Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın "Cumhurbaşkanımız kendisini tebrik edecek. Böyle bir temasın olması ikili ilişkiler anlamında önem arz eden konulardır. Şu anda kesinleşmiş planlanan bir şey yok ama muhtemelen ziyaret konusunda Ocak-Şubat gibi tablo netleşir" açıklamasını yaptı. Son güne kadar öyle görüntüler verildi ki, defolu Hillary Clinton'ın kazanmasını sağlayacak biçimde, karşısına, bulunabilecekler arasından Trump'ın çıkarılması ve kazandırılması bir sürpriz mi, değil mi? Clinton'ın kazanacağı izlenimi verilirken, Trump'ın kazanması konusunda iki görüş hararetle tartışılıyor.
1) Amerikan halkı Trump'ı seçerek, Amerikan müesses nizamına bir ders verdi.
2) Amerika güç odaklarınca bir derin oyun sahnelendi. Clinton öne çıkarıldı, Trump kazandırıldı. Oyun içinde oyun/ters manyel stratejisi olabilir mi? (Sağ gösterip sol vurmak.
Tersten gaz verme yöntemi) Derin Amerikan siyasetini dizayn etme gücüne sahip olanların durumu Trump'ın kazanması/kazandırılması üzerinde daha çok tartışmalar olacaktır. Çünkü bu gökkubbenin altında hiçbir şey gizli kalmaz. Amerika'da seçim devam ederken, Ankara'da Rusya lideri Putin'in danışmanı Aleksandr Dugin önemli temaslar yapıyordu. AK Parti'nin Meclis Grup Toplantısı'na katılan Rus siyaset bilimci Dugin'in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Türkiye'ye stratejik ortaklık teklif ettiğini söylemesi dikkatleri üzerinde toplarken, milletvekilleri ABD'de kim başkan olursa, Türk- Amerikan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini konuşuyordu. Peki, dünyayı yeniden iki güç etrafında şekillendirmekte önemli mevziler elde eden Putin'in danışmanını tam Amerika seçimleri sırasında Ankara'ya göndermesi bir tesadüf mü? Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın uygulamakta olduğu, parçalanmış Müslüman devletlerini ve Asya'nın Türk devletlerini bir araya getirme stratejileri, dünyayı yeniden paylaşmakta olan ABD ve Rusya'nın, dikkatle değerlendirmesine yol açmaktadır. Türkiye'nin bir taraftan Rusya'nın diğer taraftan ABD'nin radarlarında yer almasını nasıl okumak lazım?
Dünyanın 2 numaralı gücü Rusya lideri Putin'in danışmanı Dugin'in Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a, stratejik ortaklık teklif etmesi, Trump'ın mukakkak dikkatini çekecektir. Göreve resmen başlayacağı 20 Ocak 2017 günü Trump'ın yeni Dışişileri Bakanı ve Savunma Bakanın verecekleri Türkiye mesajları, Putin-Erdoğan merkezli olacaktır. Bu bağlamda, Trump'ın bazı konuşmalarını yeniden hatırlatmakta yarar var:
ERDOĞAN'A GÜVENİYORUM:
Trump, 15 Temmuz darbe girişiminden kısa süre sonra verdiği bu röportajda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a da övgüde bulundu ve "15 Temmuz'da, yaşananları tersine çevirebildiği onu çok takdir ediyorum... Bazıları (darbe girişiminin) tertip olduğunu söylüyor ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum" dedi.
ERDOĞAN-PUTİN-TRUMP:
Trump Ortadoğu'daki savaşlarla Amerika'nın değil Ortadoğu güçlerinin kendilerinin baş etmesi gerektiğini düşünüyor. Türkiyemizin lideri Erdoğan güçlü bir lider. DEAŞ'ı yenmek için hem Türkiye ile hem de Rusya'yla çalışmak durumunda bulunuyor.
GÜLEN'İN İADESİ:
Ankara ile Washington arasında son dönemde yaşanan gerginliklerin başında, 15 Temmuz darbe girişiminde taşeronluk yapan Fetullah Gülen'in iadesi bulunuyor.
ABD Türkiye'yi bir müttefik olarak tutmak istiyorsa, ya iade edecek, ya da bir başka ülkeye göndererek bir orta yol bulacaktır.
SONUÇ: Yazımı, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Cemil Ertem'in analiziyle noktalıyorum: "Trump döneminde ABD'nin Pasifik'e verdiği ağırlığı Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya tarafını da kaydıracaklar. Bunun için ABD, bütün bu bölgede Türkiye gibi güçlü eksen devletlerin, Pasifik'te bir Çin gibi, yeni hegemonyanın ortağı olmaması için çalışacak ve her türlü yöntemi kullanacak, kullanıyor da... Bulunduğumuz bölgede barış, ABD ile gelmeyecek, ABD'ye rağmen gelecek..."