CANLI YAYIN
Ergün Diler
ERGÜN DİLER

Haussmann ve Sinan

Eklenme Tarihi 25 Ekim 2011
Van'da çok daha önceden tanıdığımız acı yine tüm ülkeyi kalbinden vurdu.
Köyler haritadan silindi. Kamu binaları çöktü. Öğrenci yurtları yerle bir oldu. Caddeler ikiye ayrıldı. Evler satranç taşları gibi yer değiştirdi... Yüzlerce kişi enkaz altında hayata tutunmaya çalışırken, 300 insanın cansız bedeni beton yığınlarının arasından çekip çıkarıldı...
Peki neden böyle?
Bu acıları hep yaşayacak mıyız?
Kolaycılığa kaçmadan, topu mimara, mühendise, müteahhide, belediyeye atmadan sorunu ortaya koyup tartışmalıyız.
MODERN ŞEHİR vizöründen bakarak doğru reçeteyi yazmalıyız...
Bunu yaparken de iyi örneklere sırtımızı yaslamalıyız...
İşte size bir ŞEHİR EFSANESİ:
III. Napolyon, 1853'te Hotel de Ville'e (Belediye Başkanlığı'na) kendini daha önce Bordeaux Valiliği'nde kanıtlamış olan Georges Haussmann'ı atar. İmparator'un muazzam vizyonunu gören ve sınırsız desteğini alan yeni başkan 15 yıllık bir plan yapar. Tek isteği kargaşa içindeki başkentten harika bir metropol yaratmaktır. Kolları sıvayan Haussmann, Paris'i şantiye şehrine dönüştürdükten sonra, binlerce binayı kısa zamanda yıktı. Çöp bile toplanamayan daracık yolları genişleterek DEV BULVARLARLA buluşturdu. Valilik binalarını, tiyatroları, kiliseleri ve parkları dahiyane bir hesapla şehre dağıttı. Su ve gaz şebekelerini yerleştirdi. Şehrin altında adeta ikinci bir şehir daha kurdu.
Kamulaştırmada engel tanımadığı için kısa sürede Haussmann Paşa lakabını aldı.
Ne eleştiriler ne de rüşvet iddiaları yolundan döndürmedi. Binlerce kişi evini taşımak zorunda kalırken, binlerce kişiyi de göçe itti.
Maiyetiyle Paris dışına yerleşen III.Napolyon, şehri teslim almak için geldiğinde şoke oldu. Baron Haussmann'ı karşısına alan İmparator, "Neden bu yollar bu kadar geniş. Neden bu binalar bu kadar kısa" diye çıkıştı.
Kendisinden son derece emin olan BAŞKAN ise İmparator'un elinden tutarak şehrin altta kalan kısmını gösterdikten sonra tarihe geçen şu cevabı verdi: Gün gelecek insanlar bu şehirde araçlarını park edecek yer bulamayacak. Şimdi "geniş" dediğiniz bu yollar yıllar sonra minnet olarak geri dönecek...
Yakında Paris'e gidenler geniş caddelerde araçları koyacak yer bulmanın LOTODA büyük ikramiye kazanmaktan daha zor olduğunu bilir...
Ve Haussmann'ın VİZYONUNA şapka çıkarır...
Yeni şehirler kurmak aslında uygarlığın ta kendisidir... Bunun için irade, öngörü, kararlılık, para ve matematik gerekir... Bunların hepsi şu anda Yeni Türkiye'de mevcut...
Savaşların bile veremediği zararı veren DEPREMLER bu ülke için en büyük tehdittir. Önümüzdeki aylarda bitecek olan PKK teröründen sonra ŞEHİRCİLİK milli dava olarak görülmelidir. Daha büyük felaketler gelmeden FAY ANASINA demeden gereken adımlar atılmalıdır.
Çünkü hem büyüyen Türkiye, hem de gelecek nesiller bundan daha fazlasını hak ediyor...
PEKİ BU VİZYON BİZ DE YOK MU?
Tabii ki var... Hem de 2011'de mimarlık fakültelerinde olmadığı kadar...
Mesela VAN'da yüzlerce bina yıkılırken 400 yıllık Hüsrev Paşa Camii sapasağlam ayakta kaldı. Mimar Sinan, KURŞUNLU CAMİİ diye de bilinen cami için kahverengi ve beyaz renkli AHLAT TAŞI kullandı. Oysa aynı Sinan, bu malzemeyi diğer yapılarında hiç kullanmadı. Van'da ayrı, İstanbul'da ayrı, Edirne'de ayrı malzeme ve teknik tercih eden Koca Sinan 4 asır önce bize yolu açtı.
Ancak biz o YOLDAN ÇIKTIK.
Kişiliksiz, kimliksiz yapılara sığındık.
Anlamsız yerleşim yerlerine ŞEHİR adını verdik... Yurtdışında gördüğümüz OSMANLI EVLERİNİN önünde fotoğraf çektirerek NOSTALJİ yapmayı tercih ettik... Arkamıza bakmadan ilerleyebileceğimizi zannettik...
YIKILDIK...
NOT:
Mimar Sinan'ın eserlerinde kullandığı ve depremi etkisiz hale getiren temel harcının sırrı bugün hala bilinmemektedir...