Çünkü ne zaman bir mahalle maçı oynansa arkadaşlardan birinin annesi yemeğe çağırır. Çağrılan ya topun sahibidir ve pintidir, topu alır gider, maç komple kesilir; ya da kaleci veya diğer oyunculardan biridir, gidince adam eksikliğinden dengeler bozulur. İyi oynayanlardan biri eksik tarafa verilir, bir kötü oyuncu alınır falan. Nihayetinde bir türlü kadro oturmaz. Mancini gibi sürekli oyuncularla ve pozisyonlarıyla oynamak zorunda kalınır. Maçın en heyacanlı yerinde annem seslenir:
- Lütfiiii Lütfiiii, yemek hazır hemen gel.
- Ya anne siz yiyin yaa.
- Hadi bak, baban gelmiyor mu diyor.
- Ya tamam anne yaaa!!! Sen koy sofraya geliyorum ben.
Neyse, gelelim işin bir başka yönüne...
Annelerimizin öyle bir stratejileri vardır ki en usta stratejiler arasında ilk sıralarda yerini bulur. Duygusallık, baba ile tehdit, para ile rüşvet, küsme, öfke gibi çeşitli değişik stratejilere başvururlar.
Tabağındakini bitir, arkandan ağlar: Çocukken en duygusal yaklaşımdı ama büyüdükçe bu çok işe yaramaz.
Tabağındakini bitir, köpekler kovalar: Korkutarak yedirmeye çalışan anne.
Büyüdükçe bu da işe yaramaz.
Tabağındakini bitir, sevgilin güzel olsun: Genellikle ergenlik çağında inandığın bir strateji...
Tabağındakini bitir, dul kalma: Biraz daha büyüdüğümüzde inanmadığımız ama 'ya olursa' diye düşündüğümüz stratejidir.
Anne: Çorbanı içmedin.
Çocuk: Karnım tok.
Anne: Dolma var.
Çocuk: Yemeyeceğim.
Anne: Dolapta pizza var pişireyim mi?
Çocuk: Hayır.
Anne: Patates kızartayım mı?
Diğer stratejilere bir bakalım:
Bunu bulamayanlar da var.
Bir kere yersen çok seversin.
Yemezsen büyüyemezsin.
Çorba içmeyene et/börek/ pasta yok.
Tamam yeme ama bir tadına bak.
Bunun aynısı dışarıda 10 lira.
Ye ye, kan yapar.
En önemli strateji ise ekmeksiz ye demesidir. Özellikle annelerin ve anneannelerin doyma noktasına gelmiş ama tabağında hala yemek kalan çocuklarına, torunlarına söylediği laftır bu.
Zaten ağzıma kadar dolmuşum, ekmek yemesem ne fark eder.
Çocuk: Ziyade olsun...
Anne: Ekmeksiz ye.
Çocuk: Doydum teşekkür ederim.
Anne: Ekmek yedin mi?
Çocuk: Yedim.
Anne: Bir de ekmeksiz dene.
Çocuk: Gerçekten doydum.
Anne: Olsun ekmeksiz iyidir.
Çocuk: Doydum ya!
Anne: Hadi bakalım ekmekleri alıyorum masadan...
GÖZ
İlk defa büyükşehire gelen bir köylü parkta iki sevgiliye rastlar.
Sevgililer, "Gözlerimin içinde ne görüyorsun?" diye birbirlerine sorar. İkisinin de cevabı, "Aşkı, sevgiyi, dünyanın bütün güzelliklerini" olur. Konuşmalar köylünün hoşuna gider. Köyüne dönünce sabah karısına, "Gız Hatce, gözlerimin içinde ne görüyon" diye sorar. Karısı, köylünün yüzüne bir süre baktıktan sonra şöyle der:
- Çipaaaak!
CAM
Bir sohbet sırasında şair Arif Nihat Asya'ya, "Eğilir, bükülür, katlanır, istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş" derler. Şair, şöyle cevap verir:
- Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik...
ALKIŞLIYORUM
Salondaki kocaman hamam böceğini görünce ciyak ciyak bağırıp bütün mahalleyi ayağa kaldıran ben; bağırmamla yerinden sıçrayıp ayağındaki terliği çıkaran, 'Böceği öldürecek herhalde' diye düşündüğüm sırada terliği susmam için kafama fırlatan ise annem.
Gidelim böcekler; hiçbirimiz bu evde istenmiyoruz...