Bugünkü
Takvim

Bir köprüdür bu dünya

Bir köprüdür bu dünya
Ahiret kelimesinin mukabili ula (ilk, önceki) veya evveldir. Dünya ilk ve önce olan iken, ahiret sonra gelendir. Bu durumda ula ve ahiret, dünya ile ahiret anlamına gelerek insanın birinci ve ikinci hayatını anlatır. Müminlerin bir kısmı ise insanın var oluşuna daha derin bakarak dünyayı ilk olmaktan çıkartan bir varlık anlayışını nasların (ayet ve hadisler) yorumundan çıkartır. Onlar yeryüzünü başlangıç kabul etmedikleri gibi göçmeyi de son kabul etmezler. Onlara göre dünya iki tür varlığımızın arasında bulunan bir duraktır. Bu nedenle dünya bir köprüdür. Öncekinden sonrakine geçiren bir köprü! Bu bakış açısıyla dünya bir yerleşim yeri değil, sadece bir köprüdür. Ezeli ebediyete bağlayan berzah!

KÖPRÜ ÜSTÜNE EV YAPILMAZ
Köprünün iki ayağı var: Biri ezelde kuruludur. Ezel bir şeyin başlangıcı demektir; bir şey ne zaman var olmuşsa, ezeli o andır. Ezel, bütün varlıklar için bu anlamda kullanılır. Allah için de ezel kelimesi kullanılır fakat anlamı değişir: 'Allah ezelidir', O'nun başlangıcı yoktur demektir. 'Allah kadim'dir' demek ile 'Ezelidir' demek aynı anlama gelir. Ayetlerde Allah kendisini 'Evvel, Ahir' diye nitelerken de buna dikkat çekilir. 'Evvel' başlangıcı olmayan, 'Ahir' ise sonu olmayandır. O'nun başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Alem ve insan için ezel tabiri ise var olma zamanı demektir. Ne zaman varlık kazandıysak, ezelimiz odur. Müminler insanın ne zaman var olduğu sorusuna birkaç cevap vermişlerdir: Birincisi dünyada bedenle ve ruhla yaratılmış olmamızdır. Dünya hayatında var olduğumuzda, bizim için varlık başladı. Bununla birlikte bizi yaratan ezeli olduğu için varlığımızın O'na istinat etmesi de gerekir. Bu durumda dolaylı olarak ezeli oluruz: Yaratanımızdan kaynaklanan dolaylı kıdem! Müslümanların bir kısmı biyolojik varlık ile ruhumuzun varlığını ayrıştırarak her birisi için iki ayrı varlık vakti ve tarzı belirlemiştir. Biyolojik olarak var olmamız yeryüzünde bir süreç içinde gerçekleşmişken insan ruhu yeryüzündeki hayatından önce vardır. Bazı düşünürler insanın bedeniyle birlikte ruhun var olduğunu söylemiştir. Bazıları ruhun, bedenin ardından ortaya çıktığından söz etmiştir. Bazıları bedenden önce ve ayrı ruhumuzun var olduğunu söylemiştir. Bütün bunlar, ruh ile beden ilişkileri hakkında pek çok tartışmaya yol açmıştır ki, günümüzde bu tartışmaların sürdürülmesinde büyük faydalar vardır. Müslüman bilginler konuyla ilgili ayet ve hadisleri yorumlarken ciddi görüş ayrılıklarına düşmüş olsalar bile, önemli bir kısmı 'Bedenimizden ayrı bir ruhumuz vardır' görüşünü kabul etmiştir. Ruh ve beden tartışmalarında Müslüman düşüncenin ufkunu daraltan meselelerden birisi tenasühü kabul eden akımların yaygınlığıydı. İslam toplumları içinde yaygın tenasuhçu ekoller vardı ve bu tehlike nedeniyle Müslümanlar ruh ve beden ilişkileri hakkındaki görüşlerini hakkıyla ortaya koyamadılar. Bununla birlikte güçlü bir şekilde 'Bedenden ayrı bir ruhumuz vardır fakat tenasüh imkansızdır' düşüncesini savunmuşlardır. 'İnsanın ezeli nedir?' sorusunun esas cevabı ise 'Allah'ın bilgisidir' şeklinde sufi-metafizikçilerin verdiği cevaptır. Allah bizi bilmekle bir varlık kazandık (Sübut). Bu yönüyle bizim için ezel o varlıktır: Hakikatimizin sabit olması! Köprünün birinci ayağı burada kuruludur. Buradan itibaren bir süreç içinde yeryüzü denilen mertebeye intikal ederiz. Sonra köprüye geliriz ve köprüden geçeriz. Bu geçiş zorunlu geçiştir; kendi irademize kalsa belki geçemezdik, çünkü insan bulunduğu yeri pek seviyor ve değişimden korkuyor. Hiç kimse köprüde kalıcı olmadığı gibi gerçekte buradaki varlığımız sürekli bir intikal ve yer değiştirmeden ibarettir. Karadenizli ozan 'Dünya bir penceredir, her gelen bakıp gider' veya İbnü'l-Arabi 'Köprüde ev yapılmaz' derken bu intikalimizi anlatır. Dünya hayatı baştan sona bir seyrüseferdir. Köprünün öteki ayağı ahirete yani ebediliğe kurulmuştur. Bunun üzerinde yarın duracağız. İnsanın metafizik yapabilen bir varlık olması köprü üzerinde yaşarken iki ayağı düşünebilmesine bağlıdır: Ezel ve ebedilik arasında insan hayatını kavramaktır yaşamak!

'ALLAH BESTAM'DA YOK MUYDU?'
Büyük mutasavvıf Bayezid-i Bestami anlatıyor: 'Şehrimden ayrılarak sefere çıkmaya karar verdim. Yolda birisiyle karşılaştım. Bana 'Nereye gidiyorsun?' diye sordu. 'Bestam'dan ayrılıyorum. Rabbimi aramak üzere sefere çıkıyorum' dedim. O tanımadığım kişi şöyle dedi: 'Hay Allah! Rabbin Bestam'da yok muydu ki, O'nu başka bir yerde arıyorsun.' Bu konuşma Müslümanlar'ın Allah'ın her yerde hazır olduğuyla ilgili inançlarını anlamayı kolaylaştıran hikayelerden biridir. Allah her yerde ve her zamandadır. Bununla birlikte insanlar yine de Allah'ı ararlar. Yolculuk insanın kendinden ve alışkanlıklarından uzaklaşması demektir. İnsan kendinden ve alışkanlıklarından uzaklaşıp özgürleştikçe Allah'a yaklaşır, Allah'a yaklaştıkça da hakiki benliğine kavuşur.

HZ. PEYGAMBER'İN ÖĞRETMENLİĞİ
Hz. Peygamber'in hadislerinde dikkat çeken hususlardan birisi tamamlayıcı ifadelerdir. Tabiin büyüklerinden birisi anlatıyor: 'Yetmiş küsür Bedir gazisini tanıdım. Develerinden bir eşyaları düşse kimseden bir şey istemiyorlar, kendileri inip alıyordu.' Hz. Peygamber, müminlerin birbirine yük olmasını istemedi, herkese kendi işini yapmasını gücü varsa başkasına da yardımcı olmasını emretti. İslam, başkalarına yük olmayı istemez. Halbuki devesine binen birisine eşyasını uzatmak da sadakadır buyurdu. Demek ki iki hadis birbirini tamamlıyor: Bir insan başkasına yardım etmeye çalışırken öteki ise kendi işini kendi yapmaya gayret etmelidir. Gücü yerinde ve mazereti olmayan hiçbir insan başkasına yük olmayı hadislerden çıkartamaz.

BİR AYET

Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kakar, yoksulu doyurmayı teşvik etmez. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır, hayra da mani olurlar.' (Maun Suresi)

Bu sure, ahirete iman etmek ile ahlak arasında irtibat kurarak müminlerin dikkatini temel bir meseleye çeker: Ahirete gerçek anlamda iman eden insan, ahlaklı olmak zorundadır. Burada zikredilen hususlar yetimi korumak, yoksulu doyurmak gibi yardımı öne çıkaran ahlaktır. Bunlar hiç kuşkusuz iki örnek olarak düşünülebilir. Ahirete iman, insanın daha cömert, yardımsever ve diğerkam olmasını gerektirir. Surenin ikinci kısmında ise namaz kılanlara yönelik şiddetli bir uyarı vardır. Onlar kıldıkları namazdan habersiz kalmakla eleştirilir. Kast edilenlerin ibadet hayatının ehemmiyetini anlamamış müminler olduğu bellidir. Namazı doğru anlamak, ihlas sahibi olmakla mümkündür. İkiyüzlülük, başkalarına gösteriş yapmak, itibar kazanmak için namaz kılmak veya başka bir ibadet yapmak dindarlığın ruhuna aykırıdır.


BİR HADİS

'Mümin müminin aynasıdır.'

Hz. Peygamber, bir çok Hadis-i Şerif'inde müminlerin birbiriyle ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini beyan etmiştir. Bir Hadis-i Şerif'te 'Mümin, müminin kardeşidir' buyururken başka bir hadiste 'Mümin müminin aynasıdır' denilir. Bir mümin insanın aynası ise o zaman onda görünen şey bakanın kendisidir. Mümin, kardeşini bir ayna gibi görerek onun hatalarını kendi hatası kabul eder. Bu nedenle müminlere başka insanların hatalarını konuşmak, onların günahlarından söz etmek yasaklanmıştır. Başkasından konuşmak insanın kendi ayıbını konuşması gibidir. Bir müminin hatasının düzeltmesi veya onun iyi bir halde olması, öteki mümin için bir iyilik ve müjdedir. Bu nedenle Müslümanlar birbirlerini ayıplamaz, birbirlerini kınamaz ve birbirlerine haset etmezler. İnsanın, aynada gördüğüne hasetle bakması akıl tutulmasından başka ne olabilir.

SORU-CEVAP

Kurumlar eliyle zekat vermek, sadaka dağıtmak uygun mudur? İslam'ın bu husustaki tavrı nedir?

Zekat ve sadaka dince belirlenmiş yerlere ulaştırılmak şartıyla her şekilde verilebilir. Burada önemli olan husus, başa kakma, riyakarlık ile ibadetin boşa çıkartılmaması veya yanlış yerlere verilmemesidir. Karmaşıklaşan sosyal hayat böyle kurumsal hizmetlerle ibadetin yerine getirilmesine yardımcı olmaktadır. Ancak işin esas yönüne de dikkat etmek gerekir: İslam zenginin fakire yardım etmesini isterken esas istediği şey insanlar arası sahici ilişkiler ve irtibatlardır. İslam birbirine ulaşmanın güçleştiği ötekine kapalı sosyal sınıflar ve mahalleler meydana getirmeyi doğru bulmaz. İslam'ın müminlerden ne istediğiyle ilgili en iyi örnek camilerdir. Camiler -sosyal sınıfı ve statüsü ne olursa olsun- bütün insanların aynı yerde toplanmasını ve Allah karşısında kardeş olmasını temin eder. Bir hükümdar ile bir köle aynı yerde secde ederek insan olmanın anlamını fark ederler. İbadetlerin bu ana fikirle yerine getirilmesi lazımdır. Her ibadet -bir cami gibi- farklı insanları bir araya getirebilmelidir. Bu sayede insan olmanın statü sahibi olmaktan önce geldiğini idrak ederiz.

E.DEMİRLİ DANIŞMANLIĞINDA HAZIRLANMIŞTIR

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan TAKVİM veya takvim.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.