Savcılık feth-i kabir kararı verdi: Kaşif Kozinoğlu'nun mezarı Silivri'de açılacak ve toksikolojik inceleme yapılacak
Kaşif Kozinoğlu'nun Silivri Cezaevi'ndeki şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada savcılık feth-i kabir kararı verdi. Kozinoğlu'nun mezarının açılmasının ardından yapılacak inceleme, sır perdesini kaldıracak. Soruşturmanın seyrini değiştirecek bir diğer kritik gelişme ise Kozinoğlu'nun ölümünden hemen önce hazırladığı savunma notları oldu. Kozinoğlu el yazısıyla yazdığı notlarında FETÖ'cü olduğu daha sonra ortaya çıkan savcıların MİT'ten gelen resmî yazıları gizlediğini ifade etti.
MİT'in Asya Bölge Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu, FETÖ kumpası davasındaki ifadesine kısa bir süre kala, tutukluluğunun sekizinci ayında, 12 Kasım 2011 günü cezaevinde hayatını kaybetmişti.
KOZİNOĞLU'NUN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ 15 YIL SONRA RAFTAN İNDİ
Ölüm nedeni ise kalp krizi olarak açıklanmıştı. Kozinoğlu'nun Silivri Cezaevi'ndeki şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma dosyası 15 yıl sonra 29 Ağustos'ta raftan indirildi.
Kaşif Kozinoğlu (Fotoğraflar: Takvim Foto Arşivi ve AA)
Devamında ise olay gecesi acil durum alarmını radyo sesiyle boğan firari gardiyan Ferhat Veysi Gül'ün kilit rolü, kamera kayıtlarıyla deşifre edildi.
Soruşturma kapsamında, aralarında Gül'ün de olduğu 11 şüpheli hakkında 2 gün önce operasyon için düğmeye basıldı. Geçtiğimiz gün yapılan operasyonda, firari Gül hariç 10 şüpheli gözaltına alındı. Silivri Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ebubekir Efe'nin yürüttüğü soruşturmada, son olarak Kozinoğlu'nun mezarının açılmasına ve feth-i kabir işlemi yapılmasına karar verildi.
İLAÇ İNCELEMESİ
Sabah'tan Atakan Irmak'ın haberine göre, önümüzdeki günlerde Kozinoğlu'nun İstanbul Ümraniye Hekimbaşı'ndaki mezarının açılması bekleniyor. Kozinoğlu'nun cesedinden alınacak doku örneklerinde yapılacak inceleme ile gerçek ölüm sebebi ortaya çıkarılacak.
El yazısıyla yaptığı savunmasına ulaşıldı
Kozinoğlu'nun ölümünden hemen önce talep ettiği Coraspin ve vitamin hapına yönelik detaylı toksikolojik ve kimyasal incelemelerin yapılacak, Kozinoğlu'na farklı bir ilaç verilip verilmediği araştırılacak. O dönem cezaevi yönetiminden istenen vitamin ilacıyla ilgili otopsi sürecinde yüzeysel geçilen incelemeler ile ölümün ardından avukata gönderilen ve kalp krizini yalanlayan gizemli e-posta iddiaları da feth-i kabir kararıyla birlikte yeniden mercek altına alındı.
MİT'TEN SEÇİLMİŞ BİR GÜNAH KEÇİSİYİM
Soruşturmanın seyrini değiştirecek bir diğer kritik gelişme ise Kozinoğlu'nun ölümünden önce hazırladığı savunma notları oldu. Kaşif Kozinoğlu'nun 22 Kasım 2011'de görülecek mahkemeye sunmak üzere Silivri'deki hücresinde kaleme aldığı el yazması savunma mektubunun fiziki hâline ve orijinal görsellerine ulaşıldı. Kumpası tüm detaylarıyla ifşa eden tarihî belge soruşturma dosyasına girdi.
Meslek hayatı boyunca devletten aldığı nişan ve madalyaları hatırlatan Kaşif Kozinoğlu'nun el yazısıyla kaleme aldığı savunmasında, "37 yıllık memuriyet hayatımın 34 yılında, devletim tarafından bana tevcih edilen ve bir kısmı hâlen MİT'in müzesinde sergilenen madalyalar ve nişanlar almama vesile olan başarılması zor görevleri başarırken, MİT'ten seçilmiş bir günah keçisi olarak bu davada bulunuyorum." ifadeleri yer alıyor.
SORUŞTURMAYI YÜRÜTENLER FETÖ'CÜ
Davadaki diğer sanıkları tanımadığını ve basın üzerinden yürütülen algı operasyonuna alet edildiğini vurgulayan Kozinoğlu, mektubunda soruşturmayı yürüten, FETÖ'cü olduğu daha sonra ortaya çıkan savcıların MİT'ten gelen resmî yazıları gizlediğini de kaydederek, "Lehime olan iki adet MİT'in resmî yazısına da iddianamede yer vermemiştir." ifadelerine yer veriyor.
Kozinoğlu'nun cenazesi
Kozinoğlu'nun kaleme aldığı notun tam metni:
"Sözlü savunmamdır. Sayın Başkanım, Sayın Üyeler, Sayın iddia makamı; müsaadenizle savunmamı arz ediyorum.
Ben halen Milli İstihbarat Teşkilatında Başmüşavir olarak görev yapmaktayım. Mesleki kariyerimin 17 senesi MİT mensubu olmak üzere toplam 34 yıldır, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve son olarak da Milli İstihbarat Teşkilatı'nda terör ile mücadelede görev yapmış, her üç kurumda da ve yurt dışında toplamda binlerce talebe yetiştirmiş bir insanım.
Bu savunmamda tüm gerçekleri ifade ederken öne çıkmak gibi bir niyetim de kesinlikle mevcut değildir. Ancak, 37 yıllık memuriyet hayatımın 34 yılında, Devletim tarafından bana tevcih edilen ve bir kısmı halen MİT'in müzesinde sergilenen madalyalar ve nişanlar almama vesile olan başarılması zor görevleri başarırken, MİT'ten seçilmiş bir günah keçisi olarak bu davada bulunuyorum. Ben ciddiyim.

Ben bu davada yer alan sanıkların hiçbirisini şahsen tanımıyorum ve hiçbirisi ile de herhangi bir irtibatım mevcut değildir.
İlk kez burada karşılaşıyorum kendileriyle. 37 yıllık meslek hayatım boyunca, değil ODA-TV'de çalışan kişiler, tek bir basın mensubu veya gazeteci ile herhangi bir irtibatım olmadığı gibi, anılarımı anlatma ya da uzmanlığımı aktarma kapsamında, bundan böyle de hiçbir gazeteci ile irtibatım olmayacaktır, olamaz da zaten. MİT'in kanunu da buna müsaade etmemektedir.
Açık ve net bir şekilde ifade edeceğim tek gerçek, bu klasöre soyadımı veren kişi ya da kişilerin amacının, beni hedef göstererek itibarsızlaştırmaya çalışması ve ODA TV davasını çok önemli bağlantıların olduğu önemli bir dava havasına sokmak olduğudur.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; bana itibarımı hiç kimse vermedi. Ben itibarımı yıllar içerisinde çalışarak elde ettim. Gerçekleştirdiğim görevleri, devlet içerisinde bilmesi gerekenler bilir. Herkesin bilmesi de bu aşamada gerekmiyor.
Dosya içeriğinden anladığımız kadarıyla bu bilgisayara ilişkin harddiskin incelenmesine fırsat tanınmadan, savcılıkça bilirkişiden geri alınmış ve 7 ay süren soruşturma kapsamında, harddiskin adli bilişim uzmanlarınca incelemesi yaptırılmamıştır.
Gerçi bu klasörün yaratıldığı süre, yani 7 saniye göz önüne alındığında, haricen oluşturularak bilgisayara bir virüs tarafından yüklendiğini anlamak için bilişim uzmanı olmaya da gerek yoktur diye düşünüyorum.

Bilindiği üzere bu davanın, bilgisayarlarına dosyaların virüs yöntemiyle yüklendiğine ilişkin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin konunun uzmanı profesörün imzasıyla verdiği bir teknik rapor da mevcuttur.
Sonuç olarak; delil niteliği olmayan bir bilgisayar verisi üzerinde, kim ya da kimler tarafından oluşturulduğu belli olmayan bir klasörde soyadımın geçmesi, iddiaları doğrudan benim üzerime çevirmek için düzenlenmiş bir komplodur.
Savcılık makamı, sadece bu soyut klasör adından hareket ettiği ve 'Olsa olsa bu Kozinoğlu, Kâşif Kozinoğlu'dur' yaklaşımıyla ODA-TV soruşturmasına beni de dahil ettiği, hakkımda suç üreterek yargılanmama sebep olduğu, başkaca hiçbir inceleme yapma gereği duymadığı gibi, lehime olan MİT'in iki adet resmi yazısına da iddianamede yer vermemiştir.

Bunlardan 15 Mart 2011 tarihli MİT Müsteşarlığı'nın resmi yazısında açıkça; bu belgelerin Güvenlik İstihbarat Başkanlığı'na ait olduğu ve Kaşif Kozinoğlu'nun MİT'in söz konusu başkanlığına erişiminin mümkün olmadığı, erişim halinde de bunun MİT tarafından tespit edileceği ifade edilmiş ve anılan evrakların dağıtımlı evraklar olduğu vurgulanmıştır.
Yine konuya ilişkin olarak MİT'in 6 Nisan 2011 tarihli ikinci resmi yazısında ise, 'MİT'e ait olduğu belirtilen belgelerin, dağıtımı yapıldığı makam tarafından talep edilmesi üzerine hazırlanmış bilgi notları olduğu ve filigranlı, yani yazıcısı belli olan kağıtlara basıldıkları' ifade edilmiştir."
