Avrupa'nın "dördüncü küresel güç" olma fırsatı: Merkezde Türkiye var!
Ankara'daki 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliği damga vurdu. Dünyada güç dengeleri değişirken Avrupa'nın ABD, Rusya ve Çin karşısında dezavantajlı konuma düştüğü değerlendirmeleri yapılıyor. Bu noktada Türkiye'nin coğrafya, üretim kabiliyeti, genç nüfus, askeri kapasite, savunma sanayii ve kriz coğrafyalarını okuyabilme becerisine dikkat çeken Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür, Türkiye ve Avrupa'nın kuracağı ortaklığın dördüncü küresel güç olacağını yazdı.
Ankara'daki 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliği damga vurdu.
DÖRDÜNCÜ KÜRESEL GÜÇ FIRSATI
Başkan Erdoğan'ın dünya siyasetindeki rolüne ve Türkiye'nin coğrafya, üretim kabiliyeti, genç nüfus, askeri kapasite, savunma sanayii ve kriz coğrafyalarını okuyabilme becerisinin önemine dikkat çeken Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür, Türkiye ve Avrupa'nın kuracağı ortaklığın dördüncü küresel güç olacağını yazdı.
İşte Övür'ün NATO Zirvesi sonrası kaleme aldığı 9 Temmuz tarihli yazısı:
Dünya değişirken bazı gerçekler kendini gecikmeli de olsa kabul ettirir. Jeopolitik böyledir. Ankara'daki NATO toplantısı tam da bunu gösteriyor. Siz onu görmezden gelseniz de o sizi görmezden gelmez. Haritalar ideolojilerden, coğrafya önyargılardan, güvenlik ihtiyaçları da diplomatik nezaket cümlelerinden daha güçlüdür. Buna bir de "liderlik" etkisini eklemek gerekiyor.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ile bir araya geldi. (Haberin fotoğrafları AA, DHA ve İHA'dan alınmıştır.)
İşte Ankara'da NATO'nun geleceği tartışılırken Avrupa bu gerçekle yüzleşiyor. O yüzleşmenin farkında mı bilemem ama artık soru Türkiye'nin Avrupa için önemli olup olmadığı değildir. Bu çoktan cevabı verilmiş bir sorudur. Asıl soru şudur: "Avrupa, Türkiye'nin kendisi için stratejik öneme sahip olduğunu söyleyecek cesarete sahip midir?"
Çünkü Avrupa bugün yalnızca ekonomik bir birlik olarak yoluna devam edemez. Soğuk savaş sonrasında oluşan rahatlık dönemi sona erdi.
ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında büyüyen, refahını enerji bolluğu ve küresel ticaret düzeni üzerine kuran Avrupa, artık bambaşka bir dünyayla karşı karşıya. Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizleri, göç baskısı, Çin'in yükselişi, Ortadoğu'daki istikrarsızlık ve transatlantik ilişkilerdeki belirsizlik, Avrupa'ya acı ama net bir gerçeği hatırlatıyor: Ekonomik güç, stratejik derinlik olmadan uzun süre ayakta kalamaz.
Takvim Kaynak Tercihleri
Başkan Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz
İşte Türkiye tam bu noktada Avrupa'nın karşısına bir "aday ülke" dosyası olarak değil, Avrupa'nın küresel stratejisinin en önemli tamamlayıcısı olarak çıkıyor.
Avrupa'nın sermayesi var, teknolojisi var, kurumsal tecrübesi var, yüksek katma değerli üretim kapasitesi var. Ancak Avrupa'nın genç nüfus dinamizmi zayıflıyor, siyasetin merkezi marjinal güçlere kayıyor, enerji yolları kırılganlaşıyor, savunma refleksi gecikiyor, jeopolitik etki alanı ise daralıyor.
Türkiye ise Avrupa'nın eksik bıraktığı alanlarda dikkat çekici bir tamamlayıcı güç hâline geliyor: Genç ve üretken nüfus, güçlü sanayi altyapısı, büyüyen savunma sanayii, stratejik coğrafyası, Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Ortadoğu'ya kadar uzanan etki alanı.
Bu tabloyu doğru okuyan herkes aynı sonuca ulaşır: Türkiye, Avrupa'nın yükü değil, Avrupa'nın çarpan gücüdür.
Başkan Erdoğan NATO Zirvesi'nde
Dünyanın yeni güç haritasına bakın. Amerika'nın gücü teknoloji, dolar ve askeri kapasitedir. Çin'in gücü üretim, nüfus ve devlet aklıyla kurduğu ekonomik disiplindir. Rusya'nın gücü enerji, askeri derinlik ve coğrafi sertliğidir. Peki Avrupa'nın gücü nedir? Sermaye, teknoloji, hukuk, demokrasi, pazar ve tarihsel birikim.
Türkiye'nin gücü nedir? Coğrafya, üretim kabiliyeti, genç nüfus, askeri kapasite, savunma sanayii ve kriz coğrafyalarını okuyabilme becerisi.
Bu iki güç birleştiğinde ortaya yalnızca genişlemiş bir Avrupa çıkmaz. Küresel ölçekte yeniden ağırlık merkezi olabilecek, savaş ihtimalini de azaltan yeni bir stratejik blok çıkar.
O akıl pek yok gibi görünüyor ama yine de hatırlatalım.
Başkan Erdoğan NATO Zirvesi sonrası açıklamalarda bulundu.
Avrupa, Türkiye ile birlikte hareket ederse sadece daha büyük bir pazar elde etmez; daha güvenli enerji koridorlarına, daha dirençli tedarik zincirlerine, daha güçlü bir savunma mimarisine, daha etkili bir NATO kanadına ve daha geniş bir jeopolitik derinliğe kavuşur. Dördüncü küresel güç olur. Türkiye de Avrupa ile daha derin ve adil bir ortaklık kurduğunda sermaye, teknoloji, finans ve kurumsal entegrasyon açısından yeni bir sıçrama imkânı yakalar. Bölgeye de demokratik ve refah toplumu örnekliğini sürdürür.
Ama tersi olursa Türkiye yoluna devam eder, Avrupa'nın ise nereye savrulacağı belli olmaz. Yani mesele tek taraflı bir ihtiyaç meselesi değil. Bu, iki tarafın da tarihi fırsatıdır.
Peki, Avrupa bu fırsatın farkında mı? Ve bugüne kadar ne yaptı, ne yapmalıydı?
Yarın devam edelim.