. Nitekim, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, Kandil'deki PKK lideri Murat Karayılan'ın İran tarafından yakalanıp bırakılmasına yaptığı vurgulama, Türkiye'nin sabrının taştığını gösteriyor. Herhalde, İranlılar Türk İstihbarat Teşkilatı'nı iyi tanımamışlar.
MİT'in Kandil'deki Karayılan'ın İran'a geçişlerini, İran hastane ve kamplarına girip çıkmasını takip ettiğini iyi bilmelidir. Karayılan'la Suriye için yapılan anlaşmanın farkındayız.
PJAK'la mücadeleden vazgeçen İran'ın, PKK militanlarının İran'a geçmesini sağladığını iyi bilmekteyiz.
İran rahatsızlığının boyutlarını tesbit etmek için konuştuğum Dışişleri Bakanlığı, "İran masası" uzmanları ve Dış Politika danışmanları, İran'ın değişik tavırlar göstermesinin anlamlı olduğunu belirtti. İran'ın, Irak (Başbakan Maliki), Suriye-Lübnan hattında kurulmuş olan, Şİİ hilalinin kırılmaması için Türkiye'yi rahatsız eden girişimler içinde olmakla suçladı. Özellikle İran Dışişleri Bakanı, Ahmet Davutoğlu ile Ankara'da görüşmeye geldiği anda İran Genelkurmay Başkanı Firuzabadi'nin Türkiye'yi tehdit eden konuşmalar yapmasının, Türk Devlet Aklı'nı çok rahatsız ettiğine işaret ettiler.
General Hasan Firuzabadi'nin garip sözlerini hatırlayalım: Suriye'ye komşu bazı ülkeler "büyük şeytan"
ABD'nin hedefleri doğrultusunda hareket ediyor. Bu ülkeler bu yaklaşımı sürdürürse, Suriye'den sonra sıranın Türkiye'ye ve onlara geleceğini bilmeliler" diyor ve Suriye'de akan kandan Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'ın sorumlu olduğunu ileri sürüyor. Bu noktada bir uyarıda bulunalım: İran Dışişleri Bakanlığı'nın ayrı, İran Genelkurmayı'nın ayrı telden çalması, yönetimde bir ikilik olduğuna işaret ediyor ama konuştukları ülkenin Türkiye olduğunu akıllarından çıkarmamalarında büyük yarar var.
Suriye bağlamında, Türkiye'ye karşı İran hataları devam ederse, bunun yarını da olacak. Nitekim, Ortadoğu Küresel güçlerle yeniden dizayn edilirken, ABD'nin bu değişimde hedefinin İran'ı etkisiz hale getirmek olduğunu biliyoruz. İran'ı masaya yatıran stratejistler, bazı önemli noktaları şöyle vurguluyorlar:
ABD, İran'ın füzelerini etkisiz kılacak önlemler alıyor, ABD ve Körfez ülkeleri İran'a karşı füze sistemi üzerinde çalışıyorlar.
İran'ı etkisiz kılacak Suriye ve Hizbullah gibi ortakları da giderek etkisizleştiriliyor. Hamasİran bağlantısı bir süre önce kopartıldı.
Suriye'de Esad'ın 2013 yılı başlarında yönetimden uzaklaşması hesap ediliyor. Bu durumda, bu anlamda İran'a çok ağır bir darbe olacaktır.
Sıranın, İran'da rejimi değiştirecek bir İran Baharı, Tahran'a vurulacak en son darbe olacak.
ABD, Esad'ı ve İran'ı ötekileştirmeye devam edecek.
Rusya da gidişattan rahatsızdır.
İran'da da rejimin düşme ihtimali Rusları kaygılandırdığı için, Suriye'de rejimi koruma zorunda kendilerini hissetmektedirler...
Tamam, İran'ın Arap Baharı Tahran'a ulaşmasın diye ateşi olabildiğince uzakta tutmaya çalışması anlaşabilir bir durum. Fakat yaptığı stratejik hatalar, Türkiye dostluğunu kaybetmeye doğru gitmektedir. Bir gün İran'da Arap Baharı başlarsa, İran Türkiye'yi yanında bulamayacaktır. Çünkü Tahran'da 'bahar' başlarsa, Kürt, Türkmen ve Azeri boyutları olacak ve bu durumda Türkiye, İran'ı zorlayacak en önemli aktör haline gelecektir.

Mülteci sayısı artarsa

Suriye olayı başladığı zaman, Türkiye uzun dönemli planlar hazırlamıştı. Buna göre Suriye'den Türkiye'ye gelecek mülteci sayısı 100 bine yaklaşırsa, stratejik kararlar alınacaktı. Bu sayıya hızla yaklaşılıyor.
Türkiye'nin yeni hamleleri planlanıyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "Mültecilerin Suriye içinde korunması gerekebilir" açıklaması işaret fişeği olarak yorumlanıyor. "Tehdit sadece askerî değildir.
Sınırımıza yüz binlerce insanın akın etmesi durumunda kendi güvenliğimiz için Suriye içinde güvenli bölgelere başvurabiliriz. Her şey sahadaki gelişmelere bağlı" yorumu Başbakanlık koridorlarında seslendirilmeye başlamış durumda. Krizin en başından beri tartışılan tampon bölge seçeneği sadece Türkiye'de değil, başta Amerika olmak üzere Batılı ülkelerde de artık çok daha açık şekilde dillendirmeye başladığı aktarıldı. Ankara'nın düşüncesini, "Suriye içinde savunma amaçlı güvenli bölgeler oluşturmak" olarak açıklayan stratejistler, bunun için o bölgenin Esad güçlerinden arındırılması ve uçuş yasağının sağlanması gerektiğine işaret ediliyor.
Bu durumda karşımıza Rusya ve Çin'in tavrı çıkıyor. Türk Dışişleri Bakanlığı, yüz binlerce kişinin komşu ülkelere sığınması durumunda Rusya'nın hâlâ aynı tavrı göstermesinin kolay olmayacağını belirtiyor. Verilen şu bilgiyi çok dikkate almalıyız: Yüz binlerin aştığı bir durumda artık Türkiye'nin güvenliği meselesi devreye girecektir. Yüz binlerce sığınmacı güvenliğimiz ve istikrarımız için bir tehdit özelliği kazanmış olacaktır.
Başbakan Erdoğan'ın Moskova'da Rusya Lideri Putin ile bu konuyu da enine boyuna konuştuğu anlatılıyor."

SONUÇ
Başbakan Erdoğan, Putin görüşmesi ve ABD Dışişleri Bakanı Clinton-Erdoğan-Davutoğlu temasları, bizi bir sonuca doğru götürüyor. Esad'ın gidişi için son hamleler hız kazanırken, Tarih olarak, 2013 Şubat olarak gösteriliyor.