Bir yanda tedirginlik, bir yanda TÜRK PASAPORTU taşımanın getirdiği keyif... Bir yanda barış süreci, bir yanda BÖLÜNME korkusu var!
Ama herkes vatanı kurtarmaya çalışıyor!
Kimi evine Türk Bayrağı asarak, kimi tencere tava çalarak, kimi hükümeti savunarak, kimi askerlere vurarak, kimi orduyu koruyarak... İyi niyet aşikar!
Ama yetmiyor! Yetmez de...
Bir de ülkede hakim olan MEDYA gücü YABANCILARA çalışıyorsa ülkesini seven insanların gerçekle buluşması neredeyse imkansız hale geliyor... Devletin rotasını bilmek ve anlamak çok zorlaşıyor... Bir de gerçeği çıplak olarak karşımızda görmek istiyoruz! Hangimiz ilişkilerimizi ulu orta yaşıyoruz ki devletten bunu bekliyoruz!
Okulda zayıf not alan çocuk da, kredi kartında israfa kaçan eş de gerçeği saklamaya çalışırken ANKARA'nın Türkiye'yi büyütmek için çıktığı yolda her kilometre başında bilgi vermesini bekliyoruz!
Olmaz!
Biz aklımızı kullanıp anlayacağız!
Dikkatli olacağız. İnsanların ne dediğine değil ne yaptıklarına bakacağız! Şablonlardan ve klişelerden uzak duracağız! Çünkü hayat düşünmeyi erteleyeni hiç affetmez!
Neyse...
VLASOV, Nijni Novgorod'da doğdu.
Köy çocuğuydu. Ekim Devrimi'ni (Alfabeyi eksiksiz sayamayacak olan Sarıgül'ün sözünü ettiği!) başlatan bahriyelilerin arasındaydı.
Kızıl Ordu'da hızla yükseldi. Çok akıllı ve kabiliyetliydi. Ordu komutanı oldu. 1941'in soğuk Kasım'ında yönettiği kuvvetlerle Almanlar'ın elinde tuttuğu Moskova yakınlarındaki en stratejik yer olan Solnetschnogorsk kentini geri aldı. Kahraman ilan edildi. Stalin ondan başka kimseye güvenmez hale geldi.
Vlasov, Büyük Rusya için çalışıyordu! Ama hayat sürprizlerle doluydu! Bu efsane komutan VOLKHOV cephesinde önce kışa, sonra da Almanlar'a yenildi. İkmal alamayınca dayanamadı. Efsane, yani Büyük Rusya için çarpışan Vlasov, esir düşmüştü! İleride CIA'nın temellerini atacak olan GEHLEN diye son derece AKILLI bir Alman vardı. Hitler'in sağ koluydu! Gehlen, Vlasov'a acı çektirip dünyaya geldiğine pişman etmek yerine, büyük bir GÖREV verdi! Rusya için yaşayan Vlasov, Almanlar'a esir düşen ya da Stalin'den kaçan yüzbinlerce Türk için masaya oturdu. Gehlen, büyük para ayırıp Türkler'i bir araya getirmesini ve Ruslar'a karşı savaşmasını istedi!
HIMMLER'i de buna ikna etti! Başka seçeneği olmamasına rağmen masanın bir ucuna oturtulup, KOMUTAN rüzgarı estirmesine olanak sağlandı! Vlasov artık hem hayatta kalacak, hem de güçlü biri olmaya devam edecekti!
Almanlar yanlış ve hastalıklı bir politikanın izinden gitse de içlerinde bu oyunu KURACAK ZEKALARA SAHİPTİ!
Belki Vlasov, savaşı Almanlar'ın lehine döndürmedi ama savaşta çok konuşulan hamlelerden biri oldu! Gehlen, karşıdaki gücün en iyi oyuncusunu yok etmeyi değil de kullanmayı bilmişti! Bunun çok daha faydalı olacağını düşünmüştü!
Osmanlı da böyleydi!
Duygu ile değil AKILLA giderdi! Kalbin karar veremediği birçok şeyi düşünce gücüyle çözerdi. Zaten bu olduğu zaman büyük devlet olunuyordu!
Ankara da işte şimdi, o büyük akılların yaptığını yapıyor!
Avrupalı güçlerin "PKK'nın lideri olarak asla kabul etmediği" Öcalan'la görüşüp sonuca gidiyor!
Beklenmeyeni yaptığı için eleştirilerin ve saldırıların hedefi oluyor! Öcalan ve Kürtler bölgeyi Ankara'ya getireceği için TÜRK DEVLETİ hedefte!
İçeride saldıranların ipleri dışarıda!
Laik-antilaik, alevi-sünni çatışması çıkarmak için var güçleriyle uğraşıyorlar!
Çünkü zenginleşen ve büyüyen Türkiye'de AVRUPA'ya ve içerideki BARONLARA yer yok! Ankara ilk kez doğru yolu buldu!
Öcalan'ı savunacak değilim! Ama 14 yıl ŞAM'da oturan biri nasıl oluyordu da Dağlıca'ya, Şemdinli'ye, Şırnak'a "SALDIRI EMRİ!" veriyordu! Oysa arada FANTOM'la bile bir saatlik mesafe vardı!
Galiba birileri Öcalan yerine birtakım işler yapıyordu!
Kimi asker, kimi yabancı!
Ama yapılıyordu!
Duygusal tepki geleneğimiz nedeniyle hiç soru sormadan, belli gazete ve televizyonların sunduğu bilgileri filtreden geçirmeden alıp kullanıyorduk!
Kürtler'e "Geri ve ilkel millet" diyen Avrupalı başkentler bizi bizden ayırıp, Güneydoğu üzerinden enerjiye koşacaktı!
Kürtler'i perde arkasında kötüleyip başkentlerinde PKK'ya yerleşme ve para toplama özgürlüğü veren iki yüzlü BATI'ydı!
Öcalan bunu gördü! Bunu gördüğü için Sakine Cansız ve iki arkadaşı başlarından vurulup öldürüldü!
Eğer Avrupalı istihbarat teşkilatlarının destek verdiği Faysal Dunlayıcı şu an yaşasaydı, Güneydoğu kan gölüydü!
Öcalan'a rağmen saldırılar alır başını giderdi!
Ama örgüt İmralı dışında kimsenin şemsiyesi altına girmiyordu!
Ankara bu şansı iyi kullandı!
Annesi Türk olan ve çok iyi Kürtçe konuşamayan biri Ankara'yı anladı ve yanaştı! Ülkenin son kozu olduğunu kabul etti! Ya bölünmeye kadar gidecek kardeş kavgası sürecek ya da Türkiye büyüyecekti!
İşte yıllarca örgütü kullanan güçler Öcalan'ın makas değiştirmesi nedeniyle çıldırdı! Ortada altın hamle vardı!
Bunu yapan da Türklerdi!
Karlofça'dan beri unuttuğumuz DEVLETİ BÜYÜTME operasyonu ilk kez devrede!
Gezi'yi de çevresini de bu gözlükle değerlendirin!
Bu nedenle yine gelecekler! Onlar Türkler'in Kürtler'le birlikte yaşama TARZINA karşı! Hayat TARZINA müdahale hikaye! Bir de bunu düne kadar ezilen Anadolu çocuklarının akıl etmesine ifrit oluyorlar... Uzun yıllar dışarıya bağlı insanlar tarafından yönetilirken hiç ses çıkarmıyorlardı!
Şimdiki PAPA'yı okullarında ağırlayan ve çılgınca alkışlayanlardan başka ne beklenirdi ki!
Herkes kendine yakışanı yapıyor!
NOT: Kandil'e çıkan gazeteciler yazmıyor, ben yazayım... Çevre ülkeleri ve Avrupa devletleri PKK'nın bazı isimlerine, "Öcalan'a rağmen çatışma başlatın, hiç olmadığı kadar yardım yağdıralım. Siz kazanıncaya kadar yanınızda olalım" diye garanti veriyor! Bu nedenle "Erdoğan gitsin!" diyenlere "Kim gelecek?" diye sorduğumda cevap alamıyorum... Çünkü oyunu kuran bizim GEZİ'ciler değil ki!