Devlet memurlarının yan yana oturduğu Saraçoğlu Mahallesi silah sesleri ile uyandı. Herkes pijamalarıyla pencerelere koştu. Kimse NELER OLACAĞINI bilmiyordu.
Meraklı bakışlar gecenin karanlığında eriyip gidiyordu...
Gözlerinden ateş çıkan HARP OKULU öğrencileri yaklaşık 18 apartmanın bulunduğu mahalleyi kuşattı. Postal sesleri ortalığı inletiyordu... Hedef Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'du...
Erdelhun Paşa devletin bu kadar savurgan olmadığı dönemde bu sokağın zemin katta oturan sakiniydi. Mütevazı bir dairenin mutevazı insanıydı. Oturduğu evin sağı solu dükkanlarla doluydu. Herkes ihtiyaçlarını aynı zamanda KOMŞU olduğu esnaftan karşılardı...
Askeri bir jip geceyi yararcasına sokağın ortasında acı bir frenle durdu. Bir üsteğmenin komuta ettiği TİM dışarı fırladı. İçlerinden birkaçı hızla ERDELHUN'un evine yöneldi. Kapıyı yumrukladılar. Ancak içeride başına gelecekleri anlayan Genelkurmay Başkanı SESSİZLİĞİ tercih etti. Kapının açılmayacağını anlayan GENÇLER inip koca bir kalasla geri geldiler. Olanca güçleriyle PAŞANIN kapısına yüklendiler.
Birkaç dakikadan fazla direnemeyen ERDELHUN az sonra HARBİYELİLER'in kollarında sürüklenerek dışarıya çıkarıldı.
Yazlık üniformasını giymeye çalışan Paşa "YÜRÜ LAN E....K, SEN BU ORDUYU SATTIN" küfürleriyle bir köle gibi kendisini bekleyen jipe bindirildi. Araç hareket ettiğinde ihtilalin havasına kendilerini kaptıran genç subayların çığlıkları sokağı kaplıyordu.
O sabahtan sonra ANKARA'da hiçkimse rahat uyuyamadı. Bürokrasinin kalbi sayılan 4. Cadde askeri ekiplerle dolup taşıyordu.
Yüzlerce kişi evlerinden alınıp götürülüyordu.
Aileleri kimi zaman haber alıyor kimi zaman da kederli bekleyişle günlerini geçiriyordu.
235'i general toplam 7 bin 200 subay iki ay gibi kısa bir sürede ordudan atıldı. İhtilali yapanlar hızlı hareket ediyorlardı. Kaybedecek zamanları yoktu. İstikbal vaadeden yüzlerce subayı budadılar. Darbeden sonra gelecek emir komuta kademesini oluşturmak için kimsenin gözünün yaşına bakmadılar.
Kabus gibi ülkenin üstüne çöken DARBECİLER son iki yazımda sözünü ettiğim G-2 SECTION istihbaratçısı olan FRED HAYNES'ten emir alıyorlardı.
ABD'nin G-2 SECTION olarak bilinen COMBAT INTELLIGENCE yani çatışma istihbarat uzmanı HAYNES'in askeri ataşelik görevi dışında çok az kişinin bildiği bir görevi daha vardı.
Bu Dallaslı denizci 1944'te ülkeyi ele geçiren GİZLİ DEVLETİN 9 nolu üyesiydi. KONSEYİN aldığı kararları 1 NUMARANIN isteği doğrultusunda İHTİLALCİ subaylara iletiyordu. Zaten MİLLİ BİRLİK KOMİTESİ'nin 38 kişilik kadrosunda yer alan 14 SUBAY KANSAS'ta HAYNES'in öğrencisiydi...
Yabancılık yoktu aralarında...
2006 yılında ortadan kaldırılan GİZLİ DEVLET'in temelinde bu ince suratlı ABD'linin çok emeği vardı! Hiçbir zaman TÜRKİYE'den elini çekmedi. Hatta takma adı SHANDY olan bir kadın ajanı BAŞBAKAN ÇİLLER'in yanına kadar sokmuştu. Bu kadının kocası da CIA'da idari işlerde görev yapan GAZETECİ-
YAZARDI... Çiller, bu kadın ajanın ADANA'ya konsolos olarak atanması için ABD'lilerden bizzat ricacı olmuştu. Alaska'da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden HAYNES, Çiller'le ABD'de çok sık görüşürdü... Zaten bülbül gibi TÜRKÇE konuşurdu...
Anlayacağınız GİZLİ DEVLET işlerine insanın aklı ermiyor...
NOT: Geçen günkü yazımdan sonra bir arkadaşım uyardı, "1960'ta biçilen subay sayısı 4 bin 171 değil 7 bin 200'dür" diye. Düzeltiyorum.