Türkiye’ye çok iş düşüyor

ABD başkanı Trump kelimenin tam anlamı ile skandal bir karara imza atarak Kudüs'u İsrail'in başkenti olarak tanıdı ve ABD elçiliğinin Kudüs'e taşınması talimatını verdi. Trump kararını açıkladığı toplantıda o kadar çok barıştan ve demokrasiden bahsetti ki, bölgede yeni bir şiddet döneminin başlayacağı kaygısı kat kat arttı.
Maalesef bir Amerikan başkanı demokrasiden ve barıştan bahsettiğinde Ortadoğu'da neler olduğunu Irak'ın işgalinden çok iyi biliyoruz. Amerikalılar Saddam'ı devirmek için Irak operasyonuna başladıklarında Irak'a demokrasi götüreceklerini iddia ediyorlardı. O gün bugündür Irak'ta kan dökülmeyen, bomba patlamayan, etnik veya mezhebi bir cinayetin işlenmediği bir gün geçmiyor.
Irak böyle de Suriye farklı mı sanki?
Sözde Suriye'de de barış için çabalıyor ABD. DEAŞ'e karşı PKK'nın Suriye kolunu destekleyerek, bir terör örgütünü besleyip semirterek Suriye'de barışa katkı sunduklarını söylüyorlar.
Herkesin üzerinde ittifak edeceği kavramlar nasıl da kirleniyor. Şimdi de Ortadoğu'ya daha fazla şiddetten başka bir şey getirmeyecek olan Kudüs kararını barışa hizmet etmek için aldığını söylüyor ABD başkanı.
En kötüsü ise bu karara Türkiye'den başka sahici tepki gösterecek ülkenin olmaması. Müslüman ülkelerin bir çoğunda kendi halkına düşman, batılı efendilerin desteği ile yönetimlerini devam ettirmeye çalışan baskıcı rejimler var. Amerika sayesinde ayakta kalan bu rejimlerin Amerika'ya esaslı bir tepki göstermesini beklemek hayalcilik olur.
Yine varsa yoksa Türkiye...

ALMANYA'YA BİR HALLER OLUYOR
Önce PKK'nın sembollerinin kullanılmasını yasakladılar, sonra Adil Öksüz için arama kararı çıkarttılar, şimdi de Diyanet'in Avrupa teşkilatına bağlı Türk imamların casusluk suçlaması ile yargılandığı bir siyasi davayı kapattılar.
Belli ki Almanya'ya bir haller oldu.
Türkiye ve Erdoğan düşmanlığıyla iyiden iyiye anlamsız işler yaptıklarının farkına vardılar, geri dönüş yolu arıyorlar.
Türkiye ile daha makul ve rasyonel ilişkiler kurmak istiyorlar.
Peki bu mümkün mü?
Tabii ki mümkün. Almanya ile aramızda bir aşk ya da nefret ilişkisi yok. Göz hizasında, eşit ilişki kurmayı kabul ettikleri müddetçe karşılıklı çıkara dayanan iyi ilişkiler geliştirebiliriz.
Türkiye baştan beri bunu savunuyordu zaten. Şimdi anlaşılan Almanlar da aynı hakikati anladılar ve ufak tefek jestlerle işbirliği alanını zorluyorlar.
Henüz bahar havası çok uzakta; işlerin yoluna koyulduğunu söylemek de lüzumsuz iyimserlik olur. Ancak Almanya iyi bir başlangıç yaptı. Bu yolda daha cesur adımlar atarlarsa neden olmasın?

ERDOĞAN TARZI
Cumhurbaşkanı Erdoğan 64 yıl sonra bir ilke imza atarak Yunanistan'a cumhurbaşkanı seviyesinde bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarete Erdoğan tarzı diyebileceğimiz yaklaşım damgasını vurdu. Doğrudan muhataba iletilen somut, gerçekçi, açık ve bir o kadar da sert mesajlar.
Mesajların sertliği şiddetinden değil Erdoğan'ın hakikati eğip bükmeden, kendinden emin tarzıyla dile getirmesinden kaynaklanıyor. Yunanistan Cumhurbaşkanı ile görüşmesinde de tam olarak bu oldu.
Erdoğan nezaketi elden bırakmadı, hatta 'benim fazla yetkim yok, Lozan konusunu Başbakan Çipras'la konuşursunuz' diyen Yunan cumhurbaşkanına 'konuyu siz açtığınız için görüşlerimi dile getirdim' diyerek jest bile yapmış oldu.
Ancak görüşmenin yapıldığı koltuğa oturuşundan sözlerine, jestlerinden mimiklerine kadar Erdoğan o kadar baskın bir figür ki muhatabı jestlerinin altında kalıyor. Yunanistan'da tam olarak bu yaşandı ve Yunan medyasında Erdoğan'ın Yunan cumhurbaşkanını ezdiği yorumları yer aldı

CEVABI BELLİ SORU
Erdoğan'ın Yunan Cumhurbaşkanı karşısındaki kendinden emin ve baskın tarzından Türkiye'de kimler rahatsız olmuştur?
  • ve ya