Atatürk'ün ne yaptığına bakarak, tartışmanın esasının ne olması gerektiği üzerinde duralım.
Atatürk, bir vatanın oluşmasını sağlayarak, Türk ve Kürt, Çerkes, Arap'ın, Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan bu milletin, "Milli birlik ve beraberlik içinde, bir arada yaşaması için" hayatını verdi...
Atatürk'ün ruhunu huzursuz eden, Meclis çatısı altında milli birlik ve beraberliğin konuşulması, bir çözümün bulunması değil, milletin evlatlarının birbirini yemesidir.
Atatürk, "demokratik açılımların TBMM çatısı altında konuşulmasından, müzakere edilmesinden, en doğrusunun bulunmasından ve demokratik çözümlere ulaşılmasından" elbette memnun olurdu.
Atatürk'ün kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çatısı altında, demokratik şekilde vatandaşlara yönelik açılımlar, haklar, özgürlüklerin tartışılması, görüşülmesi, en uygun çözümler bulunmasının 10 Kasım'da yapılmasından, neden rahatsızlık duyulsun?
Önemli olan tartışma günü değil, demokratik tartışmaların yapılmasıdır.
Milli birlik
Milletimiz, sergilenecek siyasi tutumların, milli tabloyu daha da "germeye" değil, birlik ve bütünlüğümüze daha fazla hizmet etme kaygısıyla ortaya konulmasını istiyor. Türk siyasetinin aktörleri, meseleyi "günlük siyasetin" bir konusu olarak görmemelidir. Mesele Türkiye'nindir. Dolayısıyla meseleye bu ciddiyette yaklaşmak gereği vardır. Türkiye tarihi önemde günler yaşıyor. Siyaset kurumunun bu ciddiyet ve ağırlığı hissederek rolünü oynaması, "açılımdan yana" veya "açılıma karşı" olmanın ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Sorunlarımızın tamamı 'büyük liderlik' isteyen, 'siyaseten riskli' konular.
'Kürt açılımı' en önemlilerinden birisi. Başbakan Erdoğan bir riske giriyor, politik bir riske. Erdoğan, kendisi adına riske giriyor, ama ülkemizin uzun vadedeki çıkarlarını düşünüyor. Türkiye tarihi sorunlarını kendisi çözmek zorundadır. Gün siyasi hesapların yapılacağı gün değildir.
Hükümet oyunu koruyor
Acaba olup bitenlere Türk halkının çoğunluğu nasıl bakıyor? Kamuoyu yoklamaları ne diyor. Son günlerde üst üste kamuoyu araştırmaları yayınlanıyor. Muhalefet partileri, iktidarın ciddi bir erime içinde olduğunu iddia ediyor.
SONAR, AK Parti'yi yüzde 31,7, CHP'yi yüzde 28,2, MHP'yi ise yüzde 19,5 gösterdi.
ANAR'ın sonuçları, AK Parti'yi yüzde 38, CHP'yi yüzde 23, MHP'yi yüzde 16 gösteriyor.
GENAR, AK Parti yüzde 37.5, CHP yüzde 24,7, MHP yüzde 17.5 rakamlarını buldu.
Siyasi tablo yaklaşık olarak ortaya çıkıyor. AK Parti'nin, tüm olumsuzluklara rağmen son seçimdeki oyunu koruduğu anlaşılıyor. Küresel ve uluslar arası gelişmeler hükümeti zorluyor, yıpratıyor. Büyük küresel mali krizi birçok ülkede hükümetleri derinden sarsıyor. Yaşanan ekonomik çalkantı ve küçülme tablosu, ciddi siyasi sonuçlar doğuruyor.Türkiye'de yaşanan küresel sıkıntıların yarısı başka bir hükümet dönemine denk gelse, ortada hükümet kalır mıydı? Partilerin içi ne olurdu? İstikrarlı bir ülke bulunur muydu?
Krizin en derin olduğu bu dönemde hükümetin oyunu korumasının derin anlamı vardır.
Halkımız, siyasi aktörlerin çözüm önerileri getirmesini bekliyor. Sorunların çözülmesini istiyor, istikrarın devamını düşünerek, demokratik rejime sahip çıkıyor.