Turkuvaz Medya’ya ceza kapanı! Sanal medyadaki tehlikeler denetimsiz... RTÜK başkanlarının itiraf ettiği çelişki... Eşitsizliğe tepki
Takvim’in gündeme taşıdığı denetim asimetrisi, Türkiye'de yerli medya ile küresel dijital platformlar arasındaki çifte standardı gözler önüne seriyor. RTÜK, Turkuvaz Medya bünyesindeki ATV'ye tek program için milyonlarca lira ceza keserken, gençlerin saatlerini harcadığı sosyal medya ağlarındaki sapkın içerikler denetimden kaçıyor. Küresel teknoloji şirketleri Türkiye'den milyonlarca dolar gelir elde edip denetim dışı kalırken, vergi ve istihdam yükünü sırtlayan yerli medya kuruluşları RTÜK'ün ağır yaptırımlarıyla boğuşuyor. Gençlerin televizyondan 5 kat daha fazla vakit geçirdiği dijital platformlardaki eşcinsellik dayatması ve müstehcenlik önlenemiyor. Uzmanlar, haksız rekabetin ortadan kaldırılması için ortak görüş beyan ediyor. SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, yerli yayıncıdan beklenen sorumluluğun küresel platformlardan da beklenmesi gerektiğini vurgulayarak, algoritmik şeffaflık ve adil vergilendirme çağrısında bulunuyor.
Türkiye'nin çıkarlarını savunan yerli ve milli medya ile kökü dışarıdaki küresel dijital platformlar arasındaki denetim farklılıkları çifte standart tartışmalarını beraberinde getiriyor.
Özellikle Turkuvaz Medya, RTÜK tarafından ağır ekonomik yaptırımlara maruz bırakılırken, yerli kuruluşlara kesilen cezalar milli yayıncılığa ket vuruyor. Buna karşın sosyal medya ve dijital mecralarınyeterince kontrol edilemediği yönündeki şikayetlere karşı somut adımların atılmadığı kaydediliyor.
Sanal medyadaki denetimsiz içerikler aile yapısı, gençler ve toplumsal değerler üzerinde ciddi riskler oluştururken adil bir denetim mekanizması beklentisi sürüyor.
Çözüm olarak yerli dijital ekosistemin desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Takvim.com.tr Türkiye'de kitle iletişimi alanında faaliyet gösteren mecralara yönelik uygulanan denetim asimetrisini gözler önüne seriyor…
MİLLİ MEDYAYA ZARAR SANAL MEDYAYA YARAR
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 11 Haziran 2026'da ATV'ye tek bir program gerekçesiyle 7 milyon 987 bin lira idari para cezası kesti. "Esra Erol'da" programındaki bir içerik nedeniyle Turkuvaz Medya yayın organı ATV'ye ağır cezai tedbir uygulandı.
RTÜK aynı program nedeniyle daha önce ATV'ye 3 ağır ceza daha uygulamıştı. RTÜK, "Esra Erol'da" içeriği gerekçesiyle ATV'ye 7 Kasım 2024'te 18 milyon 20 bin TL, 4 Şubat 2022'de 1 milyon 385 bin TL, 30 Eylül 2020'de 463 bin TL seri ceza kesmişti.
Tek bir stüdyo programına milyonlarca liralık ceza kesilebilirken, aynı gün milyonlarca hesabın yaydığı çok daha ağır içerikler hiçbir yaptırımla karşılaşmadı.
Sosyal medyadaki çocuk istismarı, yasa dışı bahis reklamları, uyuşturucu satışı ve provokasyon gibi suçlara ancak "zarar doğduktan sonra" müdahale edilebiliyor.
YouTube, X (Twitter), TikTok ve Instagram üzerindeki kişisel/kullanıcı içeriği ise RTÜK'ün yaptırım rejiminin tümüyle dışında kalıyor.
Türkiye'de yerli medya kuruluşları ile küresel dijital platformlar arasındaki denetim uçurumu, haksız rekabeti derinleştiriyor. (Fotoğraflar Depo Photos ve Takvim Foto Arşivi'nden alınmıştır)
"EŞCİNSELFLIX" REZİLLİKLERİ ÖNLENEMİYOR
Netflix, Disney+ ve Amazon Prime Video gibi dijital platformlarda yayınlanan dizi ve filmlerin çoğunluğu ise Türkiye'nin dini değerlerini ve toplumsal hassasiyetini alenen hedef alıyor. Bu platformlarda yayınlanan içeriklerde gençlere eşcinsellik güzellemeleri yapılırken, örnek aile yapısı değersizleştiriliyor.
Bunun yanı sıra söz konusu platformlardaki müstehcen sahneler çocukların ve gençlerin kolaylıkla eriştiği sosyal medya mecralarında hızla yayılıyor.
Özellikle gençler tarafından yakından takip edilen bu platformlara yönelik denetimlerin kimi zaman yetersiz kaldığı yönünde eleştirilerin dozajı yükseliyor.
SİSTEM 7 YILDIR OTURMADI
RTÜK'ün kendi içindeki çelişkili açıklamaları da dikkat çekiyor.
İnternet yayıncılığı yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 4 Ağustos 2019 tarihinde açıklama yapan dönemin RTÜK Başkanı, "Önemli bir boşluğu doldurduk." ifadelerini kullandı. Fakat aradan geçen 7 yıla rağmen sistemin tam anlamıyla tesis edilemediği yönünde şikayetler yükseldi.
Yeni RTÜK Başkanı ise, Temmuz 2026 tarihinde yaptığı değerlendirmede, "YouTube gibi habercilik ve yayıncılık yapan kuruluşlar da lisanslanmalı." diyerek mevzuatın yenilenmesi gerektiğini savundu.
Yani RTÜK Başkanı dahi "YouTube gibi yayıncılık yapan kuruluşların lisanslanması gerektiğini" beyan ederek boşluğu kabul ediyor. Fakat fiiliyatta yaptırım kudreti yalnızca lisanslı televizyonlar üzerinde işleniyor.
RTÜK, Turkuvaz Medya bünyesindeki ATV'ye tek program için milyonlarca lira ceza keserken, gençlerin televizyondan beş kat fazla zaman geçirdiği sosyal medya ağlarındaki zararlı içerikler denetim dışı kalıyor.
RTÜK'ÜN UNUTTUĞU TESPİT: GENÇLER DİJİTALDE TV'DEN 5 KAT FAZLA ZAMAN HARCIYOR
Bu aşamada RTÜK'ün varlık gerekçesi gündeme geliyor.
Ana gayesi "Toplumu ve çocukları zararlı içerikten korumak" olan RTÜK'ün, gençlerin günde ortalama 3 saat 24 dakikasını geçirdiği sosyal medyayı tam anlamıyla denetleyemediği kaydediliyor.
RTÜK, günlük 40 dakikaya gerileyen televizyon izleyicisi için ağır mevzuat işletiyor.
RTÜK'ün 2025 araştırmasına göre 15-21 yaş grubu sosyal medyada günde 3 saat 24 dakika, televizyonda 40 dakika geçiriyor.
Haber için sosyal medyayı tercih edenlerin oranı yüzde 82,4.
RTÜK'ün kendi sunumu, medyanın regülasyon açısından yalnızca televizyon merkezli düşünülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor.
Gençlerin günlük sosyal medya kullanımı, televizyondan 5,1 kat fazlayken RTÜK'ün "koruma" iddiası ile "korunması gereken" alanın birbirinden koptuğu değerlendirmesi yapılıyor.
Böylelikle RTÜK, televizyondaki tek bir programı 4 yayın üzerinden inceleyip yaklaşık 8 milyon lira ceza hesaplayabiliyor. Buna karşılık gençlerin 5 kat fazla vakit geçirdiği sosyal mecralarda denetim; olay çıktıktan sonra hesap tespiti, soruşturma, içerik kaldırma veya erişim engeli biçiminde işliyor.
Bu noktada şu soru gündeme geliyor: RTÜK 2019 yılında dijitalde "önemli bir boşluğu doldurduğunu" ilan ettiği halde, 2026'da neden hala yeni yetki ve "yakında" devreye girecek izleme sistemi arıyor?
Son 5 yılda çocuğa zararlı içerik gerekçesiyle televizyonlara 345 milyon TL ceza uygulanırken dijital mecralara ciddi yaptırım uygulanamadı.
ÇOCUĞA ZARAR SADECE TV'DE Mİ
Son 5 yılda "çocuğa zararlı içerik" başlığında 454 idari yaptırım uygulandığını ve toplam 345 milyon TL ceza kesildiğini bildiren RTÜK'ün, bu cezaların tamamını televizyonlara kestiği öğrenildi.
Aynı dönemde dijital mecradaki muadil içeriklere kesilen cezanın pratikte sıfır olduğu saptandı.
TELEVİZYONA MİKROSKOP SANAL MECRAYA AÇIK ALAN
Avrupa Birliği ülkelerinde Dijital Hizmetler Yasası kapsamında platformlara küresel cirolarının yüzde 6'sına kadar para cezası kesilebiliyor.
Türkiye'de ise 7578 sayılı Kanun ile getirilen sosyal ağ ve oyun platformlarına yönelik yeni yükümlülüklerin 1 Kasım 2026 tarihinde yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Böylelikle aynı mecrada farklı kuralların işlediği tescilleniyor ve "RTÜK televizyonu mikroskopla denetlerken, en çok izlenen dijital mecrayı görmezden geliyor." değerlendirmesi paylaşılıyor.
Küresel teknoloji şirketleri Türkiye'den milyonlarca dolar gelir elde edip denetim dışı kalırken, vergi, istihdam yükünü sırtlayan yerli medya kuruluşları RTÜK'ün ağır yaptırımlarıyla boğuşuyor.
ERASLAN: ALGORİTMİK ŞEFFAFLIK YOK
RTÜK'ün yerli yayıncılara yönelik sert tutumu sorgulanırken, SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, sosyal medya şirketlerinin algoritmik tuzakları, reklam politikaları ve yerli-milli yayıncıların karşı karşıya kaldığı problemlerle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) Başkanı Eraslan, "Yerli yayıncıdan beklediğimiz sorumluluğu küresel platformdan da beklemeliyiz" dedi.
Eraslan, "Türkiye'nin acilen algoritmik şeffaflığı sağlaması, reklam politikalarını denetlemesi ve çözümü sadece erişim engellemede aramayıp para cezası ile düzeltme yükümlülüğü gibi çeşitli yaptırım araçlarını devreye sokması gerektiğini" ifade etti.
SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, küresel şirketlerin Türkiye'den devasa gelirler elde edip vergi ödememesinin büyük eşitsizlik oluşturduğunu belirtti.
SODİMER Başkanı Eraslan şunları söyledi:
"Bugünkü sistemin önemli görevleri var ancak dijital dünyanın hızına yetişmekte zorlandığı da açık. Bugün platformların asıl gücü yalnızca yayınladıkları içerikte değil, o içeriği kime, ne zaman ve hangi sırayla gösterdiklerinde ortaya çıkıyor. Burada algoritmalar devreye giriyor. Bir haberin milyonlarca kişiye ulaşması veya hiç kimsenin karşısına çıkmaması artık yalnızca editörün kararına bağlı değil.
Platformun algoritması bu konuda çok büyük bir güç sahibi. Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde algoritmik şeffaflık konusunu ciddi biçimde ele alması gerekiyor. Platformların kullanıcıya hangi içeriği neden gösterdiği, reklamların hangi yöntemlerle hedeflendiği ve siyasi reklamların nasıl dağıtıldığı konusunda daha fazla şeffaflık sağlanmalıdır."
EŞİTSİZ REKABET EŞİTSİZ DENETİM
Eraslan şöyle devam etti:
"Ayrıca yaptırım sistemi de çeşitlendirilmelidir. Her sorunun çözümü erişim engellemek olmamalıdır. İhlalin niteliğine göre para cezası, reklam faaliyetlerine yönelik yaptırımlar, düzeltme yükümlülüğü ve platformların belirli sorumlulukları yerine getirmesini zorunlu kılan farklı araçlar kullanılabilir."
Gençlerin televizyondan beş kat daha fazla vakit geçirdiği dijital platformlardaki eşcinsellik dayatması ve müstehcenlik önlenemiyor.
Dijital platformların medya sektöründe yayıncılık anlayışının yanı sıra rekabetin kurallarını da değiştirdiğine dikkat çeken Prof. Eraslan, "Google, Meta ve benzeri küresel teknoloji şirketleri, kullanıcıların haber ve içerik tüketim alışkanlıklarında belirleyici bir konuma gelirken, Türkiye'de içerik üreten yerli medya kuruluşları vergi, istihdam, telif ve içerik üretim maliyetleri gibi çok sayıda yükümlülükle faaliyet gösteriyor. Ortaya çıkan bu tablo, 'Yerli yayıncı ile küresel platformlar gerçekten aynı şartlarda mı rekabet ediyor?' sorusunu gündeme getiriyor." şeklinde konuştu.
Türkiye'nin önceliğinin küresel platformları dışlamak değil, ülkemizde faaliyet gösteren bütün aktörler için adil ve eşit bir rekabet zemini oluşturmak olduğunu belirten Eraslan, küresel dijital platformlar ile milli yayıncılar arasındaki rekabet hakkında şunları söyledi:
"Küresel dijital platformların büyümesi, medya sektöründe ciddi bir dönüşüm yarattı. Ancak bu dönüşüm beraberinde önemli bir sorunu da getirdi: Aynı ülkede faaliyet gösteren yerli yayıncılarla küresel platformlar aynı kurallara tabi değilse, burada gerçek anlamda bir rekabetten söz etmek mümkün değildir."
Levent Eraslan algoritmik şeffaflık ve adil vergilendirme çağrısında bulundu.
PARAYI TÜRKİYE'DE KAZANIP VERGİYİ DIŞARIDA ÖDEMEK OLMAZ
Küresel dijital platformlar karşısında milli yayıncıların haksız rekabete uğramaması için Türkiye'nin acilen atması gereken adımları sıralayan Prof. Levent Eraslan, "Öncelikle dijital platformlarla geleneksel medya ve yerli dijital yayıncılar arasında kurallar bakımından bir denge oluşturulmalıdır. Yerli yayıncı vergi ödüyor, istihdam sağlıyor, telif ödüyor, içerik üretim maliyetlerini üstleniyor. Küresel platformların Türkiye'deki faaliyetleri de bu sorumluluklardan bağımsız düşünülemez. Türkiye'den milyon dolarlar kazanıp vergiyi İrlanda'da ödüyormuş gibi göstermek elbette büyük bir eşitsizlik yaratmaktadır." dedi.
Milli yayıncılığa ağır yaptırımlar uygulanması, sanal medyanın orantısız özgürlük alanına dönüşmesi adil rekabet tartışmalarını alevlendiriyor.
ÖDEDİKLERİ VERGİLERLE GAZETECİLİK DESTEKLENMELİ
Haber ve özgün içerik üreten yerli kuruluşların ekonomik olarak desteklenmesi gerektiğinin altını çizen SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, "Google, Meta gibi büyük platformlar Türkiye'de üretilen haber ve içeriklerden önemli ölçüde yararlanıyor. Bu içeriklerin üretim maliyetleri ise büyük ölçüde yayıncıların üzerinde kalıyor. Dolayısıyla haber ve içerik üreticilerinin haklarını koruyacak yeni bir telif ve lisanslama sistemi kurulması artık ertelenmemelidir. Küresel Gazeteciler Konseyi olarak bizler bu duruma sürekli karşı çıkmaktayız. Çok zor şartlarda haber üreten yerel medya bütün ürettiği içerikleri bu büyük tekellere kaptırmaktadır, bunun yasal olarak düzenlenmesi oldukça önemlidir." ifadelerini kullandı.
Vergilendirme konusuna da değinen Eraslan, "Türkiye'den gelir elde eden küresel platformların, Türkiye'deki medya ekosistemine de katkı sağlaması gerekir. Dijital hizmetlerden elde edilen vergilerin belirli bir bölümünün yerli içerik üretimini, gazeteciliği, sinema ve televizyon sektörünü destekleyecek fonlara aktarılması değerlendirilebilir." diye konuştu.
SODİMER Başkanı Eraslan, film ve dizi platformlarında yerli içerik üretimini teşvik edecek sistemin kurulabileceğini, burada gayenin platformları Türkiye'den uzaklaştırmak değil; Türkiye'de kazanan platformların Türkiye'nin kültür ve içerik ekonomisine de yatırım yapmasını sağlamak olduğunun altını çizdi.
Televizyona ağır yaptırımlar uygulanırken dijital mecralar denetimsiz bırakılıyor.

