Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Ahmed el-Haddad, Aralık 2025'te çok sevdiği Türkiye'ye bir ziyaret düzenledi. Türkiye Genelkurmayının davetlisiydi. Bundan rahatsız olan çoktu. Türkiye ile kucaklaşan Libya, birilerinin uykusunu kaçırıyordu. Orgeneral Haddad'ın beraberindeki heyetle birlikte bulunduğu özel jet, dönüşte, havalandıktan 19 dakika sonra Haymana ilçemizde düştü. General Haddad öldü.
Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan üç gün önce Libya'ya gitti. Sömürgeci çakalların ikiye böldüğü Libya'da önce Trablus hükümeti ile görüştü. Ardından Bingazi'ye geçti. Hafter yönetimi ile masaya oturdu. Hedefler ve amaç belliydi. Türkiye kardeş Libya'nın bölünmesine razı değildi. "Tek Libya" için varını yoğunu ortaya koyuyordu.
Batı'nın tezgâhlarına çomak sokuyor, oyun bozuyordu. Çakallar rahat durur mu? Yine ulumaları ve saldırmaları gerekiyordu. Hakan Fidan'ın Libya'nın batısına, Trablus'a indiği gün Libya'nın doğusundaki silahlı güçlerin lideri Halife Hafter'e bağlı Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı Tümgeneral Fevzi el-Mansuri, Bingazi kentinde düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Hakan Fidan'a "Bingazi'den uzak dur. Tek Libya'yı unut. Uğraşma" mesajını veriyordu birileri. Dışişleri Bakanımız ertesi gün Bingazi'ye gitti. Mesaja karşılık verildi. "Gönül coğrafyamızdaki fitnelerinizi durduracağız. Boşuna çırpınmayın. Tek Libya'yı engelleyemeyeceksiniz" demekti bu.
İki generalin ölümü de Türkiye ile masa kurdukları gün oluyordu. Bu tesadüf değildi. Ankara'nın tüm dünyada artan etkisi, Türk ve İslam coğrafyasında oluşturduğu birleşme diplomasisi "Mekke İttifakı"na kadar gitmişti. Afrika'dan Ortadoğu'ya, Balkanlar'dan Kafkaslara, Türkistan coğrafyasından Afrika'ya kadar her yerde Türkiye rüzgârları esiyordu.
Bu coğrafyadaki her ülkeden "Nimetullah"lar fışkırıyordu. Bu ne demekti, önce size onu anlatayım. 12 yıl önce Makedonya'ya gittiğimizde Üsküp'te yaşlı bir amca yaklaştı yanımıza. "Sizi tanıdım" dedi. Adının Nimetullah olduğunu söyledi. Bize talimat verdi: "Dönünce gidin Erdoğan'a, Üsküplü Nimetullah'tan, benden selam söyleyin. Reis bir ıslık çalsın, burada beş bin genç savaşçımız Türkiye için ölmeye hazır" dedi. Nimetullahlar sadece Makedonya'da değildi. Son yıllarda sosyal medya yıkılıyor. Gönül coğrafyamızdan yüzlerce genç, yaşlı, aşiret lideri, asker, sivil video yağdırıyor.
"Türkiye istesin, binlerce savaşçımız emrine hazır" diye. Türkiye'de 370 bin yabancı öğrenci var. Mezun olanlar ülkelerine döndüklerinde "Türkiye 2. Vatanımız" diye haykırıyor. Türkçe konuşan 5 milyon genç "Türkiye için ölürüz" diyor. Instagram, X, her platformda böyle haykıran gençlere her gün rastlamak mümkün. Böyle bir güç hiçbir ülkede yok.
O yüzden Amerikalı askerî uzmanların sosyal medyadan "Türkiye ile savaşmak istemezseniz, bu yok oluştur" diye bağırmaları da normal.
Çünkü Türkiye, Türkiye'den de öte. Zalimlere "Dur" diyen tek ülkeydik. Nerede savaş varsa kanı durdurmak için çırpınan, masa kuran, masumların ölmemesi için diplomasi çılgınlığına giren sadece bizdik.
Etiyopya ile Somali'de Batı fitnesiyle kurulan ölüm tarlaları tezgâhını bozan da Ankara'ydı. Suriye'de kanı durduran da. Libya'da kardeşin kardeşi öldürmesini engellemeye çalışan da. Rusya ve Ukrayna'yı masaya oturtan, İran'daki savaşı durdurmak için ter döken de bizdik. Yeryüzündeki mazlumların imdadına koşan tek ülkeydik. Filipinler'de bile vardık.
Mindanao'da yaklaşık 6 milyon Müslüman yaşıyordu. Ülke nüfusunun 12 milyonu Müslümandı. Büyük zulüm görüyorlardı. Düğün yapmaları bile yasaktı. Gizlice evleniyorlardı. 100 bin Müslüman öldürülmüş, 2 milyonu yerlerinden edilmişti. Bir Türk oraya gittiğinde bütün Müslümanlar etrafını sarıyor. 100 yaşında bir nineyi getiriyorlar. Zor yürüyor. Mindanaolu nine "Sultan nerede" diye bağırıyor. Hâlâ Osmanlı var zannediyor.
O Türk, "Merak etmeyin. Sultan yakında gelecek" diyor. Bu olaydan kısa bir süre sonra 2014'te oraya da gittik. Barış heyetinde yer aldık. Endonezya ile birlikte hareket edip Filipinler hükümetine "Kanı durdur" dedik. Çünkü o bölgeye de dalan Batı'nın çakalları, Filipinler ile bölgedeki Müslüman ülkelerin çatışması için fitne tohumları ekmiş, salyalarını akıtıyordu.
Şimdi Mindanao'da bile "Allah razı olsun Türkiye'den ve Erdoğan'dan. Rahat nefes aldık. Huzur geldi" diye dualar yağıyor. Bugün dua ve gönül ordularımız her yerde. Milyonlar hazır. Bizim için can vermeye. Bu ülkeye, bu güce kimse bir şey yapamaz. Bazı muhalif tiplerimiz "Bize saldırı olursa" diye saf saf konuşup karamsarlık yayıyor. Biz dünyanın en büyük ordusuna sahibiz. Dışarıda bunun farkında olanlar kahrından ölüyor. İçimizdeki uzaylılar ise bunun farkında bile değiller.