CANLI YAYIN
Ergün Diler

ERGÜN DİLER

Gizli savaş

Eklenme Tarihi 09 Kasım 2012
Bizim ülkemizde en pahalı şey GERÇEK'tir...
Ulaşması da, korunması da zordur.
Olan bitenin arkasında nasıl bir gerçek yattığını bilmediğimiz için hep hata yaparız. Algılarla yönetiliriz. Manşetlerle uygun moda sokulur, istenilen tepkileri veririz. Bir DEĞERİN peşinde koşarken, bilmeden DÜŞMANA hizmet ederiz!
Kaybeden biz oluruz!
Nasıl mı?
Anlatalım... Ama BÜYÜK FOTOĞRAFI görmek için biraz geriye gidelim. Çünkü en sağlıklısı bu...
II. Dünya Savaşı, Amerikan askerlerinin Avrupa'nın yardımına gelmesiyle son buldu. Almanya PES etti. Japonya yerle bir oldu. Yeni dünya için start verildi. Amerika askerine, elindeki silaha güvenerek tek PATRON olacağını sandı. Ama karşısındaki İNGİLİZ'i tanımıyordu.
Rus tehdidi baş göstermeye başlar başlamaz LONDRA harekete geçti.
NATO için start verildi. 4 Nisan 1949'da Washington Anlaşması'yla KOLLEKTİF bir savunma örgütü kuruldu. Masanın etrafındaki Norveç, İzlanda, Danimarka, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Fransa, Hollanda, Belçika, Portekiz, İtalya ve Lüksemburg imzayı hemen attı...
Başlangıçta her şey ABD'nin yanında gibi görünüyordu. Oysa işin aslı bambaşkaydı! Perde arkasını en güzel İNGİLİZ LORD ISMAY açıklıyordu: "NATO, Rusya'yı dışarıda, Almanya'yı alaşağı edilmiş bir halde, ABD'yi de içeride tutmak için kurulmuş bir örgüttür..."
Yani kitaplarda öğretildiği gibi sadece SOVYET tehdidi söz konusu değildir! Amerika, İngilizler'in gazıyla SOVYET tehdidini abarttığı için gerçeği göremiyordu. ABD, ilk iş olarak, Sovyet tehlikesi altındaki Türkiye'yi Truman Doktrini ile korumaya aldı! İki ülke masanın altında ellerini birleştirmişti. Türk DERİN devletinin amacı başkaydı.
Yıllarca İNGİLİZLER'in elinde oyuncak olan yapı, kendine bir ÇIKIŞ arıyordu. Amerika en akıllı yoldu. Türkiye, Ruslar'a en yakın ülke olmasına rağmen NATO üyeliği bir türlü kabul edilmiyordu! Ankara, 1950'de KORE'ye asker göndererek samimiyetini bir kez daha ortaya koydu. Ancak İNGİLTERE, yani sözde SOVYET TEHDİDİ'ni önemseyen ülke, garip bir inatla Türkiye'nin NATO'ya üye olmasına karşı çıkıyordu.
Londra akıllıydı! Türkiye'nin, NATO'ya gelirse, ABD ile yakın temas kuracağını biliyordu. Bu onların on yıllar süren EGEMENLİĞİNİN sonu demekti. Asla buna yanaşmayı düşünmezdi... Ancak Washington her geçen gün İngiliz oyununu daha net görüyordu. Türkiye onlar için hayati derecede önemli bir KOZDU!
Tarihler 1952'yi gösterirken Türkiye Yunanistan'la eş zamanlı olarak örgüte katılabildi. 1980 darbesinden sonra Evren Paşa'yı "Yunanistan'ın NATO'ya geri dönmesi için ikna eden" İngilizler, o zaman da Atina şartını koşuyordu. İlginç değil mi?
Neyse...
Türkiye'nin katılımından sonra iki ülke arasında sıkı işbirliğine gidildi.
Öncelik askeri alandaydı. 16 TÜRK BÜYÜĞÜ gidip ABD'de kontrgerilla eğitimi aldı. Bu askerlerin içinde Alparslan Türkeş, Turgut Sunalp, Daniş Karabelen, Ahmet Yıldız, Mucip Ataklı, Refik Tulga, Faruk Ateşdağlı ve Suphi Karaman gibi isimler vardı.
ABD, Türkiye'nin içinde Londra'ya karşı denge arıyordu. Bunun da yolu ORDUDAN geçiyordu!
Demek ki; İngilizler ordunun içinde hiç bilmediğimiz kadar güçlüydü!
Washington'un askeri yardımları ve işbirliğini arttırması LONDRA'yı çok huzursuz etti. Gizli toplantılarda kılıçlar çekildi. Ankara'nın haberi bile olmadan iki ülke birbirine girdi. İkisi de "Türkiye'siz yapamam" diyordu!
Bu mücadele tam 8 yıl sürdü.
Amerikalılar her şeyin kontrollerinde olduğunu düşündüğü bir ortamda GOLÜ yedi!
1960 DARBESİNDE iki kanat kıyasıya çarpışsa da sonuçta gülen İngilizler oldu... Londra'nın en azından hanesine GOLÜ yazdığını daha sonraki yıllarda anladık! SOL bir anayasa hazırlandı! Daha sonra ülkeyi karıştırmak için kullanılacak GENÇLERİN önü bilerek açıldı! ABD çizgisine giren Türkiye'nin eski rayına oturtulması tek amaçtı.
Büyük ölçüde oldu da...
ABD bir adım geri düşmüştü...
Ama maç daha yeni başlıyordu. Kimsenin "PES" etmek gibi bir düşüncesi yoktu. 10 yıl geçmişti ki ortalık tekrar karıştı. 1971 DARBESİ kapıya dayandı. Asker, önceki maçın rövanşına çıkıyordu.
Karşılaşma çok şiddetliydi.
Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ABD'ye, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler İngiltere'ye, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur da Fransa'ya yakındı... Kılıçlar çekildi. Mücadele çok sertti. Kazanan olmadı! Londra ve Washington oturup anlaştı. Türkiye üzerinde BERABERLİK sağlandı. Siyaset ona göre dizayn edildi!
Ama iki taraf da vazgeçmeyi düşünmüyordu. 1971'deki beraberlik uzun sürmedi.1960'ta tohumları atılan SOL hareket ortaya çıktı.
SAĞ'dan cevap gecikmedi. İki ülke Türkiye'yi paylaşamadıkları için oluk oluk kan akıyordu.
Ülkenin çocukları birbirlerini vuruyordu. Sokaklar kontrolden çıkmıştı. ABD, bu kez elleriyle eğittiği kontrgerillayı çok iyi kullanmasını bildi. MİLLİYETÇİ kisvesi altında bazı isimler kiralık katile dönüşmüştü.
Birileri de SOL adına kan akıtmaktan geri durmuyordu! O gün geldiğinde EVREN PAŞA ve arkadaşları sahneye çıktı. Bu kez ABD'nin galibiyeti kesindi! Londra kesin yenilmişti. Türkiye, yine ABD'ye geçmişti. Ortalık yatışınca Washington darbenin içinden gelen ÖZAL'ın yolunu açtı. Özal ve ekibinin gelmesi Londra'nın siyaseten bitmesiydi.
Bütün kurumlar ABD'nin kontrolünde Türkler'e geçiyordu. Umut vardı. Özal tarihi bir şans yakaladığının farkındaydı. Washington-Londra çatışmasını fırsata çevirmek istedi.
Petrol ve doğalgaza yürüdü! Hem Kürtler'le hem Türki Cumhuriyetler'le yaklaştı. Elçibey'le dost oldu. "Turan ve Kur'an" ülküsü hayata geçecekti.
Başlangıçta her şey iyi gidiyordu.
Ancak daha sonra askerlerin bir kısmı rahmetli Özal'ı, Köşk'te bile rahatsız etmeye başladı. BAŞKOMUTAN'ı dinlemeyen askerler vardı. Çok uzun süre böyle gitmeyeceği belliydi.
Sessizliğe bürünen İngilizler'den hiç ses çıkmıyordu! Bu "hayra alamet" değildi. İpler gerildi. Terör azdı.
Silahlar patladı, ÖZAL ZEHİRLENDİ!
Bu Londra'nın sevinciydi!
ABD kazandığı anda Türkiye ile birlikte kaybetmişti. Bir türlü maçın sonu gelmiyordu!
Özal'dan sonra Washington geriledi! Çiller'le birlikte tekrar sahneye çıkıncaya kadar sustu. Ekonomik krizlerden sonra 28 Şubat geldi.
Erbakan Hoca'nın Avrupa'ya yakın olması ABD'yi çok rahatsız etti.
YAHUDİ ZENGİNLERİN büyük miktarda parası Türkiye'de yok olmuştu! Koalisyon kuruldu.
Rol yine askerdeydi. İstenilen oldu.
Hoca gitti. Hapishaneler doldu, insanlar işlerini kaybetti. Paralar çuvalla BARONLARA gitti.
Gariptir ki hep çarpışan iki güç, 28 ŞUBAT'ta birleşmişti.
Masadaki PARA çok olunca ezeli rekabet bir anda unutuldu!
Herkes payına düşeni aldı.
Köşesine çekildi. Maç kaldığı yerden devam etti...
Ama KADER de ağlarını örüyordu!
Yeni Türkiye filizlendi, büyüdü...
Şimdi iki güç, Ankara'yı "Bizimle ol" diyerek ikna etmeye çalışıyor. AB kapısında aşağılanan Türkiye şimdi parlayan yıldız!
ENERJİNİN KONTROLÜNÜ hangi kanat sağlarsa, Ankara onun yanında olacak.
Bu nedenle hava PUSLU...
Zaten Ankara, "Yeter bıktık sizden" diyerek İKİSİNE DE tokadı yapıştırdı! 28 Şubat soruşturmasının önünü açtı.
Yeni dünya düzeni kurulacak ve Türkiye bunun tam ortasında olacak...
Asıl soru kaybeden kim olacak?
Bekleyip görelim...