Talihsiz bir pozisyonda topu kaptırdı ama topun peşinden 50 metre koştu.
Ayakları koptu da, pozisyondan kopmamak için elinden geleni yaptı.
Neredeyse yenilginin sorumlusu ilan edildi.
O koşarken Bekir ve Serdar Kesimal ve Gökhan Gönül muhteşem seyircilerdi. Olması gereken yerde olmamaktan sanık oldukları halde.
* * *
Salih Uçan ölüler arasındaki en canlı hücreydi.
Golden sonra sade bir suskunluğa gömüldü.
Gümbür gümbür yıkılan kalenin askerleri, kendilerini teselli edecek gerçekleri kolayca üretti.
* * *
O maçta Krasiç'e baktım.
Maça başlarken bir pijaması eksikti.
Gözlerinden uyku akıyordu.
Maçı gasp edenlerin başında geldiği halde, aldığı ücretin getirdiği apolet, ona her hakkı tanıyordu.
Maçta kaldığı süre içinde Salih'in o pozisyonda verdiği emeğin yarısını bile vermedi.
Ama Antalya maçındaki Selçuk Şahin'i koruyan futbol ulemaları bu çocuğu korumadı bile.
* * *
10 yabancı futbolumuzun alnında kara leke gibi duruyor.
Bu ülkede yabancı sayısının artması için en çok kim çığırtkanlık yaptı?
Aziz Yıldırım!
Gözü Türkiye'de şampiyonluktan başka bir şey görmeyen, altyapıya zerre kadar değer vermeyen bir başkanın, Krasiç gibilerinin günahını ödemesi gerekmez mi?
Kendisini Fenerbahçe'den çok seven birine, bunları hatırlatmanın ne anlamı olabilir ki!
* * *
O fotoğrafa iyi bakın!
Salih Uçan'ın 50 metrelik koşusu, harika bir yol hikayesidir.
Transferlerden yolunu bulan yabancılar ve onlara kol kanat gerenlerin anlayamayacağı bir hikaye.
Daha yeni başlıyor.