Mütefekkir Sadık Albayrak'ın yarım asırlık ilim mücadelesi! Son Devir Osmanlı Uleması'nın hikayesi | "Harf devrimi hafıza kıyımı yaşattı"
Mütefekkir Sadık Albayrak, "Son Devir Osmanlı Uleması" külliyatının çıkış hikâyesini anlattı. Albayrak, "Diyanet yöneticisi Lütfi Doğan'la görüştüm. 'Git Anadolu'ya, vaaz ver, siyasi kimlik kazanırsın, meşhur olursun' dedi. 'Hayır' dedim; 'Meşhur olmak değil, ilim yapmak istiyorum. O "Hayır" cevabı 9 ciltlik külliyatın başlangıcı oldu" ifadelerini kullandı. "Hilafet ve Halifesiz Müslümanlar" kitabı sebebiyle 163. maddeden yargılandığını anımsatan Albayrak, diploma sisteminin gelmesiyle icazet geleneği unutulduğunu belirtti. 1928 Harf Devrimi sonrasında yaşanan kültürel kopuşa dikkat çekerek hafıza kıyımı yaşandığını söyledi.
Araştırmacı, yazar, gazeteci ve mütefekkir Sadık Albayrak, yarım asrı aşan emeğiyle hazırladığı "Son Devir Osmanlı Uleması" külliyatının hikâyesini anlattı.
Turkuvaz Medya Grubu bünyesinde yayımlanan Aktüel Tarih dergisinden Doğan Mert Demir'e konuşan Albayrak, "Son Devir Osmanlı Uleması" külliyatını yazma fikrinin 1970'li yıllarda şekillendiğini belirtti.

Dönemin son Osmanlı ulemasından ders aldıklarını ve onların yaşadığı zorlukların kendisini derinden etkilediğini anlatan Albayrak, o günlerde verdiği kararı şöyle dile getirdi:
"Bu, 70'li yıllarda başlayan bir süreç... Yedek subaylığım bitince Anadolu'ya tayin edilmek istemiyordum; gönlüm İstanbul'da kalıp çalışmaya devam etmekten yanaydı. Çünkü İstanbul, hem ilim çevrelerinin hem de arşivlerin merkezidir... O vakit merhum Mahir İz'in 'Yılların İzi' adlı hatıratını okurken kendi kendime bir söz verdim: 'Eğer boğulacaksam, büyük denizde boğulayım!' dedim ve Anadolu'nun güvenli limanlarına sığınmaktansa, İstanbul'un dev dalgalı ilim deryasında kalmayı seçtim."

TEK DERDİM İLİMDİ
Sadık Albayrak, İstanbul Müftülüğü'ndeki Şer'iye Sicilleri arşivine yönelmesinin dönüm noktalarından biri olduğunu belirterek, Ankara'da dönemin Diyanet yöneticisi Lütfi Doğan ile yaptığı görüşmeyi ve İstanbul'da kalma kararını şu sözlerle anlattı:
"Askerlik için vaizlikten istifa etmiştim ki, İstanbul Müftülüğü bünyesinde Şeyhülislamlık devrinden kalma Şer'iye Sicilleri olduğunu öğrendim... Israr etti; 'Git Anadolu'ya, güzel güzel vaaz ver, siyasi bir kimlik kazanırsın, meşhur olursun,' dedi. Yine 'Hayır' dedim; 'Ben meşhur olmak değil, ilim yapmak istiyorum.' İşte o gün verdiğim o 'Hayır' cevabı, yıllar sonra ortaya çıkacak olan 9 ciltlik külliyatın başlangıcı oldu."
"BU KİTABI HEMEN BASIN" TALİMATI VERİLDİ
Arşivlerde çalışmaya başladıktan sonra eski yazıyı ve belge okumayı bizzat bu defterlerin başında öğrendiğini anlatan Albayrak, yoğun çalışmalar sonucunda ilk cildi tamamladığını söyledi. Fakat kitabın yayımlanma sürecinde beklenmedik engellerle karşılaştığını da dile getirdi:
"Lütfi Doğan Hoca kitabı görünce 'Bu kitabı hemen basın' talimatını verdi. Ancak tam o sırada görevden alındı. Yerine gelen yeni başkan bana 'Bu kitabı Türkçeleştir' dedi... 'Dersiâm' ve 'müderris' gibi kavramların nesini Türkçeleştireceksin? İşin fenası, kitabı basmıyorlar ama bana geri de vermiyorlardı. Aylarca bekledim. Sonunda kitabı resmi yazıyla geri aldım ve bir daha onlara teslim etmedim."
BEŞ YILLIK GECE GÜNDÜZ ÇALIŞMA
Sadık Albayrak, kurumların destek vermemesi üzerine "Son Devir Osmanlı Uleması" çalışmasını kendi imkânlarıyla sürdürdüğünü anlattı. Yıllar süren arşiv ve kütüphane çalışmalarının ardından ilk cildi büyük fedakârlıklarla bastığını belirten Albayrak, süreci şöyle anlattı:
"Bu sefer kimseden medet ummadan bizzat kendim başladım çalışmaya. Tam 5 yıl gece gündüz demeden uğraştım... Kitabı basabilmek için başka çarem kalmamıştı; babamın aldığı arsamı sattım, o parayla kâğıt aldım ve ilk cildi bizzat bastım. Fedakârlık etmeden eser ortaya çıkmıyor..." Yıllar içinde arşivlerde bulduğu yeni belgeler ve isimlerle çalışmayı genişleterek eseri dokuz cilde çıkardığını söyleyen Albayrak, motivasyonunu şu sözlerle dile getirdi: "Kim ki bir müminin tarihini ve geçmişini kaleme alır, onu adeta yeniden ihya etmiş gibi olur... Ben de bu 9 ciltte binlerce ismi yeniden hatırlattım. Belgeler orada duruyor; yeter ki onları okuyacak, anlayacak ve değerlendirecek bir gayret olsun."
KÜLTÜREL KIRILMAYA DİKKAT ÇEKTİ
Sadık Albayrak, "Osmanlı Uleması" külliyatında ilim hayatının yanı sıra ulemanın toplum ve devlet içindeki rolünü de ortaya koymaya çalıştığını dile getirdi.
Kitapta yer alan bazı isimlerin hem ilimle hem de vatan müdafaasıyla öne çıktığını vurgulayan Albayrak, "Çaykaralı İsmail Hakkı Efendi... Of'un köylerinde medrese tahsili görmüş bir âlim. Ama 1914'te Ermeniler isyan ettiğinde eline silah alıp jandarmayla omuz omuza savaşıyor ve orada şehit düşüyor! İşte bunlar hep unutulmuş, tarih sayfalarından silinip gitmiş isimler... Ben ulemayı yazdım ki, eser 'belgesel biyografi' hüviyeti kazansın." Çalışmasının aynı zamanda Cumhuriyet döneminde yaşanan kültürel kırılmaya da işaret ettiğini belirten Albayrak, şunları söyledi: "Benim çalışmam, Cumhuriyet ile beraber yaşanan o sert kültürel kırılmayı birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görmektedir... O defterlerde yalnızca isimler değil, bir medeniyetin hafızası saklıdır." dedi.
YILLARCA ARŞİVDE BELGE İNCELEDİ
Sadık Albayrak, Meşihat Arşivi'nin bulunduğu tarihî mekânın Osmanlı ilmiye teşkilatı açısından taşıdığı büyük öneme dikkat çekerek, zaman içinde yaşanan kayıpların bir medeniyet hafızasının da yok olmasına yol açtığını söyledi. Tarihî mekânın korunması için bazı girişimlerde bulunulduğunu ancak sürecin sonuçsuz kaldığını söyledi.
Meşihat Arşivi'nde uzun yıllar çalıştığını ve burada çok sayıda belgeyi bizzat inceleme fırsatı bulduğunu belirterek arşivlerin geçmişte ihmal edildiğini belirten Albayrak, "Meşihat Arşivi aslında tam anlamıyla bir hazineydi; ama ne acı ki ihmalden her yer pislik kokuyor, rutubetli köşelerde devasa sinekler uçuşuyordu... Ben o defterleri nemli mahzenlerden çıkarır, saatlerce güneşe serip havalandırarak adeta yeniden hayata döndürürdüm." dedi.
AKADEMİK KARİYER YERİNE ARAŞTIRMA YOLU
Albayrak, Osmanlı'nın son dönemine ilişkin "medreseler bozuldu" şeklindeki yaygın görüşe de itiraz ederek Anadolu'da ilim ve yayın hayatının canlılığını gösteren örnekler bulunduğunu söyledi.
Bu yaklaşımın Batı merkezli tarih anlatısından kaynaklandığını vurgulayan Albayrak, şöyle konuştu:
"Bakınız, sene 1901... Elazığ'da Hurşit Efendi Matbaası kurulmuş; harıl harıl taş baskı yapıyor. Lakin biz ne yaptık? 'El yazmasıdır, eskidir, geridir' diyerek bu muazzam birikimi hor gördük."
Akademik kariyer yerine araştırma ve yazı hayatını tercih ettiğini anlatan Albayrak, bu kararıyla ilgili yaşadığı bir hatırayı da şu sözlerle dile getirdi: "Fethi Gemuhluoğlu bana 'Bu kitabın üzerinde Profesör Doktor yazmadıkça kıymeti bilinmez' demişti. Ama ben akademik unvanların peşinden gitmek yerine araştırma ve yazı hayatına yönelmeyi seçtim."
KALEM OYNATMAK KOLAY DEĞİLDİ
Sosyal meseleleri İslam düşüncesi çerçevesinde ele aldığı makalelerin daha sonra kitap hâline getirildiğini belirten Albayrak, şöyle konuştu:
"Ben hep yazılar yazıyordum. Yeşilay'da çalışmaya başladığımda oranın dergisinde de yazmaya devam ettim... 'İslam'da işçi', 'İslam'da yönetici', 'İslam'da emek-sermaye ilişkileri' gibi konularda makaleler kaleme aldım. Daha sonra bu yazılar bir araya getirildi ve 'Sömürge'ye Karşı İslam' kitabı ortaya çıktı. Kitap 1971 senesinde neşredildi."
Albayrak, yazarlığa başladığı dönemin güçlü bir entelektüel ortam barındırdığını da vurgulayarak o yılların fikir dünyasını şu sözlerle anlattı:
"O zamanlar kalem oynatmak kolay değildi; hem fikrî bir rekabet vardı hem de ciddi bir entelektüel ortam. Erdem Beyazıt'tan Mehmet Akif İnan'a, Cemil Meriç'ten İsmet Özel'e kadar birçok güçlü kalemin olduğu bir dönemdi."

"DİPLOMA SİSTEMİ GELDİ, İCAZET GELENEĞİ UNUTULDU"
Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan "mektepli-medreseli" tartışmasına da değinen Albayrak, icazet geleneğinin yerini diploma sisteminin almasını şöyle değerlendirdi:
"İcazetnameyi kaldırıp yerine diplomayı getirdiler... Oysa icazetname yalnız bir belge değil, bir medeniyetin hafızasıdır."
"HARF DEVRİMİNDEN SONRA KÜLTÜR KIYIMI YAŞANDI"
Albayrak, 1928 Harf Devrimi sonrasında yaşanan kültürel kopuşa da dikkat çekerek "1928'de devrim yapıldığında Sahaflar Çarşısı'nın önü el yazması kitaplarla dolmuştu... Bizde de o dönemde benzer bir hafıza kıyımı yaşandı." değerledirmesinde bulundu.

BİR KİTAP YÜZÜNDEN GELEN YARGILAMA
Albayrak, bazı eserleri nedeniyle geçmişte yargılandığını da hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
"'Hilafet ve Halifesiz Müslümanlar' kitabı sebebiyle 163. maddeden yargılandım... O yıllar bizim için mahkeme koridorlarında geçen uzun bir dönemdi. Ancak Turgut Özal döneminde yapılan değişikliklerle birlikte bu davalar düştü."
