Küçük bir kız çocuğu akordeon çalıyor, şarkı söylüyordu.
Birazdan para toplayacaktı da, insanların ihtiyaç halindeki sanatsal gösterilere para mevsimi kapanmıştı galiba.
Ya da çocuklar adına böyle gösteriler masumiyetini yitirmişti.
Ben gözümü de kulağımı da açtım. "Yıldızların altında" şarkısını söylüyordu çocuk. Denizin üzerinde.
Şarkısı bitti, aynen eski Türk filmlerinde olduğu gibi, cebinden çıkardığı küçük şapkayı alıp, orta yerde dolandı.
Vapurlarda böyle gösterilere izin yoktu da, bu korsan gösterinin cesur çocuğuna hayranlıkla baktım.
Vapurdaki yolcuların birçoğu yan gözle bile bakmadı çocuğun şapkasına.
Birkaç kişinin dışında, herkesin gönlü fakir çıktı, bayramda bile.
Televizyonların ucuz yıldızlarının fiyatını artırdığı bir ülkede, yerlere düşen değerler para ediyordu artık.
Bir kız çocuğunun, boyundan büyük müzik aletiyle söylediği şarkılar değil!
Sıra bana geldiğinde, çocuğun gözlerinin içine baktım. Çocukluğumun kırık misketleri gibiydi gözleri.
Konuşmasına gerek yoktu, gözlerindeki sevgiye inandım önce. Sonra, şapkasına gönlümden kopanı koydum.
Özür diledim belki, şapkasını boş bırakan diğer yolcular adına. Teşekkür etti, gitti.
Akordeon çalan o çocuğun, hayatını çalanları biliyordum.
Sadece güzel diye, şöhret budalası kadınlara ekranların kasalarını açanların da, hem sanatı katletmek, hem içi boş kadın pazarını genişletmek adına ona borcu vardı.
Bir an vapurun arkasındaki köpüklere baktım da, öfkem kabardı.
Bir ülkenin geleceğini görmek istiyorsanız, çocuklarına bakın.
Birileri vapurda akordeon çalıyor.
Birileri sokaktaki yaşlı kadınların emekli maaşını çalıyor.
Akordeon çalan kız çocuğu, namusuyla hayatını sürdürmeye kararlı çocukları temsil ediyor.
Emekli maaşları çalanlarsa, piyasadaki ucuz şarkıcıları, ekranlardaki pespaye kadınları temsil ediyor.
Düzen böyle dengeliyor kendini.
* * *
BU NE YAMAN ÇELİŞKİ!
Yurtdışında itibar gören, insan haklarına saygılı bir Türkiye fotoğrafı var. İçeride durum farklı. Basın özgürlüğü bitti, demokrasi yan yattı. Kişisel demokrasi var, güçlünün gücünü daha çok hissettirdiği. Hapishaneler, suçu sabitlenmemiş binlerce insanla dolu. Dışı yaldızlı içi paslı teneke gibi.
* * *
Tabiat dilsiz hayvanlara bile özgürlük vermiştir.
* * *
Her şey son hızla kirlenirken. Birinciliği topluma verdiler.
* * *
21 Kasım 2010
Mutluluk takvimi
Mahkum yakınını ziyaret et.
Cam kenarına küçük saksı çiçekleri koy.
Sokakta kahve iç. * * *
Sende kaybolup bir daha
Hiç görünmemek vardı
Ne yazık ki aramızda
İnsafsız bir kader vardı
Canı yandı sevgimizin
Düşler başka gerçek başka
Kaybedeceğimizi bile bile
Dahil olduk biz bu aşka
Bir zaman treninin
Takıldık arkasına
İkimiz de yar olmadık
Kendimizden başkasına
Hakkı YALÇIN