Bazıları enkaz üzerinde tepinip siyaset yapsa da büyük çoğunluğumuzun gündeminde bir fazla depremzedenin yarasını sarmaktan başka bir şey yok. Yüz yüze kaldığımız imtihanın adı asrın felaketi. Bu ismi Kılıçdaroğlu'nun iddia ettiği gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan koymadı. Bir çok yabancı uzman, siyasetçi, gazeteci başımıza gelen afeti böyle tanımlıyor. Gerçekten de değil asrımızın, dünyanın bildiğimiz yakın tarihinin en büyük felaketi başımıza geldi.
Asrın felaketi hepimize bazı sorumluluklar ve vazifeler yüklüyor. Kendimizi bir şeyler yapmak zorunda hissediyoruz. Kimimiz yardım topluyor, kimi toplanan yardımları tasnif ediyor, kimi deprem bölgesinde gönüllü… Siyasetin ve gazetecilerin de buna benzer sorumlulukları var. Başımıza gelen bu afetin atlatılabilmesi için yol gösterici, teskin edici, birleştirici olmaları gerekiyor.
Peki gazeteci konuşmayacak mı, siyasetçi eleştirmeyecek mi? Şüphesiz bunu istemek hayatın olağan akışına ters. Haklı haksız bir sürü eleştiri dile getirilecek. Ancak bunun da yeri yordamı, zamanı ve zemini var. Mesela Halk TV muhabirinin deprem bölgesinde mikrofon uzattığı vatandaştan istediği hükümet karşıtı sözleri duyamayınca depremzede ile ağız dalaşına girmesi büyük bir sorumsuzluk örneği. "Devlet burada, bize yardımcı oluyor" diyen afetzedelere ama bakın burada derme çatma bir tuvalet var diyerek çıkışmak bırakın gazeteciliği insanlıkla bağdaşmaz. Üstelik mesele devlete müteşekkir olan veya eleştiren depremzedenin haklı olup olması değil. Afet atlatmış acılı insanı sadece dinlersiniz. Can havliyle kızsa da, bağırsa da, söylediklerine katılsanız da katılmasanız da sadece dinlersiniz. Çünkü o kişi acılıdır, duyguları yoğundur, zor şartlardan geçiyordur. Başına musibet isabet edenle ağız dalaşına girilmez.
Makul insanlar böyle yapar. Kışkırtmaya, ağzından hoşuna gidecek laflar almaya çalışmaz. Sadece dinler. Kendi eleştirisi varsa da 3-5 gün bekler. Arama-kurtarmanın, enkaz kaldırmanın bitmesini bekler. Afetzedeler prefabrik evlere olsun yerleştirilinceye kadar sabreder. Sonra da varsa eleştirisi onu söyler. Yangından mal kaçırmaya çalışmanın, bozgunculuk yapmanın, afet üzerinden oy hatta Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi adaylık devşirmeye çalışmanın ahlaki hiçbir tarafı olamaz.
Üstelik acımızdan dolayı pek aklımıza gelmeyen ama hepimizin bildiği bir durum var. Bu memleket en geç yaz başında seçime gidecek. O zaman herkes eteğindeki taşları dökecek, seçmen de devletin performansından memnun mu değil mi gösterecek. O zaman ne yapacaksınız? Bugün canlı yayında hükümeti eleştirmiyor diye ağız dalaşına girdiğiniz seçmeni seçimden sonra hain mi ilan edeceksiniz? Yargılanacaksınız diye tehditler mi savuracaksınız? Cahil afetzedeler yine şu partiye oy verdi mi diyeceksiniz?
Ayıp değil mi diye isyan edesim geliyor ama bir işe yaramayacağını biliyorum. Birileri lugatından ayıbı, günahı sileli çok olmuş. Ekonomik kriz çıksın da Erdoğan seçim kaybetsin diyenler meğerse arada geçen zamanda ülke yerle bir olsun da Erdoğan kaybetsin seviyesizliğine çoktan gelmiş. Şimdi gel de bunlara ayıptan, günahtan, ortak sorumluluktan bahset!