Orta alanda, az taktikli hesaplaşmalar.
Fenerbahçe'nin ürkekliğini, kaybettiği dersini almış olarak yorumladım. İkinci yarıda rollerin değişeceğini umdum.
***
Daum'un Gökhan Ünal'la "Güiza ve Semih'in yerini doldurma projesi", maçın en ilginç yatırımıydı.
Ama ilk yarıda izlediğim Gökhan, "Al birini, vur birine" gerçeğini hatırlattı.
Sonra Mehmet Topuz'a baktım.
Koca maçta 60. dakikada bir bindirmesi var. Yakınan olmadığına göre, yakışıyor demek ki.
***
Maçın ilk yarısında tek pozisyon var, o da Bilica'yla...
Rakip defansın Bilica'ya hediye ettiği pozisyonda, kaleyle Bilica arasında bir metre bile yok. Ama Bilica gibi birinin gol atmasına talihin bile gönlü olmadı.
***
Sahada berbat bir hakem vardı.
Mustafa Kamil Abitoğlu adaletsiz ve tek taraflı bir yönetim gösterdi. Vederson'un tekmesine çıt yok.
Gökhan Gönül'ün attığı tekmede sarı kart cepte. Santos rakibin ayağına tabanıyla basıyor, geçiniz!
Bir dakika sonra, kasti olarak Orhan Şam'ın dudağını patlatıyor.
Kartı gören Orhan Şam!
Emre yine çamur deryasındaydı.
Düşündüm de... Bu Emre'yi hakemler yarattı, onlar besliyor.
***
İkinci yarıda, düşük tempoya hız katmak isteyen karşılıklı hamleler izledik.
Fenerbahçe'de Emre, Gençler'de Harbuzi öne çıkan isimlerdi. Ama maçın sonlarına doğru Fenerbahçe'de azalan gücün dışa vurumu vardı.
Ve Fenerbahçe adına doğru dürüst bir pozisyon bile üretemeden gecenin kapılarını kapatmanın pahalı bedeli.
***
Sonuç olarak.
İki puan kayıp çok şey demek.
Fenerbahçe, onarılmaz bir yıkımın ardından, geleceğe aydınlık bakmanın zor olduğu bir geceyi geride bırakırken...
Hoşçakal trenine bir vagon daha ekledi...