Bugünkü
Takvim
  • 22 Ocak 2010, Cuma

Suphi Kaner diye bir artistin intiharı

Bizim kuşaklar için çok önemli bir isimdir Suphi Kaner. Büyük bir aktör, başarılı bir sinema oyuncusudur. Nereden nereye geldiğini anlatırsam az sonra yazacağım gerçek öykü daha bir anlam kazanır. Telgraf hat bakıcısı Ömer Efendi ve Nâzime Hanım'ın tek çocuğu olan Suphi Kaner, 19 Ocak 1933 yılında Cerrahpaşa'da dünyaya gelir. Alt katında marangozhane olan yoksul, ahşap, kira evinde... Babası genç yaşta ölür ve yaşlı, hasta annesi evlere çamaşıra gider. Suphi Kaner de çok küçük yaşlarda çalışmaya başlar. "İlk olarak Hayat Karamelaları" satar, okul tatillerinde de ayakkabı tamirciliği yapar. Elektrikçilik, marangozluk gibi işlerden sonra Şehzadebaşı'ndaki Ferah ve Turan sinemalarında fıstık, gazoz satar. O yıllarda oyunculuğa gönül vermiştir. Yazarlığı da vardır Suphi Kaner'in. Hikâye ve şiir yazar. Yazdığı hikayeleri yayınlatmak üzere götürdüğü gazetenin yazı işleri müdürü, "Bununla para kazanamazsın. Gel en iyisi gazete sat" der ve Suphi Kaner o işi de yapar. Sonra yine bir sinemada yer göstericiliği yapmaya başlar.

HALKEVİ SAHNESİ

1946 yılında Eyüp Halkevi'nde sahneye çıkar, "Süt Kardeşler" ve "Mozambik" revülerinde oynar. Ardından da Yeşilçam'a gelir. Film yazıhanelerinde çalışmaya başlar. Yeşilçam'ın 'hamallığını' yapmaya başlamıştır. Fikret Hakan ve Öztürk Serengil en yakın dostlarıdır. Ya kahvelerde ya da Fikret Hakan'ın annesinin evinde yatmaya başlarlar. Her gün beş parasız oyuncu kahvelerinde iş bekliyorlardır ve o iş bir türlü gelmiyordur. Fikret Hakan'la birlikte "Sahne 8" adlı bir tiyatro grubu kurup, turnelere çıkarlar. Zamanla Fikret Hakan da Öztürk Serengil de Suphi Kaner de, yaşadıkları çileli ve yoksul günlerden sonra, Yeşilçam'da 'dikiş tutturur'lar. Suphi Kaner başrollerde oynamaya başlar. Halktan, sevimli tiplemeleriyle sevilen bir komedyen olarak ünlenir. Artık günlerce film teklifleri beklemiyor, setten sete koşuyordur.

BEN O KIZI GÖRDÜM

Metris Cezaevi'nde "siyasi mahkûmlar tiyatro kurdu" diye haber gelmişti. Bin dereden su getirir gibi uğraşa didine izin kopardım sıkıyönetim komutanlığından. Cezaevine girip o tiyatro oyununun provalarını izledim. Bu gençler "tarafsızlar koğuşu"nun gençleriymiş. Yani kendilerini cezaevine düşüren eylemleri, bağlı bulundukları ideolojiyi, örgütü terk etme kararını açıklayan, bir nevi "pişmanlık" içinde bulunan bir guruptular.
Çoğu yanıma gelip uzun uzun söyleşti, şakalaştı benimle. Neler düşünüp hissettiklerini anlatıp, 'dışarıda' neler olup bittiğini sordular. Aralarında sadece biri, siyah, kısa saçlı esmer olan bir genç kız hiç gelmedi. Sessiz, sakin ve hüzünlü hallerde kıyıda köşede durdu hep.
Adını sordum arkadaşlarına. "Aşkın Kaner" dediler. "Bu ismi bir yerden anımsıyorum sanki" dedim güldüler. "O, eskinin ünlü artisti Suphi Kaner'in kızıdır" dediler.
Çok etkilendim. Suphi Kaner'i çocukluk yıllarımdan tanırdım çünkü. İllüzyonistlik haricinde, organizatörlük de yapan babam çoğu konsere Suphi Abi'yi de bağlar, filmleri çok tutulan, sevilen Kaner de sahneye çıkıp fıkralar, hikâyeler anlatıp bol alkış alırdı. Ne hazindir ki bu yetenekli ve ünlü oyuncu daha 30 yaşındayken 3 kutu uyku hapı içip canına kıymıştı. Cezaevinde gördüğüm genç kız onun yadigârıydı işte.

HÜZÜN ARŞİVİ

Sonra gazeteye döndüm. Arşive inip Suphi Kaner'le igili fotoğraf ve haberlere göz attım. Çok fazla bilgi yoktu ama insanı yürekten sarsan bir fotoğraf vardı orada. Siyah- Beyaz bir fotoğraftı bu. Sefil bir gecekondu odası, her yandan yoksulluk, yoksunluk fışkırıyor. Orta yerde yanan bir odun sobasının iki yanında üstü başı perişan halde biri kız diğeri erkek 2 minik çocuk duruyor. Fotoğrafa ilişmiş bir kâğıt parçasında ise resmin bilgisi mevcut: "Suphi Kaner'in yetim ikizleri Aşkın ve Taşkın fakirlikle boğuşuyor"

DİZELER GİBİ

Bir Murathan Mungan şiirinde vardır şu dizeler;
" Örselenmiş bir çocukluk,
İşte benim bütün hikâyem.
Kaç sevda geçse de yüreğimden,
Bu yıkıntıları onaramazsın.
İstersen hiç başlamasın..."
der ve devam eder.
Metris Cezaevi'nde gördüğüm o genç kızın yaşamına hükmeden acılar, öfkeler onun tutacağı yolu sanki daha bebeyken belirlemiş. Yani "Örselenmiş bir çocukluk"tan gelmiş o hazin hayatı Aşkın kızın.
Peki bunca ünlü, başarılı bir aktör nasıl mı yetim bıraktı evlatlarını? Anlatayım hazin sonu;
Alkolle sorunu olduğu için setlerde de 'sorunlar' yaşıyor, film şirketleriyle arasında anlaşmazlıklar çıkıyordu. Anlaşması olduğu halde filmi yarım bırakır ve çekimlere gitmez. Bunun üzerine Nevzat Pesen, işi aksattığı ve şirketi zarara uğrattığı için Suphi Kaner'i, Prodüktörler Cemiyeti'ne şikâyet eder. Prodüktörler Cemiyeti de 1963'ün Haziran ayında bir bildiri yayınlayarak tüm film şirketlerine gönderir ve Suphi Kaner'e "iş verilmemesini rica eder. Bu boykottan sonra sinemamızın önemli ve yetenekli aktörü Suphi Kaner en verimli günlerinde, işsiz kalmıştır. Kırgın ve küskündür.
1963 yılının Ağustos ayında, henüz 30 yaşındayken arkadaşı Afif Yesari'nin evinde, üç tüp "Nembutal" adlı haplardan içip intihar ederek yaşamına son verir.
  • ve ya