Çiçekler kaktüs muamelesi görür.
Barışmanın yolları taşlıdır.
Maziden kalan yaraların hesabı, gelecek günlerin huzurunu reddeder ya.
İşte öyle bir şeydir, yolda kalmak.
Birlikte bulutlara merdiven dayamak vardır, reddedilir.
Siyah diyaloglar, beyazlarla kapışır. "Eski günleri özlüyorum" sözcükleri, kapıların açılmasına yetmez.
Tüm zamanların rövanşı diye, zavallı bir hesap dökümü vardır ya.
İşte öyle bir şeydir yolda kalmak.
Aynı tastan su içmek unutulmuştur.
Pınarbaşı türküleri susmuştur.
Sitemler ve matemler konuşulur.
Yeni bir aşka yelken açma umudu suya düşer ya.
İşte öyle bir şeydir yolda kalmak.
Birinin sürgünü, diğerine düğün olur.
Kördüğüm olur, ortak noktada buluşmanın yumakları.
Suçlar yüzlere vurulur.
Ölen hayaller, yıkılan umutlar, yakılan köyler ve şehit edilen delikanlılar gibi gerçektir.
Yakınlaşmak varken, uzaklaşmak var ya.
İşte öyle bir şeydir yolda kalmak.
Özlemler toprağa gömülmüştür.
Sevdanın dili yaralıdır, nefretin şahlanması an meselesidir.
Şiirlerde yazar, "İnsan insanın yurdudur, kurdu değil."
Hani, elmaya kurt girmiştir de, her şeyi kemirir ya.
İşte öyle bir şeydir yolda kalmak.
Neydi o günler.
Bir sabah ezanı gibi huzur veren günler.
Esaretin devrimi için cesaret gerekir.
Yoktur.
Düşmanlığa duvar örenleri çoktur memleketin.
Hani sayfaların usulca kapanması vardır ya.
İşte öyle bir şeydir yolda kalmak.
Açılırken boğulmak gibi...