BİZİM dizi sektörünün çalışma sistemi bazen çok basit: Kore'de bir dizi tutar, "Muazzam hikâye, haklarını hemen alalım". İspanya'da patlar, "Bunu Türkiye'ye uyarlayalım". Türkiye'de hiç tanınmamış bir senarist daha iyisini yazar: "Mailiniz tarafımıza ulaşmıştır." Sonra sessizlik... Öyle bir sessizlik ki insan bir süre sonra senaryoyu unutup yapım şirketinin çalışanlarının sağlığını merak ediyor:
"Arkadaşlar iyi misiniz? Üç yıldır ses çıkmadı." Bir de hep aynı senaristlere şans verilmesi meselesi var. Gerçi artık buna "şans" demek de garip. Adamın onuncu dizisi, on birinci dizisi, on ikinci dizisi... Biz hâlâ "Bu arkadaşımıza da bir şans verelim"...
Kardeşim adamın şans kartında kaşe basacak yer kalmadı, yeni senaristin kartı hâlâ jelatininde! Yanlış anlaşılmasın; yıllardır başarılı işler yapan senaristlere lafım yok, elbette çalışsınlar.
Mesele onların iş yapması değil, başkasına top gelmemesi. Sektör mahalle maçı gibi; top hep aynı çocuklarda. Sen kenardan "Abi ben de oynayabilir miyim?" diyorsun. "Tabii kardeşim, gençlere şans vermek lazım"... Üç saat sonra hâlâ kalenin arkasında mont tutuyorsun. Sonra da "Yeni senarist yetişmiyor." Nasıl yetişsin? Adamı güneşe çıkarmıyorsunuz.
Bir de meşhur soru: "Daha önce hangi diziyi yazdınız?" Hiçbirini. "O zaman biraz tecrübe kazanmanız lazım." Nerede kazanacağım? Evde kendi kendime 36 bölüm çekip reyting sonuçlarını da Excel'de ben mi hazırlayayım? En sevdiğim cümle ise "Yeni kalemlere açığız." Gerçekten açıklar; yeter ki o yeni kalem 15 yıldır sektörde olsun, üç reyting rekoru kırsın, dört ödül alsın. Yani yeni olacak ama mümkünse eski olacak.
Sonra aynı isimlerle tekrar tekrar proje yapıp toplantıda "Diziler birbirine benzemeye başladı" diyorlar. Hayret! Aynı aşçıya yıllardır yemek yaptırıp "Bu çorbada tanıdık bir tat var" diye şaşırmak gibi.
Ben artık senaryolarımı Korece isimlerle göndermeyi düşünüyorum. Mehmet yerine Min-Joon, Ayşe yerine Seo-Yeon, Üsküdar yerine Seul... Dosyanın üzerine de "Güney Kore'de büyük ses getiren diziden uyarlama" yazacağım. Ortada Kore dizisi falan yok. Belki o zaman biri merak edip ilk on sayfayı okur. Çünkü belki Kore'de çekilse ertesi sabah haklarını almak için sıraya gireceğiniz hikâye, burada bir senaristin bilgisayarında yıllardır bekliyor.
Belki size mail olarak bile geldi. Ama okumadınız, çünkü isim tanıdık değildi. Sonra "Türkiye'den neden dünyaya satılacak özgün işler çıkmıyor?" diye soruyoruz. Çıkıyor kardeşim. Ama yeni senariste sıra gelene kadar adam emekli oluyor.
BUNU BİLİYOR MUYDUN?
Tembel hayvanlar, tuvaletlerini yapmak için ağaçtan iner ve toprağa küçük bir çukur kazarlar. Bu işlemi haftada sadece bir kez yaparlar ve bu sırada vücut ağırlıklarının neredeyse üçte birini kaybedecek kadar büyük bir boşaltım gerçekleştirirler.
Bu kadar az tuvalete çıkmalarının sebebi, ağaçta yaşayan avcılardan korunmak ve enerji tasarrufu yapmaktır. Ayrıca bu alışkanlıkları, onları kokusuz tutarak jaguar gibi yırtıcıların onları bulmasını zorlaştırır. (Tembel hayvan, "Tuvaletimi haftaya erteledim" der.)
TESPİTLİ YORUM
@ikikelamtiwit Arabanı park ettikten sonra dönüp tekrar bakıyorsan kendi paranla almışsın demektir.
GÜLÜYORUM
@melatoninizm Uzun süre bekar kalınca insanın standartları gittikçe yükseliyor. Ben mesela şu an uçabilen birini arıyorum.