ESKİDEN sevgililik bu kadar kurumsal değildi. "İlişkimiz var" denmezdi, "Biz çıkıyoruz" denirdi. Nereye çıktığımızı kimse bilmiyordu ama çıkıyorduk. Üstelik ilişki koçu yok, podcast yok, "red flag" yok… En büyük kırmızı bayrak, kızın babasının sizi sokakta görmesiydi. O zaman ilişkinin bütün stratejisi bir anda değişirdi. Birinden hoşlanınca önce yakın arkadaşınıza söylerdiniz. O, onun arkadaşına söyler; onun arkadaşı kıza sorar; kız da "Bir düşüneyim" derdi. Ortada Birleşmiş Milletler diplomasi trafiği gibi bir süreç yaşanırdı. Bazen cevap iki gün gelmezdi.
O iki gün insan ömründen beş yıl götürürdü. Sonra haber gelirdi: "Tamam, çıkacakmış." İşte sevgililik başlamıştı. Ne romantik yemek ne çiçek… Resmen üçüncü şahıs aracılığıyla kurulmuş gönül koalisyonu. Telefon olmadığı için aşkın en önemli kurumu okul çıkışıydı. Yan yana yürümek ciddi ilişki belirtisiydi. Hele eve kadar bırakıyorsanız niyetiniz neredeyse evlilikti. El ele tutuşmak ise ilişkinin halka arzı sayılırdı. Mahalleden biri gördüyse artık gizlilik diye bir şey kalmamıştı.
Akşam siz eve varmadan haber çoktan apartmana ulaşmış olabilirdi. Bir de ev telefonu meselesi vardı. Sevdiğinizi arardınız ama telefonu babası açabilirdi. O yüzden sesiniz bir anda devlet memuru ciddiyetine dönerdi: "İyi akşamlar, Ayşe evde mi acaba?" Halbuki beş dakika önce arkadaşlarınıza "Ben bu kız için ölürüm" diyordunuz. Ayrılıklar da kısa ve netti: "Artık çıkmıyoruz." Bugünkü gibi "Biraz kendime alan açmak istiyorum, enerjilerimiz uyuşmuyor" yoktu. Hatta bazen yine aracı devreye girerdi: "Sana söylememi istedi, ayrılmışsınız." İnsan kendi ilişkisinin bittiğini mahalle muhabirinden öğrenirdi. Şimdi "situationship", "ghosting", "love bombing", "breadcrumbing" derken aşk yaşamak için İngilizce sözlük gerekiyor. Eskiden iki seçenek vardı: Ya çıkıyordunuz ya çıkmıyordunuz. Belki teknoloji azdı, terminoloji yoktu ama aşkın kullanım kılavuzu çok daha inceydi. Bir bakış, okul çıkışında beraber yürümek ve eve gidince çalmasını beklediğiniz bir telefon… Bazen bütün ilişki bundan ibaretti.
BUNU BİLİYOR MUYDUN?
Steve Jobs, Mercedes'i numarasız (plakasız) kullanırmış. Kaliforniya yasalarına göre arabaya plakasız binmek yasak ama Jobs, her ay yeni araba kiralayarak yasayı delermiş. (Plakasız araba, teknolojik isyanmış!)...
TESPİTLİ YORUM
@tweetingelif 30'lu yaşlarına geldikten sonra heyecanlı aktivitelerden biri de tahlil sonuçlarının e-nabız'a düşmesini sabırsızlıkla beklemek ve değerlerinin normal olup olmadığını kontrol etmek.
GülüYorum
@oluruyok Yetişkin hayatının sadece yorgunluk olması hepimize sürpriz oldu bence. Kimse beklemiyordu böyle bir şey.
AlkışlıYorum
205 milyondan fazla şişe ve kutu çöpe gitmedi! Türkiye'de 1 Temmuz–5 Eylül arasında DOA depozito sistemiyle 205 milyon 709 bin 303 PET, cam ve alüminyum içecek ambalajı toplanarak geri dönüşüme kazandırıldı. Sisteme kayıtlı kişi sayısı da 3,2 milyonu geçti; vatandaşlara ambalaj başına 1 TL teşvik veriliyor.