Lütfi Albayrak

LÜTFİ ALBAYRAK

Yaşlı kızıderili reisi

Eklenme Tarihi 9 Eylül 2015
Yine bugün gülemedik.
Iğdır'dan aldığımız kötü haber sonrası bugün de gülmek yerine düşünmeyi düşündürmeyi tercih ettim.
Yaşlı adam kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve 12 yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.
Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.
Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. "Onlar" dedi, "Benim için iki simgedir evlat." "Neyin simgesi" diye sordu çocuk. "İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları." Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi: "Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?" Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa: "Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o!"

İYİLİK BULAŞICIDIR
Kalabalık bir durakta otobüs bekliyorum ve hava çok sıcak. Hem bedenen hem de zihinsel engelli bir genç, diğerleri daha engelli(!) olduklarından yer vermedikleri için durağın önündeki kaldırıma oturmuş ve sürekli başındaki teri siliyor. Bu durumu görünce hemen yanına gidip başımdaki şapkayı başına yerleştiriyorum ve "Sakın bunu başından çıkarma, hasta olursun" diye tembihliyorum. Durakta oturanlar bunu görünce hemen kalkıp gence yer veriyorlar.
Bir kadın çantasından su çıkarıyor ve gence uzatıyor. Gülümseyerek alıyor ve içmeye başlıyor. Diğeri çantasından kağıt mendil çıkarıp terini silmesi için veriyor. Bir diğeri elini gencin cebine sokuyor ve harçlık veriyor.
Az sonra otobüsü geliyor ve gülümseyerek binip gidiyor genç. Ben ondan daha mutlu bir şekilde beklemeye devam ediyorum. Bir kez daha anlıyorum ki iyilik bulaşıcıdır ve daha büyük bir mutluluk olarak geri döner.

TATLI İYİLİK
Düzenli olarak tatlı gönderdiğim yurt çocuklarını bu ay ihmal etmişim. Hocaları aradı "X hanım, çocuklar eskiden tatlı gelirdi yemeğe diyorlar" dedi. Hemen hallediyorum deyip seyir halindeyken fırını aradım. Öğlen yemeğe yetişsin lütfen dedim. Çok değil iki dakika sonra arabadan tak diye bir ses, fren tutmadı. El freni ile çok zor durdurabildim arabayı. Tam da hızın müsait olduğu Manavgat yoluna dönmek üzere ışıklı kavşağa yaklaşıyordum. Balata parçasını arabanın altında buldum. O çocukların duasına her zaman ihtiyacım varmış onlar sayesinde takla atmaktan kurtuldum. Keşke görev ediniyor olsak iyilikleri, dünya dua üzerine kuruludur diye boşuna dememişler.

KARDEŞ
Öksürüyorum, "Al iç, su getirdim" diyor. Dışarıdan gelip lavaboya gidiyorum, elbiselerim çoktan katlanmış oluyor. Galiba acıkmaya başladım diye düşünürken, "Bak sana yemek ısıttım" diyerek tepsiyi bana uzatıyor. Uyumak için yatağıma gittiğimde, yerinden kalkıp bana iyi geceler öpücüğü veriyor. Çalışırken, "Ne istersin? Kahve yapacağım sana. Lütfen söyle!" diyor.
Ayakkabılarımı giyerken yere bıraktığım çantamı eline alıp beni uğurluyor. Uykusundan kalkıp "İlacını aldın mı?" diye beni takip ediyor. Tüm bunları Down sendromlu kardeşim yapıyor. Beni kendinden bile çok sevmesi, beni benden alıyor.