Sinan Özedincik

SİNAN ÖZEDİNCİK

İki yüzlülük!

Eklenme Tarihi 23 Ocak 2026

Yıllardır yüksek sesle savunulan bir cümle var: "Kadının beyanı esastır." Bu cümle, kadınların yaşadıklarını anlatabilmesi, korkmadan konuşabilmesi, yalnız kalmaması için söyleniyor. Peki şimdi ne oldu? İsimler değişince, iş siyasete ve güçlü figürlere dayanınca bu ilke neden buharlaşıyor?
Ünlülere yönelik uyuşturucu ve fuhuş soruşturmasında ortaya dökülen ifadeler, okuyan herkesin içini karartacak kadar ağır. Etkin pişmanlık kapsamında konuşan kadınlar, yaşadıklarını süsleyerek değil, tam tersine büyük bir utanç ve kırılganlıkla anlatıyor. Nilay Didem Kılavuz ve Rabia Karaca, kolay kolay kimsenin ağzına alamayacağı ilişkileri, gördüklerini, yaşadıkları düzeni savcılığa anlatmış durumda. Üstelik sadece sözle değil, fotoğraflarla da desteklenen iddialardan bahsediyoruz. Buna rağmen sosyal medyada yükselen ses ne? "Yalan söylüyorlar." "İtibar suikastı." "Kurgulanmış ifade."

İşin en rahatsız edici tarafı da burada başlıyor. Çünkü bu kadınlar, herhangi bir magazin dedikodusunda konuşmuyor. Yargı makamı karşısında, hayatlarının en karanlık dönemlerini açıyorlar. Uyuşturucuya nasıl bulaştırıldıklarını, nasıl kullanıldıklarını, nasıl bir ağın içine çekildiklerini anlatıyorlar. Böyle bir ortamda bir kadının konuşması cesaret ister. Hele ki herkesin gözünün üzerinde olduğu bir dosyada… Buna rağmen sosyal medyada, ideolojik bir refleksle bu kadınların üzerine çullanan bir kalabalık var.

İddiaların merkezinde sayılan isimler sıradan insanlar değil. Ekrem İmamoğlu'na yakın olduğu söylenen ve kamuoyunda "A takım" olarak anılan bu çevrede, Hüseyin Köksal, Murat Gülibrahimoğlu, Hakan Karanis, Tuncay Yılmaz, İbrahim Bülbüllü ve Fatih Keleş gibi isimler tek tek sayılıyor. İddialar ağır, anlatılan tablo çirkin. Ama sosyal medyada sorgulanan ne bu iddialar, ne de bu isimlerin kamuoyuna açıklaması. Sorgulanan tek şey, konuşan kadınlar.

Burada durup sormak gerekiyor: Siz değil miydiniz "kadının beyanı esastır" diyen? Siz değil miydiniz İstanbul Sözleşmesi'ni savunurken kadınların her koşulda dinlenmesi gerektiğini söyleyen? O ilke sadece işinize geldiğinde mi geçerli? Kadınlar "biz kullanıldık" dediğinde mi inandırıcılar, yoksa isimler hoşunuza gitmediğinde mi yalancı oluyorlar?

Bu kör savunma hali, ne kadınlara fayda sağlar ne de topluma. Belediyelerin paralarının nasıl harcandığını, kimlerin kimlerle ne ilişkiler kurduğunu sorgulamak yerine, en zayıf halkaya yüklenmek kolay. Ama adil değil. Kadınları susturarak, itibarsızlaştırarak kimseyi aklayamazsınız. Aksine, gerçeklerin daha da kirlenmesine hizmet edersiniz.

Eğer gerçekten "kadının beyanı esastır" diyorsanız, bunu sadece slogan olarak değil, zor anlarda da savunmak zorundasınız. Aksi halde bu söz, bir ilke değil, sadece siyasi bir aksesuar olarak kalır. Ve toplum, en tehlikeli yere sürüklenir. Güçlünün korunup, konuşanın cezalandırıldığı bir yere.