Çocukluğumuzun kitapları, şimdiki bilgisayarların yanında kocaman bir dağ gibiydi.
Kırmızı başlıklı kızlara kurtlarımızı dökerdik.
Lostra salonunun kapısında beklerdik Külkedisi'ni, ayakkabıyı ikinci el giymek meseleydi zaten.
Saçlarımızın arasına kuşlar yumurtlardı.
Bizler için saçını süpürge yapardı Rapunzel.
Her yer yeşil, her yer Anadolu. "Haydi" derdi Heidi, "Gelin dağlara çıkalım."
Nefes nefese kalırdık yaşamaktan. "İki Sene Mektep Tatili" vardı o zamanlar, biz tren yollarında incir arardık.
Bizim için bir gün bile tatil yapmazdı sefalet.
Geceleri ay tutardı elimizden, gündüzleri dikenli teller.
Alice Harikalar Diyarı'ndaydı. "Yalan dünyalı" şarkıları severdik en çok.
Dik dururduk, buğday tarlasındaki başaklar gibi.
Bulaşıcı bir hastalık gibiydi, özgürlüğe duyduğumuz tutku.
Hepimiz kendi çapında Don Kişot.
Cervantes'i domatese kafiyeli olduğu için severdik belki.
Ondaki gizemin kapısını açacak anahtarı Anka Kuşu getirmişti bizlere.
Bankalar, o zamanlar mudilerine apartman dairesi veriyordu.
Parası bankada olan babaların çocuklarına da demirden kumbara.
Bizler büyüdükçe borçlarımız da büyüdü.
Oysa bizler sadece peynir ekmekle büyüdük.
Ödedik vergisini, acıların bile.
Avrupa'ya hayali ihracatla açıldık, bizlerin kıçındaki yamalar o mevsimlerde daha bir açıldı.
Politikacıların hesabına göre, daha çok yolumuz vardı aşılacak.
Kral Lear, Shakespeare'in ilham kaynağıydı da, bizlerin su kaynaklarını bile kuruttular.
Allah'ın suyu parayla satılmıyordu daha. Rus yazarların kitapları çoktan yasaklanmıştı oysa.
Maksim Gorki'nin "Ana"sı dillerdeydi de, bizim analarımız ağlıyordu.
Güvercinlerin bile greve katıldığı günleri bilirim. "Tanrıların Arabaları" isyan taşırdı o yıllar, uykularını kaçırmak için zalimlerin.
Trenleri kaçırmamak için anons niyetine.
Biz o kitapların çocuklarıyız.
O yüzden çok çabuk alev alıyor gözlerimiz.
O yüzden çocukların bir nefesi için, ömrümüzü vermeye hazırız.