CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Gül'ün uyarısı

Eklenme Tarihi 04 Ekim 2011
Kıbrıs üzerinde son kozlar oynanıyor. Doğu Akdeniz'de oynanan uluslararası oyunların gölgesinde Kıbrıs denkleminin nasıl çözüleceği merak ediliyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün TBMM açılış konuşmasında, Kıbrıs'ta yaklaşık 1 yıl içinde ortaya çıkacak tabloyu gösteren bir uyarıda bulunması dikkatlerden kaçmadı.
Cumhurbaşkanı, Kıbrıs üzerinde Avrupa Birliği'nin izlediği ikiyüzlü politikayı deşifre ederken, dikkati çeken bu uyarıyı yaptı: "AB, Ada'da birleşmeyi tamamen imkansız kılacak bir sürecin başlamasının müsebbibi olacaktır.
Böyle bir sürecin doğurabileceği neticeleri, herkesin er ya da geç kabullenmek zorunda kalacağını şimdiden hatırlatmak isterim."
Bu sözlerin nereye dayandığı ortada.
Kıbrıs'ta iki ayrı devletli bir döneme gidiyoruz.
Kıbrıs Türk Devleti ve Kıbrıs Rum Devleti. Bunun sonucu olarak Rumların Kıbrıs'ı temsil etmeleri ortadan kalkacaktır.
Gül, "AB ilk defa, kendi iç sorunlarını çözmemiş, ülkesinin tamamını temsil etmeyen bir yönetimi bünyesine alarak, kendi ilkelerini ihlal etmiştir. Şimdi böyle bir 'yarım yönetim'in, 2012'nin ikinci yarısında AB'ye Başkanlık yapıyor duruma gelmesi, AB'nin zafiyetini gösterecektir" derken, son uyarılarını yapmış oluyor.
Başbakan Erdoğan'ın Avrupa Birliği'ne rest çeken tarihi uyarısından sonra devletin zirvesinden gelen bu ikinci uyarı, Fransa ve Almanya'ya, "köprüye girmeden son istasyon" uyarısı anlamındadır.

* * *
OYUNLARIN ARDINDA DOĞU AKDENİZ VAR

Prof. Dr. İlter Turan önceki haftalarda bir televizyon proğramında çok anlamlı bir açıklama yaptı: "AB, Rumları hemen üye yapmada acele etti. Fransa ve Almanya yıllar önceden Doğu Akdeniz'de petrol ve gaz rezervi olduğunu istihbarat raporlarına göre biliyordu. Bunlardan sadece Rumlar ve Yunanlılar faydalansın istiyordu. Bunu bana, bir Avrupalı profesör yıllar önce söylemişti' Prof. Dr. Turan'ın bu önemli açıklaması Kıbrıs oyununun ardını çok açık gösteriyor. "AB ne zaman Rumları aldı? Rumlar Annan Planı'nı neden reddetti?" sorularının cevabını şimdi iyi anlamamız mümkün oluyor.
Esas kavga, Kıbrıs'ta çözüm değil, Avrupa'nın önümüzdeki 100 yıllık enerji ihtiyacını karşılayabilecek ölçüdeki petrol ve gaz rezervleridir.
Bu tespitler ışığında şunlar konuşuluyor: "AB, Kıbrıs adasının tümünü AB'nin içine almak suretiyle, yıllar önceden Doğu Akdeniz'deki petrol ve gaz rezervlerimizin tümünü kontrol altına almaya çalışmıştır.
Bunu yaparken iki hususu göz önünde bulunduruyorlar. Birincisi Türkiye'yi bu rezervlerin uzağında tutabilmek, ikincisi de başlatmış oldukları çalışmalara uluslararası hukuk kılıfı uydurmaya çalışmak.
Rum'ların Annan Planı'nı reddetmesinin arka planında, Kıbrıs'ta iki kurucu devleti esas alan federatif modeli isteyen iktidarın bu hayali Rum yönetimine ters. İsviçre modelini öngören Annan Planı'nı reddetmeleri de bu yüzdendi zaten.
Kıbrıs Türkleri'nin adaya ortak olması anlamına geliyordu. Rumlar ortak istemiyor.
2007 ve 2008 sonrasında yeniden başlayan Kıbrıs müzakerelerinin aynı yerde saymasının altında bu yukarıda sayılan neden yatıyor."