CANLI YAYIN
Sinan Özedincik
SİNAN ÖZEDİNCİK

Güven giderse iyilik biter!

Eklenme Tarihi 04 Eylül 2026

Haluk Levent'in topluma zararı, sanıldığından da büyük oldu. Bağışın bedeli güven oldu, şüphe iyiliği de vurdu, bağışçı artık iki kere düşünüyor.
Türkiye'de yardımseverlik hiçbir zaman sadece cüzdan meselesi olmadı. Bizim toplumumuzda bağışın arkasında vicdan, dayanışma ve "Birinin yarasına merhem olayım" duygusu var. Deprem olur koşarız, yangın çıkar elimizi cebimize atarız, hasta bir çocuk için seferber oluruz. Fakat yardım dünyasının çok önemli ve görünmeyen bir sermayesi daha var: Güven.

İşte bugün asıl tehlike o sermayenin erimesi.

Son dönemde Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında kamuoyuna yansıyan soruşturma haberlerinin ardından yapılan "STK'lere Güven" araştırmasının sonuçları düşündürücü. Araştırmaya katılanların yüzde 85,6'sı yaşanan gelişmelerin sivil toplum kuruluşlarına duyduğu güveni azalttığını söylüyor. Daha çarpıcısı, her iki kişiden biri bundan sonra bağışlarını azaltmayı ya da tamamen bırakmayı düşünüyor.

Bence meselenin en ürkütücü tarafı tam da burada başlıyor.

Çünkü herhangi bir kurum veya kişi hakkındaki iddialar elbette araştırılır, soruşturulur, gerçek neyse ortaya çıkarılır. Suç varsa hesabı sorulur, yoksa da insanları zan altında bırakan sis perdesi kaldırılır. Hukukun işi budur.

Ama kamuoyunda oluşan güvensizliğin faturası sadece tartışmanın taraflarına çıkmıyor.

Hiç tanımadığımız bir lösemi hastası çocuğa çıkıyor.

Burs bekleyen öğrenciye çıkıyor.

Tekerlekli sandalye bekleyen engelliye, depremzedeye, sokak hayvanına, kimsesiz yaşlıya çıkıyor.

Çünkü vatandaş bir kez "Acaba benim verdiğim para gerçekten yerine ulaşıyor mu?" diye düşünmeye başladığında, elini cebine götürürken tereddüt ediyor.

İşte bu nedenle sivil toplum kuruluşlarının artık sadece "Biz iyilik yapıyoruz" demeleri yetmez. İyilik kadar şeffaflık da göstermek zorundalar.

Toplanan her liranın nereye gittiğini vatandaş görebilmeli. Kim ne kadar maaş alıyor, yönetim gideri ne kadar, yardım için toplanan paranın ne kadarı gerçekten ihtiyaç sahibine ulaşıyor; bunlar sır olmamalı.

Hatta bence artık Türkiye'de bağış dünyasında yeni bir dönem başlamalı.

Vatandaş yaptığı bağışın yolculuğunu takip edebilmeli. Marketten verdiğimiz siparişin bile hangi sokakta olduğunu cep telefonundan görebildiğimiz bir çağda, bağışladığımız paranın nereye gittiğini neden göremeyelim?

"1000 lira verdiniz; şu kadarı eğitim desteğine, şu kadarı sağlık yardımına kullanıldı" denilebilmeli.

Çünkü güven istemekle oluşmaz, göstermekle oluşur.

Bir başka önemli nokta da şu; Bir kurumla ilgili ortaya çıkan tartışmanın bütün yardım kuruluşlarını zan altında bırakmasına izin verilmemeli. Yıllardır sessiz sedasız çalışan, binlerce insana dokunan, tek kuruşun hesabını yapan kuruluşlar da var.

Onları da aynı torbaya atarsak iyiliği cezalandırmış oluruz.

Bu yüzden bugün tartışmamız gereken yalnızca "Kim haklı, kim haksız?" meselesi değil.

Asıl soru şu olmalı.

İnsanların iyilik yapma isteğini nasıl kaybetmeyiz?

Çünkü kaybolan para yeniden kazanılır.

Ama kaybolan güvenin yerine konması yıllar sürer.

Ve korkarım güven kaybolduğunda bedelini bağış toplayanlar değil, o bağışı bekleyenler öder.

Ama bütün bu yaşananlar insanların bağış yapma şevkini kırmamalı, iyilikten elini çektirmemeli. Çünkü biz zor günde birbirinin elinden tutmayı bilen, dayanışmayı sadece sözde bırakmayan bir toplumuz. Türkiye de insani yardım konusunda dünyada öne çıkan ülkelerden biri olmayı yıllardır sürdürüyor. Birkaç soru işareti yüzünden bu güçlü yardımlaşma kültürümüzü kaybetmemeliyiz. Yapılması gereken bağıştan vazgeçmek değil; araştırarak, sorgulayarak, güvenilir kurumları seçerek yardım etmeye devam etmek. Çünkü yanlış yapan varsa bedelini o ödemeli; iyilik değil.