Sahur, normal şartlarda "bir şeyler yiyip yatma" ritüelidir. Ama bazı insanlar için sahur… varoluşun sorgulandığı kutsal bir zaman dilimi. İşte o tipler:
"Aslında zaman diye bir şey yok…" diyen: Saat 04:17. Ağzında peynirli tost var ama konu uzay-zaman bükülmesi. Bir anda masada şu cümle dolaşmaya başlar: "Bak şimdi… biz uyuduğumuzu sanıyoruz ama aslında evren bizi uyutuyor." Kimse cevap vermez. Herkes çaya odaklanır.
Yumurtaya bakıp hayatı sorgulayan: Tabağındaki haşlanmış yumurtayı evirip çevirir: "Düşünsene… bunun içinden civciv çıkacaktı. Ama biz onu yedik." Bir anda sofrada sessizlik. Menemen suçlu hisseder.
Çayla derin bağ kuran: Bardağı eline alır, uzaklara dalar: "Çay aslında sabrın sıvı hali." Sonra bir yudum alır, gözleri dolar. Kimse nedenini bilmez.
'Gece insanın içini açar'ci: Normalde WhatsApp'ta bile "ok" yazan adam, sahurda şair olur: "Gündüz maskeyiz… gece gerçek yüzümüz." Simit donmuştur ama o hâlâ metafor peşindedir.
En sonunda yatağa giderken büyük cümleyi bırakır: Tam herkes kalkacakken arkadan gelir: "Asıl açlık midede değil… ruhta." Ve gider. Geride yarım çaylar, tam kafalar kalır. Özetle: Sahurda bazı insanlar beslenmez… Aydınlanır.