Yazık ya, bu şimdi sudan çıkmış balık gibi olur...
Bu tip insanlar için ilişkiye başlayacak kızlara sesleniyorum.
Aman diyim, pimi çekilmiş bomba gibidir bunlar. 'Piiiiiiii' diyim, bunlar paranoyak olurlar çekilmez güzelim. Yorulmuş, yıpranmış erkektir, bir sonraki uzun ilişki için dinlenmesi gerekir.
Yaklaşmayın bir dinlensin varlık.
İlişkinin şiddetine göre yıpranma ve dinlenme değişkendir tabi.
Uzun ilişkiden kast edilen şeyin ne olduğu da burada büyük etkendir tabi. Bilmek gerekir.
Gerçi uzun ilişkiden çıkmış kadından daha az tehlikelidir. "Kıymetimi bilemedi gerizekalı" modunda dolaşırlar önce. Sonra, "Aslında ben de hatalar yapmış olabilirim" diye düşünmeye başlar.
Özlem duygusunun had safhaya vardığı zaman, "Allah benim belamı versin neden ilişkim için her şeyden vazgeçmedim" derken... Sakinleşmeye başlar...
Asıl hata ise birini yara bandı yapmaktır. Kesinlikle başka birinden uzak durulmalı bu süreçte. Çünkü "başka biri" size sadece acı verecektir. "Başka biri" hiçbir zaman onun yerini tutmayacağından, ayrıldığınız kişinin daha da gözünüzde büyümesine vesile olacaktır.
Sakinleşmek gerek....
Bir de bunun arkadaşı olmak var. Vıyyyy... Allah yardımcı olsun arkadaşa. Sussan kâr etmiyor, konuşsan bi işe yaramıyor. Teselli ediyorsun, olmuyor.
Kızıyorsun, küsüyor. Susuyorsun, "Sen benle ilgilenmiyorsun" diyor. Çekilecek dert değil valla...
EŞEK
Mehmet Bey köpeğinin tasmasından tutmuş yolda giderken, hoşlanmadığı bir komşusuyla karşılaşır. Komşu sorar:
- Bu eşekle nereye gidiyorsun?
- Yahu bu köpek be, diye tersler Mehmet Bey:
- Köpekle eşeği birbirinden ayıramıyor musun?
Komşu aldırışsız:
- Ben köpekle konuşuyorum.
Sen ne diye söze karışıyorsun?
DOKTOR RAPORU
Temel'e bir işe girmek için sağlık raporu lazım olmuş. Gitmiş tam teşekküllü bir hastaneye. Epey muayeneden sonra doktor sormuş:
- Kulaklarından ya da burnundan bir şikayetin var mı?
- "He ya" demiş Temel; "Özellikle fanilamu çikarurken cok zorlanayrum..."
PAPA
Amerika'ya gezmeye giden Papa, otelde sıkılmış ve şoföründen anahtarı alıp, limuziniyle dolaşmaya başlamış. Bir ara kırmızı ışıkta geçince polis durdurmuş. Memur bir bakmış ki arabayı Papa kullanıyor. Hemen telsizden amirini aramış.
- Amirim çok mühim birisini durdurdum ne yapayım?
- Bill Gates'i mi?
- Hayır.
- Clinton'ı mı?
- Daha mühim...
- Daha mühim kim var?
- Valla amirim bilmiyorum ama şoförlüğünü Papa yapıyor.
AlkışlıYorum
Amerika'da yaşıyorum. Sürekli dinlediğim bir radyo kanalı var. Haftada 1 saat bir ülkenin müziklerini çalıyorlar. 6 yıldır merakla bekliyordum sıra ne zaman Türkiye'ye gelecek diye. Nihayet bu sabah Türkiye seçilmişti. Ve ilk parça geldi: Ceylan söylüyor: "Saçlarını dağıtırsın rüzgarlara bırakırsın..."
Evet 6 yıl bekledim, yuh dedim başka da bir şey demedim.
GERÇEK KESİT
Türkler'in evine gittiğinizde, tanımasalar da buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor. Zorla her yemekten tattırıyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor. Çay, kahve, meyve, ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor. Kumandayı elinize veriyorlar.
Sırtınıza, altınıza yastık konuyor.
Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor.
Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar. Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyor.
Sonra evden çıkıyorsunuz, aynı adamlar 180 derece değişiveriyor.
Herkes arabasını üstünüze sürüyor.
Arabanın burnunu çıkarmazsanız kimse yol vermiyor.
Kornalar, küfürler... Şerit değiştirmek bile mümkün değil. Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz.
Evde öyle, arabada böyle, nasıl oluyor? Bu işi çözemedim...