CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Kaybettiler

Eklenme Tarihi 03 Kasım 2013
Berlin Duvarı, 1989 yılında yıkıldı. O günden beri, dünya Soğuk Savaş yıllarından günümüze DEĞİŞİMİ tartışıyor.
Duvarın yıkılması, sadece Doğu ve Orta Avrupalıların özgürlüğe kavuşmasını sağlamakla kalmadı, Sovyetler Birliği'nin de çökmesini getirdi. "Özgürlük, ekonomik ve sosyal ilerleme", ulusların arkasında koştuğu temel hedefler haline gelirken, Doğu Avrupa ve Balkanlar, bir bahar yaşamaya başladı.
Avrupa Topluluğu, Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa Birliği'ne dönüşerek (1991 Maastricht Antlaşması ile) Doğu Avrupa'ya doğu genişleme sürecine girdi. Batı bahar yaşarken, ne yazık ki, kuzey Afrika ve Ortadoğu'ya baharın gelmesinin önü küresel güçlerle kesildi. Bu gelişmeler, batı dünyasına yönelik bir tepkiyi beraberinde getirdi.
Bu tepki, İslam coğrafyasında yoğunlaştı.
Ancak burada önemli olan nokta, Batı'ya yönelik tepkilerin dağınık, çok motifli ve örgütsüz bir yapıya sahip olduğu gerçeğidir.
Peki,1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasından 2001 ikiz kuleler saldırısına kadar olan süreçte Türkiye ne yaptı?
Türk siyaseti, zamanın ruhunu okuyamadı. Bu dönemdeki etkili partilerden, Anavatan Partisi-Mesut Yılmaz ve DYP-Tansu Çiller Başbakanlığı dönemi, 28 Şubat darbe dönemi, ekonomik krize götürülen Türkiye, kendi derdine düştü. 'Avrupa'nın birleşme, Doğu Avrupa ve Balkanların siyasette ve ekonomide bahar yaşaması, İslam ülkelerinin lidersizliği gibi konuların önüne geçecek, Cumhuriyeti demokratik hamlelerle güçlendirecek' lider eksikliği, iç kavgalar, kısa süreli hükümetler, darbeler içindeki Türkiye, büyük fırsatı kaçırdı.
ZAMANIN RUHUNU OKUYAMAYAN liderler, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli, 2002 seçimlerinde sandığa gömüldü. Merkez Sağ'ın iki etken partisi DYP ve ANAP tarih oldu.
2002 YILI-TÜRK BAHARI

Türkiye halkı, 2002 yılı seçimlerinde DEMOKRATİK DEVRİM yaptı.
Sol frekanstaki Deniz Baykal liderliğinde olan CHP'yi, muhalefette bıraktı. Tayyip Erdoğan başkanlığında yeni kurulan AK Parti'yi iktidara taşıdı. Türkiye halkı, Başbakan olan Erdoğan'a, "Zamanın ruhunu iyi okuyarak Türkiye'yi içte ve dışta büyüt. Demokratik atılımları eksiksiz yap" ödevini verdi.
2002-2007 arasında, Türk demokrasisi çok önemli virajlardan geçti. Çağdaş demokrasi atılımlarını gerçekleştirdi. Yakın Coğrafyaya dönüldü. Eski kılcal damarlarımıza kan verildi.
2007'de, Çankaya'yı yıllardır kontrollerinde tutan askeri vesayetçi, oligarşik iktidar odakları, Türkiye'nin demokratik gelişmesinin önünü kesmeye çalıştılar. Ama olmadı.
Çankaya konusunda halka set koyan Baykal, seçimi kaybetti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Meclis'e gelmeyen Erkan Mumcu (Anap) ve Mehmet Ağar (DP),siyasi tarihten silindi.
Zamanın ruhu, "demokrasi, özgürlük, bireysel haklar" derken, Deniz Baykal başkanlığındaki CHP, 2010 Anayasa referandumuna giderken, tarihin derinliklerinden gelen direnişini nedense sürdürüyordu. İlginçtir, Türkiye'de fırsatları kaçırmakta olan Avrupa'nın derin bir operasyonu gerçekleşti. Deniz Baykal gitti.
Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Kılıçdaroğlu; zamanın ruhunu okuyamayanların teker teker gittiklerini görmelerine karşın 2010 anayasa referandumuna karşı çıktı. Ama kaybetti. "Yeni CHP" diyerek, direnişin ölçüsünü düşürmek zorunda kaldılar. CHP, başörtülü milletvekillerinin TBMM'ye girmesine önce karşı çıkmayı düşündü, damarlarındaki eski kan, 'direniş' diyordu. Ama yapamadılar.
Bazıları, bunu; 'CHP zamanın ruhunu okudu' diye yorumladı. Bana göre, halkın ezici çoğunluğunun farklı düşünmesi karşısında, direnemediler.
SON SORU: Başörtü tabusu TBMM'de yıkılırken, CHP gerçekten zamanın ruhunu okuyarak mı? Yoksa AK Parti karşısında kaybetmekten korkarak mı? Tarihi siyasal gelişmeleri göğüslemek durumunda kaldı.
SON SÖZ: Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor. Halkımız CHP'den şunu istiyor:
2023'te Tam Demokratik Cumhuriyet olmaya karar vermiş milyonların peşine takıl.
Zamanın ruhuna direnme. Önce 60 maddelik Anayasa değişikliğine, sonra yeni anayasa çıkarmaya, destek ol...