CANLI YAYIN
Lütfi Albayrak
LÜTFİ ALBAYRAK

Nostalji kuşağı: Lisede kredi toplayan nesil

Eklenme Tarihi 22 Ekim 2026

90'LARDA liseye gidenlerin bir kısmı, hayata ekonomik terimlerle hazırlanıyordu. Daha bankanın yolunu bilmiyorduk ama kredimiz eksikti. Babamız ev kredisi düşünüyor, biz beden eğitiminin mezuniyete katkısını hesaplıyorduk. Evde iki kişi kredi konuşuyordu; birinin derdi tapu, diğerinin diploma!
1991–1992 öğretim yılında uygulanmaya başlayan "Ders Geçme ve Kredi Sistemi", 1995– 1996'dan itibaren yerini kademeli olarak yeniden sınıf geçme sistemine bırakıyordu. Arada da elinde ders programıyla koridorda dolaşan bir nesil yetişiyordu.

Eskiden öğrenciye "Kaçıncı sınıftasın?" diye sorulurdu. Kredili sistemde bu soru küçük çaplı bir aile toplantısına dönüşüyordu. "Lise iki sayılırım ama alttan ders var, krediyi tamamlarsam…" "Evladım, okuyor musun, şirket mi tasfiye ediyorsun?" Sistemin en heyecanlı cümlesi "Ders seçeceksiniz" oluyordu. 15 yaşındasın; evde hangi kanalın izleneceğine karışamıyorsun, okulda eğitim hayatını planlaman bekleniyor. Annene göre hâlâ kendi başına pazara gönderilmeyecek çocuksun, müdür yardımcısına göre akademik kariyerinin mimarısın. Ders seçerken de herkesin içinde küçük bir hesap uzmanı uyanıyordu. "Ben neye yetenekliyim?" sorusundan önce "Hangisinden daha rahat geçerim?" sorusu geliyordu. Arkadaşın bir ders öneriyordu: "Onu al, çok rahat." "Ne işleniyor?" "Bilmiyorum ama herkes geçiyor." Bu referans, bütün tanıtım broşürlerinden daha etkiliydi. Bir de boş ders saatleri vardı. Programda açılan o boşluk, gençliğin gözünde kazanılmış bir bağımsızlık mücadelesiydi. Sabah iki ders, arada boşluk, sonra yeniden ders…

Eve gitmeye değmez, okulda beklemeye gönül razı olmazdı. Kantindeki tostun yanında gelecek planı yapılırdı. Gelecek dediğimiz de öğleden sonraki derse girip girmemekti. Anne içinse durum açıklanamazdı. "Bu saatte niye dışarıdasın?" "Dersim yok." "Okul var mı?" "Var." "Sen niye yoksun?" Bir eğitim sisteminin evde savunulması, bazen o sistemden mezun olmaktan daha zordu. Koridorda herkes bir yere yetişiyordu. Elinde defterle kararlı yürüyen arkadaşını görünce insan kendi programından şüpheleniyordu. "Sen nereye?" "Matematiğe." "Bizim de mi var?" "Senin programın başka." Aynı okuldaydık ama birbirimizin hayatına misafir öğrenci gibi bakıyorduk. En kıymetli kişi, sistemi gerçekten anlayan arkadaştı.

Kimin hangi dersi alması gerektiğini, hangi kredinin ne işe yaradığını bilirdi. Daha bıyığı yeni çıkıyordu ama teneffüste eğitim müşavirliği yapıyordu.
"Sen onu şimdi alma, önce şunu ver." Çocuk elindeki yarım simitle üç kişinin mezuniyetini yönetiyordu. Bugün o günleri anlatırken herkes biraz gülüyor. Tahtadaki tebeşir izi, çantaya sıkıştırılmış ders programı, kantindeki uzun bekleyişler… Bir de sürekli aynı soru: "Kaç kredin kaldı?" Düşününce, yetişkinliğe bayağı erken hazırlanmışız. Daha lisede bir şeyleri tamamlamaya çalışıyor, hesabın neden tutmadığını anlamıyor, bilen birine danışıyormuşuz. Tek fark, o zaman eksik krediyi birkaç dersle kapatabiliyorduk.

BUNU BİLİYOR MUYDUN

Ocak 2024'te ABD'nin Massachusetts eyaletinde Fredric Norian, Sayısal Loto'da 40 yıl boyunca aynı numaraları oynadı ve sonunda 1,74 milyon dolarlık büyük ikramiyeyi kazandı. Kazandıktan sonra loto yetkililerine "Artık yeni numaralar belirleyeceğim" dedi.

TESPİTLİ YORUM

@tahtapabucc Dedem mantar toplar biz de yeriz. Bugüne kadar hiç zehirlenen olmadı. Geçen dedeme sorduk "Nasıl anlıyorsun?" diye... "Zehirli olsa tadına bakınca ağzını uyuşturuyor" dedi. Ya dede dağın başında sen zehirli mi değil mi diye mantara çiğ tadım mı yapıyorsun…

GülüYorum

@Arasxw_ Teyzenin birisi "Karşıya beraber geçelim mi, ayaklarım çok kayıyor. Düşmekten çok korkuyorum" dedi. Koluma girdi, birlikte kayıp düştük.