CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Su yatağını unutmaz…

Eklenme Tarihi 18 Ekim 2026

Şemsiyesini diğerlerinin yanına yerleştiren Melih Bey, selam vererek yanlarına oturduğu arkadaşlarına:

- Yağmur aslında rahmet, ancak beklenenden fazla yağınca sanki bir afet yaşadık. Sizlerde doğrudan bir sıkıntı olmamıştır inşallah?.. Mehmet:

- Biz de bunu konuşuyorduk. Özellikle derelerin denize kavuştuğu kıyı bölgelerde ciddi sıkıntılar oluştu. Ancak, bizle ilgili bir sıkıntı yok hamdolsun… Mustafa:

- Önce İstanbul'u vuran ve ciddi zararlara sebebiyet veren afette, bölgemizde de bazı derelerin taşması ile hasar gören evler, yollar ve köprüler oldu. Cenab-ı Hakk, benzerinden ve özellikle de beterinden saklasın… Araya giren Selim:

- İstanbul'da bazı yerlerde metrekareye düşen 270 kilogram yağıştan bahsediliyor. Böyle bir durumun en son 84 sene önce görüldüğünden de. Bundan ne anlamalıyız?.. Melih Bey:

- Ülkemizin yağış ortalamasının yakın zamana kadar metrekareye yıllık 573,4 kg iken, içinde bulunduğumuz yıl 741,6 kg olmuş. İstanbul'un yıllık yağış ortalaması ise 659,4 kg. Bu durumda bir günde 270 hatta 300 kg yağışın ne demek olduğunu anlamak kolaylaşır. İstanbul'un kuzeydeki ilçelerine 270 kg yağış düşerken, mesela Bakırköy'e düşen yağış sadece 35 kg.

İşin bizi asıl ilgilendiren tarafı ise, bir kere sel olmuşsa on, yirmi ya da elli sene sonra yine olabileceği gerçeği. En son 9 Eylül 2009'da yaşanan ve İstanbul ile Tekirdağ'ı etkileyen sel felaketinde toplam 31 kişi hayatını kaybederken, Ayamama Deresi'nin taşması ile İstanbul'da İkitelli, Halkalı ve çevresinde birçok yeri su basmıştı. Ancak bu seferki, ondan çok daha kuvvetliydi… İhsan:

- Bu sefer de can kayıpları yaşandı maalesef. Bahsettiğiniz 2009'daki selde Ayamama Deresi taştı demiştiniz. Bu sefer de en çok Kağıthane Deresi çevresi etkilendi galiba?..

- Öyle gözüküyor. Bu, suyun aktığı doğal yatağını asla unutmayacağı; üzerine bina, yol veya altyapı yapılsa bile şiddetli yağışlarda veya taşkınlarda kendi güzergahını geri alacağını gösteriyor. Yani bir derenin suyunun azalması, hatta kurumasına aldanmamak ve buralarda sıkıntı yaşanmaması için ciddi tedbirler almak gerek.

Avrupa ülkelerinde oldukça geniş taşkın kanalları, yaygın. Bizde de benzerleri var. Ayamama, Kağıthane ve benzeri derelerin yatakları ile ilgili buna benzer tedbirlere ağırlık verilecektir herhalde. Bu arada su geçirmez beton ve asfalt yerine, özellikle sel riski olan yerlerde suyu toprağa aktarabilen beton ve asfalt döşenmesi de gündemde… Remzi:

- Can kayıpları yanında su basan evler, işyerleri, selde sürüklenen araçlar gibi ciddi zararlar da var. Bunların telafisi konusunda neler yapılacak acaba?..

- Sigortası olanlar için zaten problem yok. Bunun dışında kalanlarla ilgili olarak, şimdiye kadarki bütün afetlerde olduğu devletimiz mağduriyetleri gidermek için gereken bütün adımları atacaktır… Mehmet:

- Yağışın çok kuvvetli olması, yaşananları izah etmekte yetersiz bence. Şehirlerimizdeki yağmur suyu kanallarının yetersiz olması yanında bunların gerekli temizliklerinin yapılmadığını da gördük. Yaşananların bir sebebi de bu oldu sanıyorum…

- Bu belirli ölçüde doğru. Yaprakların kapattığı mazgallar, zamanında temizliği yapılmadığı için kolaylıkla taşan ve sele sebebiyet veren yağmur suyu kanalları ve benzeri birçok şey. Yaşanan felaket, bundan sonra benzer bir durumun yaşanmaması için alınacak tedbirler konusunda yöneticilerimiz açısından herhalde ders verici olacaktır. Dere yataklarına yakın yerlerdeki yerleşimler sadece yakın zamanda yaşandığı gibi Karadeniz ya da benzeri bölgelerde değil İstanbul'da bile problem olduğundan, öncelikle buraların gözden geçirilmesi gerekecektir herhalde… İhsan:

- İstanbul Valisi Davut Gül, dere yataklarındaki evler konusunda derhal hareket geçileceğini ve bunların kaldırılacaklarını söyledi. Bu arada havalar halen sıkıntılı olsa da belirli ölçüde rahatlamış gözüktüğü için bundan böyle benzer şeyler yaşanmaz inşallah. Hazır seni bulmuşken Azerbaycan'daki başörtüsü yasağı ile ilgili yorumlarını dinleyelim…

BİR MİLLET İKİ DEVLET!..

- Azerbaycan'da bakanlar kurulunun okullarda tek tip üniforma modeline geçildiği açıklaması ile bütün okullarda geçerli bir başörtüsü yasağı başladı. Türkiye'deki başörtüsü yasağı döneminde eğitim için gidilebilen ülkelerden olan Azerbaycan'daki bu gelişme, üzücü. Ancak, bu ülke ile aramızdaki geçerli olan 'bir millet, iki devlet' sözü hatırlandığında, konuya mümkün olduğu kadar suhuletle yaklaşılması gerektiği de, açık. Unutmayalım ki Azerbaycan da bir devlet. Bir millet olsak da iki ayrı devlet söz konusu yani. Dolayısıyla özellikle de bu kararın alınmasını sağlayanları memnun edecek şekilde davranılmamalı. Azerbaycan'dan gelen açıklamaların belli oranda tepkisellik içerdiği ve bazılarımızın bunu değişik şekillerde yorumladıkları da malum… Selim:

- Konu sadece okullarda başörtüsünü yasaklamakla sınırlı değil sanırım. Eylül'deki BM Genel Kurulu'nda Katil Netanyahu konuşurken Azerbaycan temsilcisinin genel kurul salonunu terk etmemesi de eleştiriler arasında, mesela…

- Başka bazı şeyler de var. Ülkedeki gelişmelerin İran'la bağlantılı olduğu, açıklamaların aslında bu ülkeyi hedef aldığı gibi yorumlar da söz konusu. Ancak, yasağın ardında İsrail'le bağlantılı ve Türkiye ile Azerbaycan'ın arasını açmayı planlayanların olduğu görüşü ağır basıyor. Bu haliyle özellikle de liderler arasında çözülmesi gereken bir mesele ile karşı karşıyayız… Remzi:

- Yanlış hatırlamıyorsam 2010 yılında da Azerbaycan okullarında başörtüsü yasağı başlatılmış, içeriden gelen tepkiler ve bazı girişimler sonrası iptal edilmişti…

- Doğru. Özellikle de 28 Şubat sürecinde yaşananlar sebebiyle ciddi bir tecrübeye sahip olduğumuz için, bizim de söyleyebileceğimiz çok şey var. Ancak bunun usturuplu bir şekilde ve muhatabı incitmeden yapmak, önemli… Mehmet:

- Temkinli olmak gerektiği görüşünüze katılıyorum. Azerbaycan'dan gelen üst düzey açıklamalara bakılırsa, özellikle Dağlık Karabağ'ın işgaline son verilmesi dönemi ile ilgili sözlerden rahatsız olunmuş gibi bir durum var…

- Dağlık Karabağ'ın azatlığa kavuşturulması sürecinde yaşananlarla ilgili olarak anlatılacaklar ve anlatılamayacaklar söz konusu. Tabii hiç anlatılmaması gereken şeyler de var. Bazı hususları kasıtlı olarak kaşıyarak iki ülkenin arasını bozmaya çabalayanların, İsrail için çalıştıklarını düşünebiliriz. Her ne kadar hoşumuza gitmese de Azerbaycan'ın İsrail'le bazı ilişkileri söz konusu ve bunun hemen kesilebilmesi de mümkün değil. Tahminime göre, Azerbaycan içindeki İsrail yanlısı bir lobi, çıkarılan fitneye odun taşıyor… Mustafa:

- Netice olarak ne önerirsiniz?..

- Bu durumun geçici olduğunu ve üst düzey temaslarda hayırlı neticeler alınabileceğini düşünüyorum. Azerbaycan'a vaktiyle verdiği destek sebebiyle bu ülkede İsrail destekçileri olsa da, bunlar ağırlıklı olarak sosyal medya ve kısmen de geleneksel medyada. Türkiye ve İsrail arasında bir tercih durumunda Azerbaycan halkının Türkiye'yi tercih edeceği de çok net. Bizdeki sosyal medyada Azerbaycan aleyhtarlığı, Azerbaycan'da ise Türkiye aleyhtarlığının körüklendiğini görüyoruz. Bu sanırım kasıtlı olarak planlanan bir oyun. Azerbaycan'daki İsrail taraftarları, işin bir tarafı. Bu ülkede hala aktif olan FETÖ mensupları da sanırım bu yasak konusunda etkili… İhsan:

- Bekleyip göreceğiz demek ki… Konuşacağımız başka konular da vardı, ama bugünlük bu kadarla iktifa edelim. Sohbetimizi Cenab-ı Hakk hepimizi sel ve benzeri afetlerden muhafaza buyursun duasıyla sonlandıralım…

- Amin…