Vav TV İzle
Sesli dinlemek için tıklayınız.
  • 19 Mayıs 2022, Perşembe

Av-rupa

KEMAL Kılıçdaroğlu'nun Atatürk Havalimanı için yaptığı çıkış, CHP'lilerin açıklamaları, SADAT konusunun gelip gündemin başköşesine oturması, Suriyeli göçmenlerin manşetlere taşınması, artan enflasyon, dövizdeki tahminler, ittifak planları, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve bunun uzun süre sürecek gibi durması, yakıcı konulardan bazıları...
Bizler içerdeki türbülansı, çekişmeyi tanımlarken devamlı buradaki yerli oyunculara bakarız.
Elbette bu da değerlidir, önemlidir. Ancak konunun anlaşılmasına asla ve kat'a yetmez. Bir de bizdeki bütün tartışmalar KİMLİKLER üzerinden yapıldığı için ideoloji sosu kullanıldığı için gerçekle buluşmak biraz güç olur.
Biden'dan önceki BAŞKAN TRUMP bugünü anlatan çok ifade kullanıyordu. Trump seçildikten sonra Washington'da yaptığı konuşmada KÜRESELLEŞMENİN SONUNUN GELDİĞİNİ, BİR KAÇ AİLENİN ABD VE DÜNYAYI YÖNETEMEYECEĞİNİ HAYKIRIYORDU. Yeniden güçlü AMERİKA tezini canlandırıyordu. Aynı Trump, 2018'deki BM konuşmasında da bunları tekrar ediyordu. "KÜRESELLEŞME BİTTİ" diyordu. Peki bunlar ne anlama geliyordu? Çok fazla üzerinde durmuyorduk! Rusya, Ukrayna'ya NEDENİ PEK İNANDIRICI OLMAYAN NEDENLE GİRİYOR ve bütün ekonomik parametreler yerle bir oluyordu! Nisan'ın 22'sinde Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Washington'a gidiyordu. PETERSON ULUSLARARASI EKONOMİK ENSTİTÜSÜ'NDE KONUŞMA yapıyordu. Çok önemli şeyler söylüyordu.
Rusya'nın işgaline geniş yer ayırıyor ve konuşmasının bir yerinde Kristof Kolomb'un sözünü hatırlatarak "Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edene kadar okyanusu asla geçemezsiniz" diyordu. Ve devam ediyordu "Berlin Duvarı'nın yıkılışını takip eden yıllar, küreselleşme için altın bir çağa işaret etti.
Artan verimlilik dürtüsü, küresel değer zincirlerinin yükselen bir ticaret dalgasıyla birlikte çiçek açmasına ve üretimin giderek sınırlar arasında ayrışmasına neden oldu... Özellikle Avrupa, küreselleşme yürüyüşünden yararlandı. 1999 ve 2019 yılları arasında EURO bölgesinde küreselleşmenin ekonomiye katkısı (GSYİH) YÜZDE 31'den YÜZDE 54'e çıktı. Amerika Birleşik Devletleri'nde sadece yüzde 23'ten yüzde 26'ya yükseldi.
Avrupa'nın küresel değer zincirleriyle entegrasyonu da daha derindi. KÜRESEL DEĞER ZİNCİRİ (GVC) ABD'den çok daha yüksekti...
Yani AVRUPA Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, "KÜRESELLEŞME AVRUPA'YI UÇURDU" diyordu. Küresel Değer Zinciri de bir ürünü piyasaya sürmek için ekonomik aktörlerin giriştiği tüm faaliyetler yelpazesini ifade ediyordu... Üretim öncesi ve sonrası da dahildi buna...
KÜRESELLEŞMEYİ kullanınca haliyle aktör sayısı da artıyordu!
AVRUPA İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'ndan sonra aldığı dersle gaza bastı. BİRLİK taşları yerine oturunca BERLİN DUVARI ile birlikte uçuşa geçti.
Bunu en iyi gören ise ABD oluyordu. Binlerce kez yazdığım gibi "ABD'nin en büyük rakibi AVRUPA BİRLİĞİ'ydi..." Özellikle AVRUPA ÇİN ile muazzam bir BAĞ kuruyordu. Almanya ise bunu RUSYA ile de besliyordu.
KÜRESEL bir satranç, çoktan başlamıştı. Trump'ın Washington'da Merkel'in elini sıkmaması, bunun dışa vurumundan başka bir şey değildi. Trump'ın tepkisi rotayı gösteriyordu. Biden gibi değildi. Biden siyasi bir karakterdi. Gülerek yapacağını yapıyordu...
ABD bir hamle yapmak zorundaydı. Biden'la birlikte RUSYA'ya yüklendiler.
Almanya'nın AVRUPA'yı da peşinden sürükleyerek yaptığı MOSKOVA yatırımı, hedef alındı. RUSYA AVRUPA'dan kopartıldı. Bu AB ile ÇİN'in de bağının zayıflamasından başka bir şey değildi. Stratejik bir hamle ile AVRUPA sarsılıyordu. Petrol-gaznikel- kömür-buğday-mısır gibi pek çok kalemde sıkıntı baş gösteriyordu. Rusya gıda ve enerji başta olmak üzere emtialar üzerinden AVRUPA'yı sarsıyordu.
TÜRKİYE de BUNDAN CİDDİ DERECEDE ETKİLENİYORDU...
Savaşın başlamasından günler önce New York Times'ta bir analiz yayınlanıyor ve BUGÜN anlatılıyordu! Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması halinde AVRUPA ile TÜRKİYE'nin özellikle büyük zarar göreceği ilan ediliyordu. Ki böyle oluyordu... Türkiye ortada dursa da ekonomik olarak etkileniyordu.
Rusya'nın işgali sadece ekonomik değil, siyasi sonuçlar da veriyordu. İsveç ve Finlandiya korkuyla NATO'nun kapısını çalıyordu. Türkiye VETO sesini anında yükseltiyordu.
İngiltere ise 11 Mayıs'ta İSVEÇ ve FİNLANDİYA ile GÜVENLİK ANLAŞMASI imzalıyordu...
Türkiye aşağıdan AVRUPA'yı sarsıyordu yani... Bu iklimde BAŞKAN ERDOĞAN doğal olarak ekonomik çıkarlar doğrultusunda SUUDİ ARABİSTAN'A ve ABU DABİ'ye gidiyordu. İşte bu çözüm arayışı, Türkiye'yi olduğu kadar AVRUPA'yı da ilgilendirmekteydi.
Türkiye'nin yapacağı ekonomik açılım ABD'nin hedefe koyduğu AB'nin büyük sarsıntı yaşaması anlamına gelmekteydi.
AVRUPA ile GELECEĞE yürümek isteyen, ufukta AVRUPA'sız bir TÜRKİYE düşü kurmayan muhalefet de buna karşıydı. Bunun gösterilmesi gerekiyordu.
Bu da SADAT üzerinden Atatürk Havalimanı üzerinden, Suriyeli mülteciler üzerinden açık edilmeliydi.
Ve siyaset böyle hız kazanmalıydı. Bu denge ortada olduğu için sık sık "Türkiye'de türbülanslar artacak. Gerilim tavan yapacak" diye yazıyorum.
Küresel mücadelenin ana mevzilerinden biri burasıydı.
Ve burada mücadele sert geçecekti. Bunu en iyi BAŞKAN ERDOĞAN biliyordu. Dün de startı verdi zaten...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya
      SON DAKİKA