Ekranda estetikleştirildi, sokağa dehşet olarak indi: Kurgusal caniler idol oldu! Tüm dünya isyandayken Netflix bu dizileri neden yapıyor?
Manisa Turgutlu’da okul yakınında 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırının ardından soruşturmadaki dijital izler dikkat çekti. 15 yaşındaki şüphelinin Netflix’in You dizisindeki seri katil Joe Goldberg karakterinden etkilendiği ve Columbine saldırganlarından Eric Harris’i örnek aldığı yönündeki bilgiler, gözleri bir kez daha gençlere ulaşan şiddet içeriklerine çevirdi. Netflix ise yıllardır gençlik, cinayet, intihar, okul saldırıları ve çevrimiçi radikalleşme gibi başlıkları işleyen yapımlarıyla tartışmaların odağında.
Manisa'da 15 yaşındaki bir çocuğun av tüfeğiyle okula giderken yaptığı saldırı, çocuk yaştaki şiddet sarmalını ve bunun arkasındaki dijital tehlikeyi bir kez daha gözler önüne serdi. Soruşturma dosyasındaki detaylar şüphelinin evinde seri katil notları, Nazi sembolleri ve kurgusal karakterlere ait izler bulunduğunu ortaya koydu. Saldırganın idolü ise küresel dijital yayın devi Netflix'in en popüler yapımlarından biri olan YOU dizisindeki sosyopat katil Joe Goldberg ve 1999 Columbine katliamcısı Eric Harris'ti.
KENDİ İÇ SESİNDE "HAKLILAŞTIRILAN" ŞİDDET
Joe Goldberg'in en belirgin özelliği, dizinin anlatısının tamamen onun iç sesi (voiceover) üzerinden yürümesidir. İzleyici, eylemlerini Joe'nun kendi zihninden dinler. Joe hiçbir zaman kendini "kötü adam" olarak görmez; aksine yaptığı takip, şantaj, hapis ve cinayetleri sevgisini korumak, aşık olduğu kadını kurtarmak veya "gerekli bir adalet sağlamak" için yaptığına inanır. Bu iç anlatı, karakterin suçlarını kendi mantık çerçevesinde meşrulaştırmasına yol açar.
KATİL KARAKTER NASIL İDOL OLDU?
You'nun tartışması yalnızca Türkiye'de yaşanan olayla başlamış değil.
Joe Goldberg karakteri, dizinin yayınlandığı dönemden itibaren sosyal medyada önemli bir hayran kitlesi oluşturdu. Karakterin fiziksel görünümü, zekâsı ve romantik ilişkileri üzerinden yapılan paylaşımlar, dizinin anlattığı suçlarla karakterin seyirci tarafından nasıl algılandığı arasındaki farkı da gündeme taşıdı.

Akademisyenler, başrol oyuncuları ve tüm dünya feryat ederken, Netflix'in reyting uğruna kurgusal şiddeti pazarlamaya devam etmesi dev bir halk sağlığı krizine dönüştü.

Peki, küresel yayın platformları ve sosyal medya algoritmaları, tüm dünyada gençlerin zihnini zehirleyen ve dijital radikalleşme tüneli üzerinden gerçek katliamlara ilham veren bu kurgusal şiddeti neden yaymaya devam ediyor?
Buradaki kritik nokta ise kurgu ile gerçek arasındaki sınır.
You dizisinin merkezindeki Joe Goldberg, takıntılı ilişkiler kuran, kadınları takip eden, manipüle eden, kaçıran ve cinayet işleyen bir karakter. Dizinin anlatısı Joe'nun kendi zihninden de ilerlediği için karakter, yaptığı eylemleri kendi bakış açısından gerekçelendirebiliyor.
Joe'yu canlandıran Penn Badgley de karakterin romantikleştirilmesine karşı çıktı. Badgley, dizinin son sezonu öncesinde Joe'nun artık "romantik bir kahraman" olarak değil, işlediği suçların sonuçlarıyla yüzleşen bir cinsel saldırgan ve katil olarak görülmesini istediklerini söyledi.
You adlı dizideki Joe karakteri.
Dizinin oyuncusu Badgley'nin bu romantikleştirmeye karşı çıkmasının nedeni de tam olarak buydu.
Bir tarafta hikâye, takip ve cinayeti suç olarak anlatıyor, diğer tarafta karakterin karizmatik sunumu bazı izleyicilerde farklı bir algı oluşturabiliyor.
NETFLIX BU TARTIŞMAYI DAHA ÖNCE YAŞADI
Netflix'in gençler üzerindeki etkisiyle ilgili tartışmaların en bilinen örneklerinden biri ise 13 Reasons Why oldu.
2017'de yayınlanan dizi, intihar eden lise öğrencisi Hannah Baker'ın hikâyesini merkezine aldı. Yapımın yayınlanmasının ardından ABD'de bazı okullar velilere uyarı mektupları gönderdi. Okul yöneticileri ve ruh sağlığı uzmanları, özellikle dizideki grafik anlatım ve genç izleyiciler üzerindeki olası etkiler konusunda kaygılarını dile getirdi.
Tartışma bununla da sınırlı kalmadı.
2017'de yayımlanan dizi, lise öğrencisi Hannah Baker'ın intiharını merkeze aldı. Yapımın ilk sezonundaki grafik intihar sahnesi, intiharın gençler arasında romantize edilip edilmediği konusunda büyük tartışma yarattı.
Dizinin yayınlanmasından kısa süre sonra ABD'deki okullar ve okul bölgeleri velilere uyarılar göndermeye başladı. Bazı okul yetkilileri dizinin intiharı romantikleştirebileceği ve kırılgan öğrenciler açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Ardından konu yalnızca psikologların veya eğitimcilerin tartışması olmaktan çıktı.

ABD Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü'nün de desteklediği ve Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry dergisinde yayımlanan bir çalışmada, dizinin yayınından sonraki ay ABD'de 10-17 yaş grubundaki intihar oranında yüzde 28,9'luk bir artışla ilişki bulundu. Araştırmacılar bunun tek başına dizinin neden olduğu anlamına gelmediğini, ancak sonuçların medyada intiharın nasıl temsil edildiğine ilişkin önemli bir uyarı oluşturduğunu belirledi.
Araştırmacılar bu bulgunun dizinin tek başına intiharlara neden olduğunu kanıtlamadığını, ancak yayın ile artış arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu ortaya koydu.
Netflix daha sonra ilk sezonun finalindeki intihar sahnesini yeniden düzenleyerek grafik görüntüleri kaldırdı. Şirket ayrıca uyarıları ve izleyicilere yönelik kaynak bilgilerini artırdı.
Ama yine de Netflix ısrarla bu tarz diziler ve filmler yapmaya devam ediyor.Netflix ise eleştirilerin ardından içerik uyarılarını güçlendirdi, ebeveyn ve gençler için rehberler hazırladı ve uzmanların yer aldığı ek içerikler yayımladı.
Fakat tartışma burada da bitmedi.
BİR SEZON SONRA OKUL SALDIRISI SAHNESİ
13 Reasons Why'ın ikinci sezonunda bu kez okul saldırısı gündeme geldi.
Tyler Down karakteri, yaşadığı ağır travmaların ardından okulda silahlı saldırı gerçekleştirmeye hazırlanıyordu. Sezon finalinde saldırı gerçekleşmeden engellendi.
Ancak bu kurgu da eleştirilerin hedefi oldu. Çünkü saldırıya hazırlanan karakterin yaşadığı travma ile planladığı toplu şiddet arasında güçlü bir dramatik bağlantı kuruluyordu. Bazı eleştirmenler bunun, intikamı ve şiddeti anlaşılabilir bir tepki gibi sunma riski taşıdığını savundu.
Üstelik ikinci sezonun yayınlandığı günlerde Teksas'taki Santa Fe Lisesi'nde 10 kişinin öldürüldüğü silahlı saldırı gerçekleşti. Netflix bunun üzerine sezonun galasını ve kırmızı halı etkinliğini iptal etti; buna rağmen sezon platformda yayımlanmaya devam etti.
OKULLARA KADAR GİRDİ
Netflix'in bir başka yapımı Adolescence ise tartışmayı bambaşka bir noktaya taşıdı.
Dizi, 13 yaşındaki Jamie Miller'ın bir kız sınıf arkadaşını öldürmekle suçlanmasını ve olayın arkasındaki çevrimiçi etki, kadın düşmanlığı ve radikalleşme tartışmasını işliyor.
Yapımın ardından konu İngiltere'de siyasi ve toplumsal gündemin de parçası oldu.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, 31 Mart 2025'te dizinin yaratıcıları, yardım kuruluşları ve gençlerle bir araya geldi. Hükümetin açıklamasına göre Netflix'in Adolescence'ı ülkedeki ortaöğretim okullarında ücretsiz izlenebilir hale getirme kararı Başbakan tarafından desteklendi.
Ancak burada da başka bir tartışma ortaya çıktı.
Bazı psikologlar dizinin sınıflarda doğrudan eğitim materyali olarak kullanılmasına karşı uyarıda bulundu. Klinik psikolog Elly Hanson, yapımın bir drama olduğunu, belgesel olmadığını vurgulayarak bazı gençlerin içerikteki zararlı fikirlerle farklı biçimlerde karşılaşabileceği konusunda uyardı.
Böylece Netflix'in yapımı aynı anda iki farklı tartışmanın merkezine oturdu:
Bir yanda gençleri çevrimiçi radikalleşme konusunda uyaran bir yapım, diğer yanda çocuklara izletilmesinin kendisi tartışılan bir kurgu.
EKRANDAKİ ŞİDDET, GERÇEK HAYATTA NE KADAR ETKİLİ?
Burada cevaplanması gereken soru, "Bir dizi insanları saldırgan yapar mı?" sorusundan daha geniş.
Çünkü bilimsel literatür, medya içerikleri ile gerçek hayattaki davranışlar arasında tek yönlü ve basit bir neden-sonuç ilişkisi kurulamayacağını gösteriyor.
Asıl mesele, zaten risk altında bulunan bir gencin izlediği içeriği nasıl yorumladığı.
Bir karakterin şiddeti nasıl gerekçelendirdiği, çevresindeki kişilerin bunu nasıl algıladığı, sosyal medyada hangi görüntülerin tekrar tekrar karşısına çıktığı ve kapalı dijital topluluklarda bu içeriklerin nasıl yeniden üretildiği birlikte değerlendirildiğinde tablo değişiyor.
Manisa soruşturmasında ortaya çıktığı aktarılan You ve Columbine bağlantısı da bu nedenle yalnızca bir dizi tartışması olarak değil, gençlerin dijital dünyada hangi karakterleri, sembolleri ve gerçek saldırganları model olarak seçebildiği sorusuyla birlikte ele alınıyor.

NETFLIX'İN "OKUL SALDIRISI" LİSTESİ BİTMİYOR
Tüm bu akademik raporlara, halk sağlığı uyarılarına ve protestolara rağmen Netflix kurgusal okul saldırılarını ve gençlik travmalarını birer "reyting malzemesi" olarak sunmaya devam ediyor:
Quicksand (Bataklık) & Black Space: İsveç ve İsrail yapımı bu diziler, liselerdeki kanlı silahlı baskınları ve sınıf çatışmalarını detaylandırıyor.
Grand Army & All of Us Are Dead: Lise zorbalığını, cinsel tacizleri ve grafik şiddeti gençlerin önüne filtresiz şekilde koyuyor.
If Anything Happens I Love You: Bir okul saldırısında çocuklarını kaybeden ebeveynlerin yasını anlatan animasyon film, durumun ne kadar sistemik bir sorun haline geldiğini gösteriyor.
İNGİLTERE'DE MÜFREDAT VE "MANOSPHERE" TARTIŞMASI: ADOLESCENCE
Netflix'in İngiltere yapımı Adolescence dizisi, internet ortamındaki kadın düşmanı ("manosphere") ve radikal gruplar tarafından algoritmalarla zehirlenen 13 yaşındaki Jamie Miller'ın sınıf arkadaşını öldürmesini konu alıyor.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, dizinin gençlerin radikalleşmesini engellemek için okullarda ders materyali olarak ücretsiz izletilmesini önerdi. Ancak Boris Jhonson, eğitimciler ve kamu sağlığı uzmanları Starmer'a sert tepki gösterdi. Morning Star yazarı Robert Poole gibi eğitimciler, "Devlet, yıllardır okullara ayırmadığı bütçeyi ve rehberlik öğretmeni eksikliğini bir Netflix dizisi izleterek örtbas edemez. Çözüm okullarda cinayet dizisi izletmek değil, dev teknoloji şirketlerini denetlemektir" diyerek karara karşı çıktı.

NETFLIX NEDEN BU HİKAYELERİ ANLATIYOR?
Sanılanın aksine, kurgusal şiddetin ve okul saldırılarının ticarileştirilmesinden sadece gelişmekte olan ülkeler değil, bu içeriklerin çıkış noktası olan ABD ve Avrupa da ağır şekilde şikayetçi.
Netflix'in içerik stratejisinde suç, şiddet, gençlik ve psikolojik gerilim uzun süredir önemli bir yer tutuyor.
Bazıları doğrudan okul saldırısını anlatıyor. Bazıları gençlik şiddetini. Bazıları zorbalığı. Bazıları intiharı. Bazıları dijital radikalleşmeyi. Bazıları ise gerçek okul saldırılarının ardından oluşan toplumsal travmayı.
Dolayısıyla mesele "Netflix şiddet gösteriyor" kadar basit değil.
Asıl mesele, şiddetin hangi bağlamda, hangi görsel dille, hangi karakter üzerinden ve hangi duygusal sonuçla anlatıldığı.
Bir saldırganın insanlıktan çıkarılmış bir canavar olarak gösterilmesi ile izleyicinin onun zihnine sokulup eylemlerinin gerekçelerini saatlerce takip etmesi aynı şey değil.
Bir karakterin takıntılı davranışlarının eleştirilmesi ile takıntının "büyük aşk" gibi sunulması aynı şey değil.
Bir çocuğun internet üzerinden radikalleşmesinin anlatılması ile bu sürecin eğlenceli, gizemli ve çekici bir dijital yolculuk olarak kurgulanması da aynı şey değil.
REYTİNG UĞRUNA GELECEK KARARTILIYOR
Netflix'in eski CEO'su Reed Hastings, zamanında gelen ağır eleştirilere "Nihayetinde kimse bu dizileri izlemek zorunda değil" diyerek ticari savunma kalkanı oluşturmuştu.
Ancak gelinen noktada, ABD'den Avrupa'ya, İngiltere'den Türkiye'ye kadar çocuklar ve ergenler, algoritmaların da yardımıyla bu kurgusal canilerin, takipçilerin ve katliamcıların birer "hayranına" dönüştürülüyor.
Geleneksel medyadaki en ufak kural ihlaline ağır cezalar kesilirken, küresel yayın platformlarının reyting ve abonelik uğruna kurgusal şiddeti estetikleştirip evlerimize kadar sokması, tüm dünyada insanlığın geleceğini tehdit eden dev bir güvenlik ve halk sağlığı krizine dönüşmüş durumda.
"İsteyen izler, isteyen izlemez" sığınağı, 13-15 yaşındaki çocukların algoritmik kancalarla bu bataklığa çekildiği bir çağda tamamen geçerliliğini yitirmiştir.
Geleneksel televizyon yayıncılığında en küçük bir kural ihlaline veya şiddet övgüsüne ağır yaptırımlar uygulanırken; cebimizdeki ekranlardan odalarımıza sızan dijital platformların "sanatsal özgürlük" zırhına bürünerek gençlerin ruh sağlığı ve toplumsal güvenlik üzerinden milyarlarca dolar kazanmasına göz yumulmaktadır.
Kısacası Netflix bu hikayeleri anlatıyor çünkü kurgusal kandan ve gençlerin zehirlenen geleceğinden beslenen bu devasa reyting çarkı, onların kasalarını doldurmaya devam ediyor.

