CANLI YAYIN
Ekrem Kızıltaş
EKREM KIZILTAŞ

Sen sahip olursan...

Eklenme Tarihi 26 Ocak 2016
Yeni bir anayasa hazırlamak için çalışmalar başladı. Anayasa'nın milletimizin bütününü temsil edecek şekilde hazırlanması ve devleti değil ferdi temel alması, ortak beklentilerden birisi. Bu durumda, önümüzdeki günlerin en önemli konularından birisinin Başkanlık Sistemi olacağı, kesin. Başkanlık Sistemi'nin Türkiye için mutlaka gerekli olduğuna inandığı bilinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuyu halka mal etmek için ülke çapında ciddi birtakım çalışmalar yapacağı da biliniyor. Başta Başbakan Ahmet Davutoğlu olmak üzere, Türkiye'ye son 13 senede adeta çağ atlatan AK Parti kadrolarının tamamı, ülkemizin başkanlık sistemine geçmesinin daha uygun olacağı görüşünde. İlginçtir ki, başkanlık sistemine sadece bu sebepten, yani 'Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere AK Partililer başkanlık sistemini istiyorsa; biz istemiyoruz' zihniyetiyle karşı çıkanlar var. Bu çevreler ve onlarla beraber hareket eden diğer partiler başkanlık sistemine kesinlikle geçilmemesi gerektiğini savunuyorlar. Başkanlık sistemini istemeyenlerin başlıca argümanları, parlamenter sistemin çok iyi bir şekilde işlediği, dolayısıyla bir sistem değişikliğine gerek olmadığı şeklinde. 1876'dan beri bir şekilde muhatap olduğumuz parlamenter sistemin hakikaten iyi işleyip işlemediği ise ciddi bir tartışma konusu. 1876'da başlayan ve sık sık kesintiye uğrayan parlamenter sistemin, 1923-1950 arasındaki durumu karmaşık. Bu yıllar arasında uygulandığını söyleyenler olsa da, dinleyenlerden bazılarının bıyık altından gülmeleri, düşündürücü.

Hey gidi günler...
Çanakkale başta olmak üzere birçok cephede savaşmış bir subayın henüz yayınlanmamış hatıra defterinden kısa bir alıntı: "(1912) - İstanbul'dayım... Balkan Harbi patladı... İttihat ve Terakki Fırkası ile muhalifleri olan (Hürriyet ve) itilaf Fırkası erkânının sandalye ve mevki kavgaları yüzünden memleket işlerine bakacak vakit bulamamaları ve Balkanlarda hükümet aleyhine bir ehl-i salip ittifakı yapıldığını görememeleri yüzünden zaten fırsat bekleyen Karadağ, Sırp, Yunan ve Bulgarlar ittifak etmekte gecikmemişler ve birleşerek İstanbul üzerine yürümeye başlamışlardır..." O dönemle alakalı, herhalde çoğumuzun iyi bildiği başka olaylar da var: Bulgarların Edirne'yi muhasarası sırasında şehre gelen Enver ve Talat Paşalar, İttihatçılardan olmayan Şükrü Paşa'nın askerlerine: "Sizin ne işiniz var burada, ne diye gelmiş sarı saçlı mavi gözlü Balkan kökenlilerin memleketini savunuyorsunuz?" diyerek, savaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar. Önemli olan partilerinin çıkarıdır çünkü.. Enver Paşa'nın Bulgar işgalindeki Edirne'yi geri almak üzere harekete geçtiği sırada, Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensubu subayların sözleri, adeta kan dondurucudur: "Edirne'yi Enver alacağına bırakın Bulgar alsın!.. Bu olaylar, tek adam yönetimi diye eleştirilen padişahların yönetiminden, parlamenter sisteme yani meşrutiyete geçiş sonrası yaşanan sancılardan bazıları... Günümüzde işlerin farklı olacağını zannedenler ise sadece 7 haziran sonrasını, yani koalisyon meraklısı oldukları halde ellerini taşın altına koymayan partileri hatırlasınlar, yeter... Ne diyordu merhum Mehmet Akif Ersoy?.. "Sahipsiz vatanın batması haktır, / sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!"