MİT eski daire Başkanı Prof. Dr.
Mahir Kaynak, sıcak olayı Takvim okurlarına analiz etti, "Sıkıntı Balyoz'dan çıktı"dedi, şöyle konuştu:
Org. Koşaner ve kuvvet komutanları, Balyoz operasyonunu kabul etmedi.
Ordu üzerinde bazı çevrelerin operasyon yaptıklarını düşündüler. Balyoz için 161 general tutuklanınca, Hasdal'a giderek mesaj verdiler.
Balyoz'dan tutuklu olanları terfilerinin durdurulmasını kabul etmediler. Hükümetten, orduya yönelik bu olayın düşürülmesini beklediler.
İşin hukuk boyutu aştığını, müdahale edilmesi gerektiğini, hükümetin bu işe inanmıyorsa, ortaya çıkmasını beklediler. Andıç üzerinden mevcut komutanlara işin uzaması son damla gibi olmuştur.
Toplu karar alınmasının arkasında, (biz sorumluluk almak istemiyoruz, kim alacaksa onları getirin diyerek çekildiler) Yerine gelecekler kimler?
Eğer görevi kabul etmemeler tırmanırsa sıkıntı büyüyebilir. Benim korkum, Güneydoğu olayları.
Sağduyulu, hemen karar vermeme dönemindeyiz. Ortadoğu karışık.
PKK olayının çok yönlü gelişmeleri meni tedirgin ediyor."
Org. Aksay ve Oramiral Yiğit'in görev süreleri dolarken istifa etmeleri ötesinde, Genelkurmay Başkanlığı'nda iki yıl daha kalabilecek Org.
Koşaner'in istifası anlamlı bulundu.
KOLAY OLMADI
İstifa olayı, iki yönlü değerlendiriliyor.
Demokrat çevreler, istifaların o kadar önemli olmadığını, sivilleşen ve demokratlaşan Türkiye'nin bu işin altında kalkabileceğini, yeni isimlerle yola devam edileceğini belirtirken, Türkiye'de askerin ağırlığına önem veren çevreler, sıkıntının kademe kademe yayılacağını öne sürüyorlar.
Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel'in istifa etmediği belirtiliyor. Özel'in Genelkurmay Başkanlığı'na atanması bekleniyor. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda ise şimdilik herhangi bir isim yok. Ordu komutanlarından birisinin vekâleten kara'ya bakabilecekleri söyleniyor.
Yüksek Askeri Şura'da daha fazla sayıda korgeneralin, orgeneralliğe atanacağı bu isimlerinde boşalan yerlere gelebilecekleri ifade ediliyor.
Olaya demokrasi ve sivilleşme açısından bakmakta yarar var. Türkiye bu noktalara kolay gelmedi. Silahlı Kuvvetler'in siyasi etkisi, Türk siyasal sisteminin en önemli unsuru olmuştu yıllarca. 1960 darbesinden bu yana, askerin siyasetteki etkisini tartıştık. 1971 12 Mart muhtırası, 1980 darbesi, 28 Şubat olayı, 2003 ve 2004'te darbe hazırlıkları ve 2007'de 27 Nisan e-muhtırası ile sona gelindi.
Daha doğrusu net biçimde,Türk Milleti, arkasına güçlü destek verdiği iktidarla, "Yeter artık söz benimdir" diyerek ağırlığını koydu.
2007 seçimleri, 2010 referandumu ve 12 Haziran seçimleri, Türkiye'nin sivilleşmesi sürecini hızlandırdı, askerin siyaset üzerindeki eylemlerinin sona erdiriliş sürecinin kilometre taşlarını birer birer döşedi. Bu siyasal iradenin başarısıdır. Önemli adımların atılmasını siyasi iradenin tutarlılığı ve kararlılığı mümkün kılmıştır. 12 Haziran seçim öncesi ve sonrasında ilk kez asker unsurundan, sivil-asker dengesinden söz edilmediğine tanık olduk, bu gelişme Türkiye'nin zamanın ruhuna uygun siyasal ve hukuksal bir düzen inşa etme yolunda önemli mesafeler kat ettiğini gösteriyor.
SİVİL TOPLUM
Ama yapacağımız çok işler var.
Türkiye'nin tarihsel yolculuğunu sürdürmesi, demokratik dünyanın ruhuna nüfuz edebilmesi; ancak siyasetin ve hukukun üstünlüğüne yaklaştığı kadar mümkün olacaktır. Bu tarihi süreç ile birlikte Türkiye, modern-küresel dünyanın değerleriyle, kendi yerel dinamiklerini bir zihniyet devrimi yaparak bir arada götürmek durumundadır.
Günümüzde küreselleşmeyi ortaya çıkaran etkenler dünyada bir sivil toplumun ve global bir kamuoyunun oluşumunun da önünü açmıştır.
Yerleşik kurumları, tartışma ve sorun çözme yöntemleri ve kolayca örgütlenme yeteneği ile birlikte, siyasi iktidardan bağımsız olarak kendi kendini idame ettirebilme kapasitesine sahip, yani özerk bir sivil toplumun demokrasi için büyük bir avantaj teşkil edeceğine şüphe yoktur.
Güçlü bir sivil toplumun varlığı özgürlüğün en büyük güvencelerinden biri olduğu kadar, demokrasinin pekişmesi ve istikrarı açısından da son derece hayati bir durumdur. Güçlü ve özerk bir sivil toplumun varlığı hem demokrasi için elverişli bir zemin sağlayacak hem de özgürlüklerin garantisi olacaktır.