Kazım, hayatıyla kumar oynuyordu.
Roberto Carlos penaltı tasarımcısıydı.
Emre, sahte bir kimlikle mücadele ediyordu. Güiza'nın bedeni koşuyordu da, ruhu yığılmıştı.
Ayakta kalan sadece kaleci Volkan'dı.
Fenerbahçe, böyle ani futbol dönüşlerini çok sever. Ama liderlik de, kendisine itinayla bakanı sever. Durum böyle olunca, Kanarya'nın Kayseri'deki ikramı, liderlik sofrasına bereket getirdi.
Galatasaray, futbolsuz mücadeleden 3 puan çıkarırken, geçen haftanın yarasını sardı. Böyle anlarda kazanmak önemlidir.
Beşiktaş, yeniden aşka geldi.
Başarılı bir operasyonla yönünü değiştirdi.
Haftanın en şık golünü atmak Kewell'a nasip oldu, kudret vuruştaydı. Haftanın en saçma golünü yemek Süleymanou'ya nasip oldu, sebep duruştaydı.
Futbolun, ırkçılık, yönetici kaypaklığı ve ayrımcılık olduğunu görüyoruz.
Maç bitiminde, hakemin üzerine yürüyüp olayı terörize edenler, ırkçı söylemlerle meseleyi siyasi boyuta taşıyanlardan az mı suçludur?
Takımın forma rengine göre kart gösterip, düdüklerini çift taraflı işleten hakemler, futbolculardan masum mudur?
Yenilginin bütün kılıfını hakemlere bağlayan teknik adamlık, ucuzluğun hizmetinde olmak değil de nedir?
Hepsi birbirine zincirli!
Devlet politikasının futbola ikram ettiği soysuz sloganlar ve kaybedince tribünleri yakan zorbalık bu ülkenin daha çok şeyini alacak. Hakemlere gelince...
Ben hakemlerden yana hala şüpheliyim.