İstanbul ve Boğaz kıyılarına kadar geldiler.
Bir zararları olmadı ama medyada büyük ilgi gördüler.
Bir domuzun şehre inmesi gariptir de... İnsanların şehirleri orman havasına çevirmesi garip değildir artık.
Geleneklerin, zarafetin ve saygının şehre inen domuz kadar değeri yok çünkü.
Siyah beyaz resimler renklendikten sonradır ki.
İnsanlık bozulmuştur.
Kendilerini parayla büyüten toplumlarla.
Saygıyla büyüten toplumlar arasındaki farkın yansımasını yaşıyoruz.
Metrobüs tıklım tıklım.
Kucağında bebeğiyle bir anne biniyor.
Beyler kafalarını çeviriyor.
Zihinleri dolu. Elleri telefonlarında, ayaklarında derman yok.
Bir futbol maçında 5 saat ayakta durmayı gurur sayarlar da, bebeğiyle ayakta duran bir annenin yerine 15 dakika ayakta durmaya mecal bulamazlar.
O sırada ayaktaki işçi oturan karısına erkeklerin duyacağı şekilde sesleniyor. "Sen kalk bari Neslihan!"
İşlerine gelince fısıltıyı bile duyan yiğit erkeklerin bu bile umurunda değil.
İnsanlıkla bağlarını koparan beylerin yerine bir kadın kalkıyor ve bebekli anneye yerini veriyor.
Kendinden büyüklerine yer veren bir çocuk gördüğüm zaman.
Bu ülkeden ümidimi kesmemem gerektiğini düşünürdüm.
Otobüslerde çocuklu annelere bile yer vermeyen insanları gördüğüm zaman.
Bu ülkenin ruhunun da, bedeninin de tükenmiş olduğuna artık şüphe duymuyorum.
Bu ülkenin 1970'li yılları, insanlığın, sanatın ve zarafetin en üst düzey olduğu yıllardı.
Kahrolası darbeler, bizlere bugünleri layık gördü!
İyi kalpli defterler yakıldı.
Merhamet çağı bitti.
Yozlaşmanın, insafsızlığın ve bencilliğin ihtişamı var artık.
Ne utançtır ki insanları güzel kılan; çirkinlikleri!
Hakkın hukukun bile olmadığı bir ülkede.
Saygı ve vicdan ayakta kalabilir mi zaten.
O yüzden oturuyorlar!
Delikanlılar!!!