Aslında tam beş defa seyrettiğim bir sinema filmiydi "Kara Nisan".
Ruanda'da milyon kişinin palalarla kesildiği, gerçek hayatı anlatan o film…
Belçikalılar, Fransızlar çiftçilere Hutu demiş, hayvancılara Tutsi…
Beyinlere öyle çakmışlar ki bu fikri… Bölmüşler ülkeyi…
Filmdeki kahramanımız Ruanda ordusunda yüzbaşı…
Kendisi Hutu ama karısı Tutsi… Devlet Başkanı Hutu, Başbakan Tutsi… Ordu Hutuların egemenliğinde…
Ve Tutsileri yok sayıyor Hutucu Ordu…
Yok etmek istiyor.
Bunun için ne lazım?...
Tabii ki iç karışıklık…
Ordu hem kendilerinden olan Devlet Başkanın uçağını düşürüyor, hem de "Vaay başkanımız öldürüldü" diye ayağa kalkıyor.
Tutsi Başbakan'ın evini basıyor…
Çoluk çocuk demeden öldürüyor…
General gururla birliği geziyor bir sahnede…
"Tüfekler Rusya'dan, mermiler Mısır'dan, bombalar Fransa'dan" diye sayıyor, yardım eden dış güçlere teşekkür ediyor…
Bir sandık açıyorlar…
İçine çok sayıda pala yerleştirilmiş…
Çin malı…
En ucuzundan…
Hutu halka dağıtılacak…
Tutsiler mermi harcaması olmadan bedavaya kesilecek…
Ve bir sahne daha…
İnanılmaz etkileyici…
Babası Hutu, annesi Tutsi olan çocuk soruyor; "Baba biz neyiz? Hutu mu yoksa Tutsi'mi?"…
Baba yüzbaşı rütbesinde olduğu orduda "Karısı Tutsi" diye fişleniyor…
Listeler hazırlanıyor, ülke yönetimine el konduğunda kimlerin evi basılacak diye…
Hutular kendilerini ülkenin sahibi ilan ediyor, Tutsileri cahil ve geri kalmışlıkla suçluyor…
"Bidon kafalılar" diyen yoktu filmde ama cahil dedikleri kafaları kıtır kıtır kestiler…
Filmi izlerken zaman zaman gerildim.
Bizde de buna benzer ötekileştirmeler had safhada…
Dışlamalar…
Aşağılamalar…
Çoban, cahil, yüzde 60 aptal diye…
Darbe planları artık ayağa düştü…
28 Şubat darbesiyle Başbakanlık'tan indirilmişti Erbakan…
27 Şubat'ta vefat etti, 28 Şubat'ta gömülecekti.
Ancak sanırım hassasiyetler göz önüne alındı aile tarafından…
1 Mart'ta defnedildi.
Cenaze töreninde can alıcı bir nokta vardı…
Herkes oradaydı…
Birbirinden farklı düşünen tüm siyasiler, vatandaşlar…
Ve bu ülkenin ordusu…
Olması gereken buydu işte…
Ama anlı-şanlı bir yazarımız kalkmış yazmış…
Şaşkına dönmüş askeri cenazede görünce…
Neredeyse ağıt düzecek…
"Aklımı şaşırdım" diyor…
Birbirimizin cenazesine katılmamayı isteyecek kadar en uçta bir kamplaşma beklentisi…
Adam askere ne işin var o cenazede diye çaktırmadan hesap soruyor…
Ölen bırakın eski başbakanlığı, bu ülkenin vatandaşı değil…
O bir Tutsi…
Ve yazarımızda sanki Hutu…
İçim acıdı…
Neden kucaklaşmıyoruz?..
Neden 21.yüzyıl Avrupası'nda yaşayan bir ülkede…
Cenaze kaldırmaya bile tahammülümüz yok?...
Neden ölüleri de fişliyoruz?
Cenazesine katılınması uygun ölüler…
Ve uygun olmayan ölüler diye…
Vah vaah!
* * *
DAHA DAHA!
Mehmet Ali Erbil'i izledim önceki akşam TNT kanalında…
Stüdyoya gelen seyirciye soruyordu; "Burası hangi kanal?" diye…
Vatandaş "TRT…
Sanırım TRT1 olmalı" diyordu…
TNT ve TRT…
Vatandaş karıştırıyor…
Alışamadı hala TNT'ye…
Demek ki şu aralar çok para harcayan bu kanalımız…
Daha daha çok harcamalı…