BAZI şehirler vardır, bir ülkenin sınırları içine sığmaz. Mekke işte böyle bir şehirdir. Mekke, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların kalbidir. Millî Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan'a askerî kuvvet ve yeteneklerin konuşlandırılması için gerekli tedbirlerin görüşüldüğünü açıkladı. Devletin bu gündemi sıradan bir gelişme değildir. Bu cümleyi iyi okumak gerekiyor. Çünkü mesele artık sadece silah satmak değildir. Mesele sadece İHA göndermek değildir. Mesele sadece hava savunma sistemi vermek değildir. Türkiye'nin, İslam dünyasının kalbinde bulunan kutsal toprakların güvenliğine askerî gücüyle katkı sunabilecek bir konuma gelmesidir. Ve bunun Türkiye açısından anlamı, bir askerî birlikten çok daha büyüktür. Mekke yeryüzündeki tüm Müslümanların ortak kalbidir. Milyonlar her yıl buraya akar. Hepsinin dili farklıdır. Rengi farklıdır. Coğrafyası farklıdır. Ama Kâbe'nin karşısında hepsi aynıdır.
İşte Mekke'yi farklı kılan da budur. Bu yüzden kutsal toprakların güvenliği sadece Riyad'ın güvenlik dosyası değildir. İslam dünyasının ortak hassasiyetidir. Türkiye'nin bu güvenliğe katkı sunması halinde ortaya çıkacak sonuç da yalnızca askerî olmayacaktır. Bir Türk askerinin kutsal topraklarda güvenliğe katkı verdiğini gören milyonlarca Müslümanın zihninde Türkiye'ye sevgi ve minnet seli okyanuslara dönüşecektir. Herkes "Osmanlı'nın torunları bizim yanımızda." diyecektir. Bazen dış politikada bir ülkenin kazanabileceği en büyük güçlerden biri de budur. Burada çok önemli bir ayrım var. Türkiye işgale değil, 2 milyar Müslümanın kalbini korumaya gidiyor. Bunun tarihî hafızada oluşturacağı duygu dağları aşacak, 7 kat göklere çıkacaktır. Türkiye Ortadaoğu'da geleceği oluşturacak yegane ülke olarak gönülleri fethediyor. Artık kendi sınırlarının ötesinde de güvenlik üreten sayılı ülkelerden biri haline geliyor. Bir ülkenin gerçek gücü, başka ülkelerin onun kapasitesine güvenmeye başlamasıyla ortaya çıkar. Türkiye artık yalnızca kendi sınırlarını koruyan bir ülke değil. Başka ülkelerin de güvenlik hesaplarına dahil ettiği bir ülke hâline geliyor.
Bu, savunma sanayiinin siyasi karşılığıdır. Mekke'nin güvenliği Türkiye'ye başka bir kapı açacaktır. İslam dünyasındaki etkisi yalnızca askerî alanda da kalmayacaktır. Afrika ve Asya'daki Müslüman ülkeler artık Türkiye'yi daha fazla bir güvenlik ortağı olarak görecek, ekonomik iş birlikleri kartopunu çığa dönüştürecektir. İslam dünyasındaki duygusal itibarımız tavan yapacaktır. Çünkü Mekke gibi bir yerde sorumluluk üstlenmek, sıradan bir diplomatik jest değildir. Milyonlarca insanın kalbine dokunan bir semboldür. Güvenlik üzerinden kurduğumuz kardeşlik köprüleri tüm İslam coğrafyasını Ankara'ya taşıyacaktır. "Bizi ABD korur algısı" çökerken, bölgeyi Türkiye'ye bırakan muazzam gelişmeler yaşıyoruz.
Bugün Suudi Arabistan. Yarın Kızıldeniz. Başka bir gün Doğu Akdeniz. Kafkasya. Irak ve Suriye. Türk devletinin önündeki mesele artık sadece sınırlarını korumak değil. Çevresindeki güç dengelerinin Türkiye aleyhine kurulmasını engellemek. Daha da ötesi Mekke'yi korumak, yalnızca S. Arabistan'ı savunmak değildir. Haritaya bakmak yeterlidir. Kızıldeniz. Babülmendep. Aden Körfezi. Süveyş. Basra Körfezi. Enerji yolları. Deniz ticareti. Dünyanın en kritik stratejik koridorlarından biri burada. Güvenliği sağlayacak Türkiye'nin dünya siyasetindeki konumunu zirveye taşıyacak bir harita. Mekke'de Türk askerinin varlığı gerçeğe dönüşürse, orada yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üniforması görülmeyecek.
Dünya bir kez daha Türkiye'nin son yüzyılda yeniden inşa ettiği devlet kapasitesine tanık olacak. Türkiye, Ortadoğu'daki hiçbir gücün kendi güvenlik hesabını tek başına belirlemesine izin vermeyecek bir bölgesel güç kapasitesi oluşturuyor. Tarihi bir eşikteyiz. Ankara ilk kez bu ölçekte, Körfez'in güvenliğini kendi ulusal güvenlik hesabının içine daha açık biçimde yerleştiriyor. Artık yalnızca NATO'nun güneydoğu kanadındaki bir ülke değiliz. Ortadoğu güvenlik düzeninin kurucu aktörüyüz. Yeni bir Ortadoğu doğuyor. Bölgenin güvenlik düzeni Washington merkezli olmaktan çıkıp Ankara liderliğine dönüşüyor. Osmanlı'nın torunları geçmişte olduğu gibi bölgedeki kanı durdurmaya, adalet ve kardeşlik tohumları ekmeye koşuyor. Dışişleri Bakanımız söyledi; "Daha yeni başladık" diye. Ben de hep söylüyorum. Daha neler göreceğiz neler?