Cumhuriyet tarihimiz böyledir!
Bildiğimiz çok az GERÇEK vardır!
Mücadelelerin nedenine, sürtüşmenin katsayısına hiç dikkat etmeyiz!
Değerlendirmelerimiz günlüktür! Son kare ile ilgilenir gerisini kaldırıp çöpe atarız!
Zaten böyle olduğu için KÖŞK seçimlerinin niçin büyük krizlere yol açtığını anlamayız!
Haşim Bey meselesi de böyle!
Başkanın ağzından çıkanlarla onu yargılıyoruz!
Ama geri plana giden ve inceleyen yok!
Neden konuştuğunu, kime mesaj verdiğini, ne için bu çıkışı yaptığını merak etmiyoruz! Bütün gazeteler ve televizyonlar herkesin duyduğu sözleri tekrar tekrar vererek sözde yorum yapıyor! Kendilerinin bir CÜMLESİ olmadığı için olanı evirip çevirip tekrar yayınlıyor!
Peki ama olayın arkasındaki sebep ne? İşte sorulmayan soru bu!
Bakın; önceden bu topraklardaki her şey gizliden gizliye giderdi! Kimse olup bitenden haberdar olmazdı! Majesteleri POSTA AĞINDAKİ başarıyı görünce British Broadcasting Service yani BBC'yi kurdurdu! Kuran da babası gibi sömürge valisi olan George Villers'tı!
Artık kamuoyu oluşturmak ve medyayı elinde tutmak İngiltere'nin en büyük silahıydı! Bu medya ve iletişim ağı ile çok öne geçtiler! Dünyanın herhangi bir yerindeki POSTANIN açılıp içine girilmemesi mümkün değildi! İran Şahı Nasreddin de bu AĞA takılıp elindeki petrolü 70 yıllığına Rothschild ailesinin üyelerinden Julius de Reuter'e vermişti! Bunu gören ve devleti alarma geçiren tek isim Abdülhamid'ti! Artık Hindistan defteri kapanmış ve İngilizler petrolle İran üzerinden OSMANLI topraklarına geliyordu! O günlerden beri birçok önemli karar gizliden gizliye alınırdı! Bu metod sadece onlara aitti!
Bizim ıskaladığımız onların çalışma biçimleriydi!
İngiliz Keith Jeffrey ve Alan Sharp, 1993 yılında "Lord Curzon and the Use of Secret Intelligence at the Lausanne Conference:1922-1923" isminde bir kitap yazdı! Kitabın can alıcı yerlerinden birinde şöyle yazıyordu: "Lozan'ın, I. Dünya Savaşı'nı bitiren antlaşmaların en uzun ömürlüsü olması çok önemliydi... Bu anlaşmanın olması tamamen İngiliz Gizli Haberalma Servisi'nin başarısıydı. Onların gayreti ve hayatlarını ortaya koymasıyla, İngiltere, Türk tarafının elindeki kozları ve tezleri önceden öğrendi. Karşı kozlarla, Türkler'in güçlü noktaları bitirildi. Eğer bu başarılı olmasaydı ve Lozan'da kazanan Türkiye olsaydı, ikinci plan devreye girecekti. O da Ankara'da Meclis'teki İngiliz destekçileri, gereken adımları atacaktı..." İşte benim anlatmaya çalıştığım da bu! Bu ülkenin çocukları kimlerle ve kime çalıştıkları belli olmayan insanlarla iç içe yaşıyordu! Bu adamların sıralı tam listesi yoktu! Ama her yerde varlardı! Ve asla tek hamlelik plan yapmazlardı!
Yapmadıklarını da yakında kesinlikle görürüz!
Haşim Bey'e geleceğim! Ama önce Lozan'a kısaca bakalım!
O yıllarda telsiz iletişimi çok önemliydi!
Kırılması zor şifre sistemleri geliştirmek ve düşmanın kullandığı şifre sistemlerini kırmak amacıyla çeşitli ülkelerde gizli birimler oluşturuldu. Bunların en önemlilerinden biri İngiltere'de 1919'da kurulan Government Code and Cypher School - GCCS idi. Devletin yüzyıllardır postanelerde şahsi ve diplomatik mektupları açıp okuma geleneği olan İngiltere dönemin süper gücü olarak dünya telgraf trafiğinin tamamına yakınını kontrol etmekteydi.
Bu teşkilat Haziran 1920-Ocak 1924 arasında gerçekleştirdiği gizli dinleme ve şifre çözme çabaları sonucu toplam 12600 belgeyi ilgili makamlara sunmuştu. Bunların arasında Lozan barış görüşmeleri sırasında Türk heyetinin Ankara ile yaptığı tüm şifreli telgraf iletişimi de yer almaktaydı... Yani o günden beri gizlimiz saklımız yoktu!
Gizli bilgiler ellerinde olduğu için sessiz darbelerle çok yol aldılar! Tehdit ve şantaj bunlar için iş değildi!
İşte bu yapıya karşı çıkan isim Özal'dan sonra Erdoğan'dı! Bu söylenmez ve aslında yazılmazdı da! İran petrolleriyle birlikte Osmanlı'yı çökerten yapının karşısına bu topraklardaki akıllı insanlar uzaktaki güç olan Amerika'yı çekmek istemişti! İngiliz'in gücünü yenmek için böyle bir partnere ihtiyaç vardı! Amerika için bilmediği uzak bir coğrafya olan bu bölgede onların gücüyle İngilizler çökertilebilir ve devlet geri alınabilirdi!
Ama bunun için çok ince bir çizgide gidilmesi gerekiyordu! Çok hassas bir denge vardı! Hem devletinizi geri alacaksınız, hem İngiliz Kraliçesi adına burada dev olan isimleri korkutmayacaksınız, hem askeri kışlada tutacaksınız, hem de Amerika'yı ürkütmeyeceksiniz! Bu arada Rusya ve Çin'i de idare edeceksiniz!
Kolay değildi!
Erdoğan buna inanıp devleti geri almak konusunda ısrar ettiği için başına gelmeyen kalmadı! En büyük badirelerden biri de KAPATMA DAVASI idi!
Dönelim o günlere! Çünkü Haşim Bey'i anlamak için o günlere gitmek şart!
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'nin "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle kapatılmasını ve Erdoğan'la birlikte 71 kişinin siyasi ömrünün bitirilmesini istedi! Dava görüldü! Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç 30 temmuz 2008'de kameraların karşısına geçerek, "AK Parti'nin temelli kapatılmaması, fakat hazine yardımının belirli bir oranda kesilmesi kararına varılmıştır!" açıklamasını yaptı! Davayı açan ve oylamaya katılanlar bilmese de İngilizler'in dolaylı etkisi meydandaydı!
Kraliçe, Erdoğan'a "DUR!" demek istiyordu! Belli ki savcı ve mahkeme üyelerinin bundan haberi yoktu! Ama operasyonlar böyle yapılırdı!
KODLARIMIZ'da bu vardı! Tabii görenler için!
Anayasa Mahkemesi'nin 11 asli üyesi oylamaya katıldı! Bir partinin kapatılması için NİTELİKLİ ÇOĞUNLUK şarttı!
Yani 11 üyenin 7'sinin aynı doğrultuda karar vermesi gerekiyordu! AK Parti kapatma davasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı kontenjanından oy kullananan hakim SERDAR ÖZGÜLDÜR'ün karşı çıkmasıyla parti nefes aldı! Bu oylamada Osman Ali Feyyaz Paksüt, Fulya Kantarcıoğlu, Şevket Apalak, Zehra Ayla Perktaş, Mehmet Erten ve Necmi Özler "KAPATILSIN", Sacit Adalı, Serruh Kaleli, Ahmet Akyalçın, Serdar Özgüldür ve Başkan Haşim Kılıç ise "KAPATILMASIN" oyu kullandı! 6'ya 5 parti hayatta kaldı! Bir tek oyla yani!
Bir de hazine yardımları kesilsin oylaması vardı! Burada bütün adaylar KESİLSİN derken, sadece ve sadece Haşim Kılıç "HAYIR" dedi!
Aslında İNGİLİZLER'in çok önemli bir atağı Haşim Bey ve diğer 4 üye ile bertaraf ediliyordu!
Peki ama o günden bu yana ne değişti de Haşim Bey farklı görüntü çizdi?
İşte bu sorunun cevabını bulmak için hem Ortadoğu'da 200 yıldır ne olup bittiğini bilmek, hem de İngilizler'in karşısına kimin kimle çıktığını anlamak gerekiyordu! Haşim Bey bilerek ya da bilmeyerek İngilizler'e karşı durdu!
Ankara'nın Obama ile ortaklığının ülkeyi rahatlatacağını en azından Kraliçe'ye karşı bir dengenin kurulacağını düşündü!
Ama Erdoğan ve ekibi kısa zamanda alışılmamış performans sergiledi! Akıllıca hareketleriyle dünya ticaretinin kurallarını koyan ailelerin tansiyonunu zıplattı! İRAN-TÜRKİYE hattındaki doğalgaz, petrol ve altın trafiği bunların en önemlisiydi! Türk parası bölgeye yayılmıştı! İngilizler'in kurduğu sistem ALARM verirken Amerikalılar da "Londra'dan kurtulalım derken şimdi de Türkler mi geliyor?" sorusuna cevap aradı!
17 Aralık operasyonu için düğmeye basılması, David Kohen'in gelip HALKBANK'a girmesi, kayıtları alması ve Ankara-Tahran hattının kesilmesinin arkasında Amerika'daki bir kanadın korkusu da vardı! Kontrollü bir Türkiye istenirken Ankara gaza basmıştı! Hem Kürt kardeşleriyle kucaklaşmada hem Araplarla buluşmada beklenenden hızlı gidiliyordu! Bu Kraliçe'nin yanı sıra Erdoğan'ın dostu olan Obama'yı bile düşündürdü! Zaten NEO-CON'lar bire bin katarak anlatıyordu her şeyi!
Washington resmen YAHUDİ kuruluşların ürettiği bilgi bombardımanı altındaydı! Galiba Obama, biraz uzaktan bakmak isterken bu gruplar ileri gitti!
İşte Haşim Bey, altını çizerek söylüyorum bilerek ya da bilmeyerek, Amerika'nın bu çizgisiyle örtüştüğü için Erdoğan'a karşı şık olmayan ifadeler kullandı!
Asla kabul etmeyeceğini bildiğim halde o tepkinin kendisine ait olduğunu düşünmüyorum! Hem de kesinlikle!
Milli politika üreten Ankara artık herkesin radarında! Dostlarımız da temkinli artık! Çünkü kimse yağmurdan kaçarken doluya tutulmak istemiyor!
Onlar açısından belki haklı bir bakış açısı!
Ama Ankara bu!
Bildiğini yaptığı için büyüdü! Yine yapacak!
Türkler bu saatten sonra en fazla bir kez dinlenir! Aynı suda iki kere yıkanmaz!
Haşim Bey'in sözlerini de "Siz ne yaptınız! Çok ama çok abarttınız!" diye okumak gerekir!
Boşuna kaygı duyuyor Haşim Bey!
Kuş'tan da fazla korkuyor!
Ankara ne yaptığını biliyor!
Sorun yok!