17 Aralık'ta bir emniyet-yargı darbesi ile karşılaştık. Yargı erkinin arkasına saklanmış, yargısal vesayeti kendi emelleri uğrunda kullanan bir cuntanın omurgası ortaya çıktı. Türkiye'deki vesayet sistemi demokratikleşme adımları artıkça çökme eğilimine girmişti. Millettin iradesine dönük olan bu yapıya kimileri "askeri vesayet", kimileri de "yargısal vesayet" diyordu.
Maalesef, yargı erkinin arkasına gizlenmiş bir cunta, demokratik ve hukuki değerlerin savunuculuğunu üstlenmediği gibi, hem halkın yargıya olan güveninin her geçen gün azalmasına neden oluyor hem de ülkenin içinde bulunduğu değişim sürecinin daha zor ve daha çatışmalı geçmesine yol açıyor.
Askeri vesayeti sona erdiren Başbakan'ın önünde şimdi yeni bir savaş var. Türkiye'de gerçek bir yargı reformunu gerçekleştirme savaşı.
Gerçek bir yargı reformunu yapabilmek için, yeni bir anayasaya ihtiyacımız çok açıktır.
Türkiye'nin geleceğini belirleyecek üç seçim sürecinde yeni bir anayasa yapma olasılığı çok zor.
Peki, yeni anayasa yapılmadığı için, yargısal vesayetçilere karşı milli iradenin yani seçilmiş iktidarın ne gibi imkânları bulunuyor?
2010 anayasa referandumu ile yeni bir yapıya kavuşturulmuş, HSYK'nın yargısal vesayetçi bir tavır içinde olması, farklı yolların aranmasını gerektirmektedir.
HSYK'NIN YAPISI DEĞİŞİR Mİ?
HSYK'da, üyelerin bir kısmının TBMM'den seçilmesi, birinci sınıf hâkim ve savcıların yanı sıra Türkiye Adalet Akademisi, hukukçu öğretim üyeleri ile avukatların da temsili sağlanacak.
HSYK'nın yapısının değiştirilmesi için 2 yöntem tartışılıyor:
1) Meclis'te bulunan partiler anlaşabilirse, HSYK'nın tarafsızlık, objektiflik, şeffaflık ilkeleri temelinde uluslararası belgeler ışığında geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması, kararlarına karşı etkili itiraz sisteminin getirilmesi ve yargı yolunun açılması için kısmi bir Anayasa değişikliği.
2) Yeni anayasa metninin halkın önüne koyulması. Seçimler sonrası HSYK'nın değişmesi.
YENİDEN YARGILAMA
Yeniden yargılama tartışmalarının yaşandığı Balyoz ve Ergenekon davalarında olası gelişmeler şöyle değerlendirildi: "Balyoz için Yargıtay karar verdiği için, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yöntemiyle Türkiye'ye bir soluk aldırabilir.
Ergenekon davasında Yargıtay aşaması henüz başlamadı. Muhtemelen bu yılın Haziran-
Temmuz aylarında görüşmeler başlar. Yargıtay aşamasında, emniyet-yargı içindeki vesayetçi zihniyete karşı yeni tavırlar gösterilebilir."
Balyoz davasıyla ilgili olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın itiraz yetkisi: Yargıtay Ceza Daireleri'nden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 30 gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. '
SANIĞIN LEHİNE İTİRAZDA SÜRE ARANMAZ'
Yani, Balyoz için bu yol açık.
Kanun yararına bozma: Kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazılı olarak bildirir.
ANAYASA MAHKEMESİ
2010 referandumuyla, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkının önü açıldı.
Anayasa Mahkemesi'nin yapısı, Yeni Türkiye'nin önünü açmakta rol alabilir.
Anayasa Mahkemesi, son olarak tutuklu milletvekilleri için aldığı kararla, hukukun evrensel ilke ve esaslarını gözettiğini, kişi hak ve hürriyetlerinin koruyucusu ve kollayıcısı, yerinde bir ifadeyle "bekçisi" olarak, yol gösterici ve yönlendirici kararlar vereceğini gösterdi.
Bireysel başvuru imkanıyla, bir çok davanın yeniden görülmesinde bu gelişme çok önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir.
SONUÇ:
17 Aralık darbesine yol açan yargı vesayetine atılacak neşterle, Yargı Reformu'na geçmenin tam zamanı geldi. Yargısal vesayete halkımızın gösterdiği tepki, Başbakan'ın arkasındaki büyük güç olarak göze batmaktadır.