CANLI YAYIN

Biraz daha zaman

Eklenme Tarihi 07 Ağustos 2023

HABERİ
SESLİ DİNLE

00:00 00:00
Tüm Sesli Haberler

HAFTA sonu nasipte Bursa varmış.
Devletimizin kadim başkentinden kısmetimize ne düştüyse aldık.
Bursa'nın ulularını ziyaret ettik. Ve tabii Ulu Cami'yi. Caminin avlusunda soluklanırken, bir yandan sıcak bir yandan da kalabalığın etkisi ile dostlarla fantastik bir düzen düşledik. İstanbul, Bursa ve Edirne gibi kadim şehirlerimizin tarihi ve simgesel mekanlarına girişin denetime tabi olduğu bir model... Yola çıkmadan önce internet ortamında bir form dolduruyorsunuz. Forma girdiğiniz bilgilere göre puanınız hesaplanıyor.
Neticede sistem kimisine "Kusura bakmayın, görgünüz ve idrakiniz Topkapı Sarayı'nı anlamaya yeterli değil" diyerek izin vermiyor, kimisine de buyurun gelin diyor. Çin'deki vatandaşlık puanı sisteminin tarihi ve simgesel mekanlarımıza uyarlanmış hali...
Şüphesiz olacak iş değil. Sıcağın etkisi ile kurduğumuz, biraz da eğlendiğimiz saçma bir hayal. Ulu Cami'yi görmeye kim ne hakla mani olabilir! Fakat mesele bununla bitmiyor. Son zamanlarda çok kişiden, mesela Ayasofya Cami-i Kebir'iyle ilgili, benzer serzenişler duyuyorum. Cami adabına uygunsuz davranışlar; ne yaptığının tam olarak şuurunda olmayan insanlar; mekanın ruhunun tam aksi istikametinde bir atmosfer... Sorumuz şu; İstanbul'u, Edirne'yi, Bursa'yı, Konya'yı ve dahi nicelerini madden ve manen mamur eden insanların torunları olan bizler nasıl bu hale geldik. Manevi atmosferi bir yana mimari olarak Ulu Cami'yi inşa edecek bir toplum, bugün nasıl o caminin adabına uymakta zorlanır?
Doğrusu soruya gönül rahatlığıyla "budur" diye verecek bir cevabım yok. Ancak mesele birazcık toplumun manevi beslenme damarlarıyla ilgili.
Ama şarklı ama garplı; ama Müslüman ama Hristiyan her toplumun bir ruhu vardır. Sanırım biz ruhsuz bir toplum haline geldik. Bizi besleyen ve büyüten geleneksel ruhumuzu gömlek çıkartır gibi çıkartmaya zorlandık. Hatta o gömleği üzerimizden yaka paça sağını solunu yırtarak söküp aldılar da diyebiliriz. Yerine ise bir türlü bedenimize uyacak yeni bir gömlek giyinemedik. Yanlış numara, kalıp ve modeldeki gömlekleri giymeye çalışıyoruz ancak bir başkasına yakışan bize yakışmıyor. Ya dikişleri atıyor ya boynumuzu sıkıyor...
Toplumsal hayatımızı nizama sokacak, bize neyin nerede ve nasıl yapılacağını gösterecek bir düzenimiz yok. Önceden bu işi tekkeler, camiler, büyükler etrafında kümelenmiş mahalleler, haneler, komşuluk ilişkileri, oturmalar kalkmalar yaparmış. Şimdi bunu mektepten bekliyoruz ancak mekteplerimiz, maalesef, bu eğitimi vermekten çok uzak.
Dinin ve dolayısı ile geleneğin dışında bir "sivil" ve "seküler" ahlak ya da bilinç de oluşturamıyoruz. Ve netice meydanda...
Sonsöz; bu bir karamsarlık bizden adam olmaz yakınması değil şüphesiz.
Elbette bu toplum tekrar bazı şeyleri yerli yerine oturtacaktır. Yemenin, içmenin, gezmenin, tozmanın, cami ve kabir ziyaretinin adabını tekrar geliştirecek ve öğreneceğiz. Anca şimdilik biraz daha vaktimiz var gibi duruyor.