İkinci 10 yıl süreci, en başta, Türkiye Cumhuriyet'in 100 yılına doğru yürüyüşünü etkileyecek, yönlendirecek çok yönlü özellikler içermektedir.
İkinci 10 yılda Ak Parti'nin geleceği, yalnız bir siyasal partinin kaderinden ötede, Yeni Türkiye'nin de dünya denkleminde alacağı mevziyle de bire bir örtüşmektedir. 'Ak Parti iktidarının birinci 10 Yılda Türkiye'yi kazandırdığı mevziler nedir' ve 'Bu mevziler ikinci 10 yılda nasıl kullanılacak' sorularına cevap arayarak, hassas gelişmeleri masaya yatıralım:
Birinci 10 yılın ana başlığı, Türkiye'nin değişim sürecini yakalamasıdır. Ak Parti iktidarının, halkımızın değişim talebinin motoru olmasıdır.
Türkiye, 2002-2012 arasında önemli sarsıntılarla karşılaştı. Ama sonunda, vesayete son verildi ve cumhuriyet gerçek sahibi halkın eline gerçekten geçebildi.
Başka ülkelerde 100 yılda gerçekleşen değişim ve dönüşüm, bizde 10 yıl gibi kısa sürede önemli mevziler kazandı. Bir halk hareketinin ortaya çıkardığı Ak Parti olgusu geçtiğimiz son 10 yılda toplumsal olası parçalanmaların önüne geçme şansını yarattı.
Son 10 yılda, ülkemize özgü değer sistemleri uluslararası değerlere yakınlaştırıldı. Gerek küreselleşmenin getirdiği yenileşme gerekse de Ankara kriterleri toplumsal yaşamın hücrelerini değiştiriyor.
Son 10 yıl içinde Türkiye çok değişti... 75 milyona dayanan nüfusumuzun %70'i kentlerde yaşıyor. Bu çok önemli bir toplumsal değişim göstergesidir.
İstanbul büyük sermayesine dayanan tekelci yapı, Anadolu sermayesinin hemen her alanda etkili olması ile kırılıyor.
Eski Türkiye'nin devletçi ve vesayetçiliğe dayanan ekonomik ve siyasal modeli, yerini hem ekonomide hem de toplumsal yaşamda çoğulculuğa bıraktı.
Bütün bu gelişmelerde, (Ak Parti ) Başbakan Erdoğan, Yeni Türkiye sürecinin çok önemli bir aktörü oldu.
İkinci 10 yıl
Ak Parti iktidarı ikinci 10 yılda ne yapacak? 'Yeni Türkiye'nin "Yeni Merkez" Partisi Ak Parti, Yeni paradigmaların üzerine siyaset inşa etmeye devam edecektir.
TC'nin kuruluşunun 100'üncü yılı olan 2023'ü hedefleyen Ak Parti hem içte ve hem de dışta önemli virajlardan geçecektir.
İkinci 10 yılın önemli mevzi başlarından birisi yeni anayasa olmaktadır. Yıl sonuna kadar yeni anayasa çıkarılamadığı takdirde, ikinci 10 yılın çıkış hatlarında sıkıntı söz konusudur. Çünkü çoğulculaşmış toplumsal yapımızı artık 12 Eylül anayasası ile yönetmek mümkün değildir.
Türkiye'nin tüm yeni dinamiklerini içine alacak özgürleşme ve demokratikleşme ancak yeni bir anayasa ile mümkün olacaktır.
Başkanlık sistemi
Türkiye'nin önündeki üç yıllık süreç, sadece Ak Parti iktidarı ve Başbakan Erdoğan için değil, Türkiye'nin de kaderinin şekilleneceği bir demokratik hamle dönemini içermektedir.
2014 yılında halkımızın ilk defa Cumhur-Başkan seçecek olması, siyasal ve toplumsal dinamiklerin yerinden oynamasına yol açacak gelişmelere gebedir.
Yeni anayasa yapılamadığı takdirde, mevcut anayasa ile Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçimine giderse, şöyle bir tablo karşılaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır: "Halkımızın en az yüzde 50 ve üstündeki oyuyla gelmiş bir Cumhurbaşkanı ve yüzde 50 altında oyla gelmiş bir Başbakan tablosu.
Böyle bir durumda, aynı siyasi zeminden gelseler bile Cumhurbaşkanı Başbakan'ı rahat bırakmayacaktır. (Ben senden daha güçlüyüm) diyecek Cumhurbaşkanı mevcut yetkileriyle sarsacak durumdadır.
Hele, Cumhurbaşkanı ve Başbakan farklı siyasi zeminlerden gelmişlerse bir siyasi çatışma potansiyeli bulunmaktadır'' Eski dönemleri hatırlayalım:
Mevcut anayasanın yasamayürütme sisteminde, Merhum Turgut Özal, göreve gelmelerine yardımcı olduğu Başbakan Mesut Yılmaz'la, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller ile hep çatışma içinde olmuşlardı.
SONUÇ: Mevcut anayasa değişmediği takdirde, Türkiye halkın seçtiği cumhurbaşkanı ile bir Başbakan'ı beraber götürmekte zorluk çekecektir.
Türkiye'nin gelecekte çatışma yaşamamak için yapması gereken hassas bir durum ortada duruyor. Peki, Başkanlık ve yarı başkanlık sistemine üç partinin(CHP-MHP-DTP) karşı çıktığı bir süreçte bu sıkıntı nasıl çözülecek?
Başbakan Erdoğan ve Ak Parti'nin, Türkiye'nin önünü açmak için, muhakkak bir referanduma gidişin yolunu bulması gerekiyor.
Olmadı diyelim. Bir öngörüm var:
Çankaya'ya mevcut yetkilerle Tayyip Erdoğan seçilir. 2015 yılında genel seçim olacak. Ak Parti yüzde 50'lik gücünü devam ettirdiği takdirde, 2015 yılı genel seçimlerini kazanır. 330 milletvekili üstüne çıkarak, bir Başkanlık-Yarı Başkanlık referandumuna gidilir.
İnanıyorum ki, olası sıkıntının tehlikesini halk ortadan kaldırır. Halkımızın değişim dinamiği, 2023'e giderken uçuşa geçmek isteyen Türkiye'nin önünü açmaya muktedirdir.