“Atın iyisine doru...”

Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye yaptığı meşhur nasihati hemen hepimiz biliriz. 'Ey oğul' diye başlar nasihat ve "Beysin...
Bundan sonra öfke bize; uysallık sana, güceniklik bize; gönül alma sana, suçlama bize; katlanma sana, acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana..." şeklinde devam eder.
Edebali, adı üzerinde 'Şeyh' olmanın yanında Osmanlı'nın da ilk kadısı yani müftüsüdür.
Osmanlı Devleti'nin manevi kurucusu kabul edilen bu zatın Osman Gazi'ye nasihatinin hemen her cümlesi de bilgi ve hikmet doludur.
Şimdilerde başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye nasihatini baş tacı ettiklerini bildiğimiz devletimizin tepe yöneticileri içeriden ve dışarıdan birçok nasihate maruz bırakılmak isteniyorlar.
Edebali'nin yaptıkları ile mahiyet ve niyet açısından uzaktan yakından alakası olmayan bu nasihatler, devlet işlerinin birilerinin arzu ettiği şekilde yürümesini temin sadedinde yapılıyor tabii ki.
Siyasetçiler, aydınlar, medya mensuplarından oluşan nasihat verme meraklıları aidiyet ve mensubiyet açısından oldukça renkli bir tablo oluşturuyorlar.
İçeriden olanların yanında dışarıdan olanlar da var. Türkiye'yi yönetenlerin yanlış yaptıkları konusundaki kanaatleri en önemli ortak yönleri.
Saçmalıklardan oluşan nasihatlerine kimsenin hele Türkiye'yi yönetenlerin aldırmayacağını biliyorlar elbette.
Ancak sıklıkla tekrarlayacak olurlarsa, halkın bir kesiminin inanabileceği tek beklentileri.
Terör saldırıları karşısında sakin olunması, terör örgütü ne yaparsa yapsın gerektiği şekilde müdahale edilmemesi, nasihatlerin(!) önde gelenlerinden. Kazılan çukurlar ve oluşturulan barikatlar konusunda da benzer tavsiyeler söz konusu. 'Bırakın yapsınlar' diyorlar yani.

Nasihat nasihat olsa bari...

Barış Süreci için oluşturulan masayı devirip aklı sıra alan hakimiyeti kurmak için teröre başlayan örgütün burnu sürtülünce, tekrar barış masası kurulması ve şimdiye kadar yaşananların yok sayılması da talepler arasına girdi.
İfade ve basın özgürlüğü denilen şeyin, öncelikle başta Cumhurbaşkanı olmak üzere devletin tepe yöneticilerine sövmenin serbest olması manasına geldiğini anlatıyorlar ciddi ciddi.
Vatana ihanet manasına gelecek yayınların serbest olması talebi de hemen ikinci sırada yer alıyor tabii.
Yöneticilerin vatana ihanet manasına gelecek türdeki yayınlara ve bu arada kendilerine yönelik ağır hakaretlere katlanmaları gerekiyor onlara göre.
Batılı ülkelerde bu konularda takınılan sert tavırlar hatırlatıldığında 'o başka' deyiveriyorlar hemen.
Nasihat denilmesi mümkün olmayan bu talepler uzayıp gidiyor. Ancak mesele, kimsenin umurunda bile olmayan bu türden nasihatler ya da onları yapanlar değil aslında.
Esas mesele, yaşananlar karşısında devleti yönetenlerin reflekslerini eleştirip, Edebali'nin Osman Gazi'ye nasihatini hatırlatıp duranlar... Devlet düşmanı oldukları konusunda en ufak şüphe bulunmayanlara bile yumuşak davranılması gerektiğini söyleyenler...
Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye nasihatinin ilk bölümü, iyi niyetle yanlışlar yapabilecek olanlara nasıl davranılması gerektiği üzerinedir.
Yöneticilerimize bu nasihati hatırlatanların, nasihatin devamını, mesela şu bölümünü unutmamaları gerek:
"Haklı olduğun mücadeleden korkma!.. Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler!.."

  • ve ya