Kırıkkanat’ın sözleri CHP’de külü alevlendirdi: Dünden bugüne Dersim sancısı | Kılıçdaroğlu ailesi de sürgün
Tek parti döneminin en karanlık operasyonlarından Dersim Harekatı, CHP’nin peşini bırakmıyor. 1938 yılında vagonlara doldurularak sürgüne gönderilen Kureyşan aşireti mensubu Kemal Kılıçdaroğlu, bugün kendi partisinin yazar ve siyasetçileri tarafından aşağılanıyor. Özgür Özel’in göstermelik tepkisi ve Ekrem İmamoğlu’nun kurultaydaki “Alevi lobisini yıktık” çıkışı, CHP’nin genetik kodlarındaki ayrımcı zihniyeti gözler önüne seriyor. Mine Kırıkkanat’ın skandal ifadeleri sonrası başlayan tartışmalar, CHP zihniyetinin Alevi karşıtı reflekslerini bir kez daha tartışmaya açıyor. Takvim.com.tr CHP’nin zayıf karnına dönüşen Dersim hadisesinin hassas detaylarını tekrar gün yüzüne çıkarıyor.
Hızlı Özet Göster
- Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat'ın Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik 'kripto kılıç artığı' hakareti CHP içinde krize yol açtı ve Kılıçdaroğlu'nun avukatı yargıya başvuracaklarını açıkladı.
- 1937-1938 yıllarında gerçekleştirilen Tunceli Harekatı'nda resmi rakamlara göre 13 bin 806 kişi hayatını kaybetti, 11 bin 818 kişi sürgün edildi.
- Seyit Rıza liderliğindeki yaklaşık 6 bin kişilik isyancı grubun bastırılması için askeri harekat düzenlendi ve Seyit Rıza 15-18 Kasım 1937 tarihlerinde 6 kişiyle birlikte idam edildi.
- Harekatta mağaralara sığınan Dersimlilere zehirli gaz kullanıldığı ve 'silah atan köy yakılmalıdır' talimatı verildiği belgelerde yer aldı.
- Katliamdan sağ kurtulan 10-12 bin kişi Tekirdağ, Bursa, Edirne, Bilecik ve İzmir gibi batı illerine sürgün edildi ve Kılıçdaroğlu'nun ailesi de Tekirdağ'ın Saray ilçesine sürülenler arasındaydı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı sayfalarından sayılan Tunç Eli Harekatı, aradan geçen onca yıla rağmen Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki ideolojik fay hatlarını kırmaya devam ediyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat'ın Tunceli asıllı eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef alarak sarf ettiği skandal sözler, CHP zihniyetinin genetik kodlarına işlemiş Alevi nefretini ve yüzleşilemeyen katliam gerçeğini parti içi kavgaların merkezine taşıdı.
"KRİPTO KILIÇ ARTIĞI"
Katliamdan sağ kurtulanları aşağılamak amacıyla kullanılan "kılıç artığı" tabiri, CHP içindeki ulusalcı ve sosyal demokrat kanatlar arasındaki uçurumu gözler önüne serdi. Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat'ın Kılıçdaroğlu'na yönelik "kripto kılıç artığı" hakareti, CHP tabanında infiale neden oldu. Sert tepki gösteren Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, "Bu yazar ahlaksız, bölücü ve haindir. Yargıya başvuracağız. Bu dil CHP'nin temel değerleriyle bağdaşmıyor." dedi. Mevcut Genel Başkan Özgür Özel'in bu skandala karşı kınama mesajını gece yarısı ve rötarlı yayımlaması, Alevi dernekleri tarafından "emanetçi başkanın gerçek niyeti" şeklinde değerlendirildi. Yolsuzluk tutuklusu eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise sessizliğini korudu.
Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat’ın eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan “kripto kılıç artığı” hakareti, partinin kanlı Dersim geçmişiyle hesaplaşmasını gün yüzüne çıkardı. (Fotoğraf: X ekran görüntüsü)
Bugün CHP koridorlarında hakaret olarak yankılanan Dersim trajedisinin arkasında, tek parti döneminin gerçekleştirdiği Tunç Eli Harekatı yatıyor.
TUNCELİ HAREKATI VE DERSİM OLAYLARI NEDİR
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Dersim olarak adlandırılan bölge, günümüzde Tunceli il merkezini de içerisinde barındıran sarp ve engebeli arazisi nedeniyle yüzyıllarca merkezi otoriteye tam olarak eklemlenememiş, devlet hizmetinden kaçanlar için bir sığınak oldu. Osmanlı döneminde Harput Valisi'nin 1851'de, Mutasarrıf Arif Bey'in 1903 yıllarında hazırladığı raporlar, sorunu "vergi affı" veya "istihdam" gibi yöntemlerle çözmeyi denese de kalıcı otorite tesis edilemedi.
Sorun Cumhuriyet döneminde de devam etti.
Bu devirde hazırlanan raporlarda Dersim bir "çıban" olarak tanımlandı. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey'in 1926 tarihli raporunda, "Dersim, hükümet için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kati bir ameliye yapmak memleket selameti bakımından farzdır." ifadeleri yer aldı.
Bu ifadeler, kanlı bir harekatın habercisiydi.
14 Haziran 1934 İskan Kanunu ve 25 Aralık 1935 Tunceli Kanunu ile bölge yasak alan ilan edildi. 21 Mart 1937 gecesi Harçik Deresi üzerindeki köprünün yakılmasıyla başlayan olaylarda bölge kan gölüne döndü.
4 Mayıs 1937 tarihli "Gizli" ibareli Bakanlar Kurulu kararında, "Sadece taarruzla 14 Haziran isyan ocaklarını yerinde bırakır. Bu yüzden silah kullananları yerinde imha etmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür." talimatı verildi.
Tunceli Valisi Abdullah Alpdoğan, 30 Mart 1937 tarihinde "Ankara'dan yangın ve yakıcı boğucu gaz bombaları" istedi.
Dersim olayları sürgünleri (Fotoğraflar: Takvim Foto Arşiv)
SEYİT RIZA'NIN 6 BİN İSYANCISI
Olayların fitili, 21 Mart 1937 gecesi Harçik Deresi üzerindeki köprünün yakılmasıyla ateşlendi. Kureşanlı Veli Çelik'in ifadesine göre temel anlaşmazlık; bölgedeki aşiretlerin askerlik ve vergi yükümlülüğünü reddetmesinden kaynaklanıyordu. Bunun arkasından Seyit Rıza'nın başlık ettiği olduğu yaklaşık 6.000 kişilik bir isyancı grup ortaya çıktı.
Dersim isyancılarının başı Seyit Rıza, 10 Eylül 1937 tarihinde barış görüşmesi için gittiği Erzincan Vilayet Konağı'nda tutuklandı. 15 Kasım 1937 ile 18 Kasım 1937 tarihleri arasında 6 kişiyle birlikte idam edildi.
'FARELER GİBİ ZEHİRLENDİLER'
Askeri harekat tam bir tarama operasyonuna dönüştü. Dönemin tanıklarından İhsan Sabri Çağlayangil, yaşanan vahşeti, "Mağaralara sığınan Dersimliler, ordunun kullandığı zehirli gazlarla fareler gibi zehirlendi." sözleriyle aktardı.
Mağaralardan boynuna zincir vurularak çıkarılanların süngülendiği veya kafalarına kurşun sıkılarak öldürüldüğü iddia edildi.
Laç Deresi civarındaki mağaralarda tahrip kalıplarıyla 216 kişinin imha edildiği kaydedildi.
Harekatta pilot olarak görev yapan Sabiha Gökçen, anılarında o günleri, "Canlı ne görürseniz ateş edin emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk." diye konuştu.Dönemin Başbakanı İsmet İnönü idamların ardından, "Dersim meselesini ortadan kaldırdık." dedi.
Sabiha Gökçen (Fotoğraflar: Depo Photos)
'SİLAH ATAN KÖY YAKILMALI'
Ancak Tunceli olayları 1938 yılında daha da şiddetlendi.
Başbakan Celal Bayar, "Dersim denilen işi kati surette tasfiye etmek için ordu umumi bir tarama hareketi yapacaktır." duyurusunu yaptı.
Elazığ Turan Matbaası'nda basılan 1938 Harekatı El Kitabı'nda askerlere şu kan donduran talimatlar verildi:
"Silah atan köy yakılmalıdır… Silah teslime mecbur etmek için kadın ve çocukların toplanarak hükümete teslim edileceğini söylemek çok kere iyi netice verir. Bu gibilerin damlarını yakmak faydalıdır."
DERSİM OLAYLARININ BİLANÇOSU
Resmi belgelere göre 1936 ile 1939 yılları arasında 13 bin 806 kişi hayatını kaybetti. Resmi kayıtlara göre Tunceli olaylarının bilançosu şöyle:
- Ölüm: 13 bin 806
- Sürgün: 11 bin 818
- 1935'ten 1940'a Tunceli nüfusundaki değişim: 101 bin 99'dan 94 bin 639'a
- Bölgeye konuşlanan askeri kuvvet sayısı: 50 ila 60 bin
KILIÇDAROĞLU'NUN AİLESİ DE TUNCELİ'DEN SÜRGÜN EDİLENLERDEN
Katliamdan sağ kurtulan 10.000 ile 12.000 arasındaki insanın, hayvan taşınan yük vagonlarına bindirilerek batı illerine sürüldüğü arşiv kayıtlarına geçti. Aileler, hızlandırmak amacıyla "bir köye bir hane" prensibiyle Tekirdağ, Bursa, Edirne, Bilecik ve İzmir gibi şehirlere dağıtıldı.
Bugün kendisine "kılıç artığı" denilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun mensubu olduğu Kureyşan aşireti, Tekirdağ'ın Saray ilçesine sürüldü.
Botanlı aşireti Edirne'ye, Koç Uşağı aşireti Balıkesir'e, Şadilli aşireti Bandırma'ya, İksor aşireti Kırklareli'ne, Balabanlı aşireti Çorlu'ya koparıldı.
Trakya'ya sürgüne gönderilen 347 aileden oluşan 3 bin 470 kişinin ulaşım masrafları devletin kasasından karşılandı.
Trajedinin en dramatik boyutu, hayatta kalan kız çocuklarının ailelerinden koparılarak batıdaki ailelere evlatlık verilmesi oldu.
Tunceli'den sürgün edilenlerin evlerine dönüşü ancak 1947 yılında çıkarılan kanunla mümkün oldu.
Kemal Kılıçdaroğlu (Fotoğraf: Takvim Foto Arşiv)
"ALEVİ LOBİSİNİ YIKTIK"
CHP'de Dersim/Tunceli üzerinden gerçekleşen "Alevi" krizlerinde "kılıç artığı" tartışması ilk değil.
CHP'nin 38. Olağan Kurultayı sonrasında parti içindeki dışlayıcı dil giderek sertleşmişti. Şaibeli kurultaydaki zafer sonrası Ekrem İmamoğlu'nun sinkaflı küfürler ederek "Alevi lobisini yıktık." dediği ortaya çıkmıştı.
2009 yılında ise dönemin CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Meclis kürsüsünden, "Dersim'de analar ağlamadı mı? Atatürk Şeyh Sait'le, Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti? Devlet orada otoritesini tesis etmek için gereğini yaptı" dedi. Öymen Tunceli'de öldürülenlerle PKK'lı teröristleri aynı kefeye koydu.
O dönem henüz genel başkanlık koltuğuna oturmayan Kılıçdaroğlu, "Bir politikacı, bu olayın gereğinin ne olduğunu çok iyi bilir." diyerek istifa imasında bulundu.
Aslen Tunceli kökenli olan Kılıçdaroğlu, Öymen'in "Dersim'de analar ağlamadı mı" çıkışından sadece 6 ay sonra Deniz Baykal'a gerçekleştirilen zina kaseti operasyonu sunucunda CHP'nin 7. Genel Başkanı oldu.
CHP'nin olaylı 38. Olağan Kurultayı (Fotoğraf: Takvim Foto Arşiv)
Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde parti içi muhalefet sürekli mezhep üzerinden kamuoyu oluşturdu.
Dönemin Mersin Milletvekili İsa Gök, "CHP şu anda genel merkezin verdiği talimatla tek bir etnik temele ve tek bir mezhebe dayanarak yeniden oluşturuluyor. Kılıçdaroğlu mezhepçi kadrolaşma yapıyor." dedi.
Eski Manisa Milletvekili Şahin Mengü, "Her yerde Alevi adaylar öne çıkarıldı, CHP mezhep partisine dönüştü. Manisa'da 1. sıradaki aday dışında 9 Alevi aday var. CHP mezhep partisi değildir. Alevi adaylar yüzünden seçimi kaybettik." ifadesini kullandı.
Eski Antalya Milletvekili Osman Kaptan ise "Cemevlerine gidilip partiyle ilgisi olmayanlar üye yazılıyor." diye konuşmuştu.

