TÜRKİYE'DE aslında siyasal pozisyonlarda yıllar öncesine göre çok fazla bir değişiklik yok. Hâlâ hayat tarzlarına dayanan siyasi farklılaşmaları yaşıyoruz.
Bir tarafta daha dini ve geleneksel hayat tarzını ve buna bağlı olan siyasi pozisyonu benimseyenler var. Onların karşısında ise daha batıcı ve modern hayat tarzını ve ona denk düşen siyasi iddiaları takip edenler bulunuyor.
Geçmişte var olan bu ayrımın günümüzde hâlâ devam ettiğini söylemek hemen bazı itirazlara neden olabilir. Başörtüsü yasaklarının kaldırıldığı, irtica gibi bir kavramın siyasi hayatımızdan çıktığı, hatta CHP genel başkanının başörtüsü yasağını destekleyerek hata yaptıklarını kabul ettiği bir siyasi atmosferde geçmişin ayrımlarının artık geçerli olmadığını söyleyenler çıkabilir. İleri sürdükleri nedenler açısından haklı da görülebilirler.
Ancak daha derin bir kavrayış meselenin öyle olmadığını gösterecektir.
Aynı tartışma ve ayrışma bugün de devam ediyor ancak farklı enstrümanlar ve söylemler üzerinden.
Kaldı ki "irtica" söylemlerinin zirvede olduğu günlerde de kimse dine karşı olduğunu kabul etmezdi. CHP'li siyasetçiler ve darbeci askerler her fırsatta İslam dinine hürmet ettiklerini, "samimi müslümanlarla" bir sorunları olmadığını ancak dini sömürenlere savaş açtıklarını söylerlerdi.
Bugün de aynı İslam karşıtı çizgide siyaset yapan aktörler benzer söylemsel hilelere başvuruyorlar.
Sözgelimi geçmişte hata yaptık, başörtüsü yasağını desteklememeliydik, diyebiliyorlar. Ancak bunları söylerken buldukları her fırsatta İslam'ı ve Türkiye'deki İslami kurumları tahkir etme hadsizliğini sergiliyorlar.
CHP'nin ve desteklediği çevrelerin Diyanet İşleri hakkında yürüttüğü karalama kampanyaları haddizatında geçmişteki irtica söylemlerinden çok da farklı değil. Diyanet'i karalamaya çalışanlar da camiye, imama, cemaate, namaza karşı olmadıklarını ancak Diyanet'in günümüzde siyasallaştığını söylüyorlar.
Tıpkı geçmişte annelerinin, ninelerinin başörtülü olduğunu, başörtüsüne karşı olmalarının mümkün olmadığını ancak başörtüsünün simge olarak kullanılmasına karşı olduklarını söyledikleri gibi.
Keza çıkıp da Kur'an kurslarına çağdışı demenin namaz kılan insanlara gerici demekten de bir farkı yok.
Bugün bir öğrenci yurdunda yaşanan bir intihar vakası araçsallaştırılarak tüm İslami vakıfların kapatılması istenmiyor mu? Peki bunun geçmişte Ali Kalkancı denilen sahtekar bahane edilerek tüm İslami grupların sapık olarak gösterilmesinden bir farkı var mı?
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama sonuç değişmeyecek. Türkiye'de siyasetin temel hattı hala değişmedi. Değişen sadece yansımalar, söylemler taktikler. Seçmenin önemli bir kısmı da bu durumun farkında ve buna göre karar veriyor. Bir masa etrafına toplanıp, büyük laflar edenler bu gerçeği görmek istemese de durum budur!